engelleme seçenekleri



gurbetkuşi kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


gurbetkuşi kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


gurbetkuşi kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


blog yazarı 1kanka kuşu (1614)
1098· 119· 6· 2· dün
İşin edebiyatına ya da geleneğine girmeyeceğim. O kısım beni aşar. Kahve bir içecekten ziyade bir kültür artık. 1. Dalgadan başlayıp 3. İle devam eden süreçten bahsetmek isterim biraz.

1. Dalga kahve dediğimiz suda çözünebilen, ...devamını oku
İşin edebiyatına ya da geleneğine girmeyeceğim. O kısım beni aşar. Kahve bir içecekten ziyade bir kültür artık. 1. Dalgadan başlayıp 3. İle devam eden süreçten bahsetmek isterim biraz.

1. Dalga kahve dediğimiz suda çözünebilen, granül kahve ile tanışmamızla başladı. Hani adı şu malum marka ile özdeşleşmiş olanı. Kahvenin en hızlı ve en kolay ulaşabilir olanı. Aynı zamanda da en sağlıksız olanı. Granül kahveler normal kahvenin demlenip, bazı işlemlerden geçirilerek (katkı maddeleri eklenmesi) pestil gibi kurutulup ufalanmasıyla ortaya çıkıyor. Yani aslında kahve değil. İçme annem, içme gülüm. *

2. Dalga kahveye geçişimiz çok değil bi 8-10 sene kadar evveline dayanıyor. Al-çık diye tabir edilen, her yerde zincir halinde şubeleri bulunan, kahvelerin aylık kavurulup öğütüldüğü, 1. Dalga kahveye nispeten daha “kahve” ve daha sağlıklı olan türü bu 2. Dalga. Soslu,kremalı,buzlu ve dondurmalı “kahve” çeşitleri, kapitalist düzene yenik düşmemek adına ortaya çıkmış, kahveden pek uzak şeyler olsa da tercih edeni elbette ki fazla. Bu dalga ile tanışmamızdan sonra biraz biraz kahve hakkında bilgi edinmeye başladık gibi. Arkası da hızlıca geldi.

3. Dalga kahve; son 2-3 sene içinde başladı. kahvenin en sade, en net ve sağlıklı hali. Beş altı çeşit demleme yöntemi, demleme yöntemlerine uygun alet edevat, çekirdeğin hangi ülkeden, kaç metre yüksekten, hangi çiftlikten geldiğinden tutun da nerde, nasıl, ne şekilde kavrulduğuna kadar bildiğimiz (zaten kahve haftalık olarak kavurulup öğütülüyor) aslında kahve kültürüne net giriş yaptığımız hali. 3. dönem olarak da adlandırabiliriz.

gri alçı sıvalı, ahşap, siyah Demir mobilyalı, mutlaka yeşilliklerin bulunduğu, kahve çuvallarının ortalık yerde durmasının olmazsa olmaz olduğu mekanlar salaş semtlerdeki köşe başlarında açılmaya başlandı. Çok da iyi oldu aslında. Her ne kadar “hippi işi bu yea” diye gevrek gevrek konuşanlar olsa da Nitelikli ve gerçek kahve ulaşılabilir oldu. “Aaa bu neymiş ki ya” dediğimiz aletler ilgi çekmeye ve mutfağımızın baş köşelerinde yer almaya başladı. Kahveye olan ilgi arttı ve kıyısından köşesinden biz de bu kültürü edinmeye başladık.

aeropres, shiffon, coldbrew düzeneği, filtre kahve, Türk kahvesi, çekirdekler, kavurma ve öğütme yöntemleri, tarifler... bunlar da başka bir entry konusu. *

Kahve araçları:
sifon - syphon
aeropress
Frenchpress
hario v60
Chemex
Mokapot ve espresso

Kahve çeşitleri:
Americano
Macchiato
Latte
Frappe
Mocha
Soğuk kahve tariflerim
yeni bir soğuk kahve tarifi daha

Kahve demleme yöntemleri:
pour over
Türk Kahvesi
Cold brew
Cold press

Edit: kahve ile ilgili enteyleri yazdıkça buraya ekleyeceğim.
entry akışı (yeni)
klasik görünüm
  • uyku düzeni

    Yanlız olmadığımı bilmek bencilce içimi rahatlattı. Affınızı diliyorum sevgiler yazar dostlar.

    Kendimi bildim bileli yaşadığım bir sorun bu düzeni bir türlü kuramamak. Uykuya dalma problemim var daha çok. Fazla uzun sürüyor; nereden baksanız üç saat. Dönüp durduktan sonra sızıyorum. Bu sebeple gözlerimin altında koyu renkli halkalar mevcut. Daldıktan sonra uyuyabiliyorum. Ama en ufak bi kıpırtıya, nefes sesine dahi uyanıyorum. Herkes telefondan, bilgisayar kullanmaktan, stresten sebep Falan diyor. Belki etkisi vardır ama 14 yaşından beri telefon kullanıyorum. Öncesinde telefon yoktu hayatımda mesela. Ben çocukken de uyuyamıyordum. Dört Beş yaşlarındayken annem beni öğlen uykusuna yatırırdı beşiğe, uyumazdım. Ama sesimi de çıkartmazdım. Vakit geçince annem beni gelip kaldırırdı. Sanki uyumuşum gibi. Bunu bile hatırlıyorum düşünün.

    Psikoloji eğitimini alırken beynin işleyişiyle ilgili bir konuda ders anlatırken profesörümüz bir şeyden bahsetmişti. Bir araştırma içeriğiydi net hatırlamıyorum. “İnsanlar ikiye ayrılır; kimisi gece kuşları kimisi gündüz kuşlarıdır. Gündüz kuşları işin hava kararınca hayat biter, dinlenme, uyku başlar. Sabah erken kalkar, gün boyunca enerjiktirler. Gündüz yaşarlar. Gece kuşları da bunun tam tersidir.” Demişti. Sonra uzun uzun anlatmıştı. Sanırım bu doğru.

    Gece rutinimi tamamladım, şimdi yattım. Yastığa bir iki damla Lavanta yağı Damlattım. Biraz olsun gevşemeye ve derin uykuya yardımcı oluyor. Ama uykuya dalma yöntemi henüz keşfedemedim.
  • turk.net

    Sürekli kesintilerden ve diğer problemlerden yıldıran internet sağlayıcısı. Baya dandiktir. Bu sebeple Turkcell superboxa geçiş sağladık. Rahat ettik.
  • evde kalmış kadınların ortak özelliği

    “Bundan size ne olması?!” Diye soran kadındır. Yeter, şu kadınları bir salın artık! Herkes evlenmek zorunda değil, herkes çocuk sahibi olmak zorunda değil, herkes okumak ya da statü sahibi olmak zorunda değil, herkes güzel ve bakımlı olmak zorunda değil, herkes sizin gibi “elalem ne der?” Diye yaşamak zorunda değil. Entryleri okumadım. Bu konu hakkında ya da benzer diğer konu başlıklarına ciddi ciddi bir şey yazan ya da normal hayatta kafa yorup yorum yapan, bir şeyler konuşmayı kendinde hak görenleri normal bir insan olarak kabul edemiyorum, etmiyorum. Bırakın artık birbirinize psikolojik baskı uygulamayı.

    Size ne?
    Sana ne?
    Sana ne!

  • bir anlık hevesle alınıp kullanılmayan şeyler

    Çok şükür hiç olmayan şeydir benim için. Bir eşyayı alıp da kenara koymaktan nefret ederim. Kullanmayacaksam alıp eşya biriktirmenin, ruha yük etmenin anlamı yok diye düşünüyorum.

    Sadece pandemi süreci başladığında yeni aldığım bir kaç kıyafet ve çanta vardı. Sokağa çıkamadığımız için kullanamadım. Buna örnek olabilir mi emin değilim. Bu günler geçince ilk kullanacağım şey o çanta. *
  • hiç makyaj yapmayan kızlar

    Benim bu.

    Geçen Ahde vefa İle bir konu üzerine konuşurken dile getirdiğimde oldukça şaşırmıştı. Birkaç düğün ve kendi düğünüm dışında Hiç makyaj yapmadım. Elim sürekli yüzümde, gözümde. Rahatıma fazla düşkün bir insanım. Makyaj bu sebeple rahatsızlık verici bir şey benim için. Fondöten ağırlık yapıyor, bir zaman sonra kusuyor. Göz makyajı akıyor, elleyince bulaşıyor. Saçma sapan. Bu sebeple yüzümü yormadığıma seviniyorum çünkü tek bir çizgim, kırıklığım yok. Yaşım 27. yaşıtlarımdan on yaş küçük görünüyorum. İnsanlar evli olduğuma, üniversite bitirdiğime inanmıyorlar. Hoş bu duralar kilo aldığım için bir tık büyüdüm gibi.* Etrafımdaki herkes bunu dile getirince hoşuma gidiyor. Bir de alıştırmak var. Kuzenim demişti; “ay gurbetkuşi ne güzel, hiç alıştırmadın etrafını makyajlı yüzüne. Kimse sana hasta mısın diye sormuyor. Cildin de bebek gibi.” Hoş o kadar da bebek gibi değil ama kuzeniminkimkadar sivilce, yara, iz falan da yok.

    Çok geç değil. Tavsiyem en önce ten makyajını bırakmanız ve içten dışa doğru bir cilt bakımına girmeniz. Bol su içmek önemli, ben bunu pek yapamasam da. Yüzü çitilememek ve nazik davranmak, tırnak değdirmemek gerek. Yemeye içmeye dikkat etmek lazım. Doğal cilt bakım tarifleri ile de şahane bir cilde sahip olabilirsiniz. Makyaj malzemelerine yatırdığınız serve doğal cilt bakımına yatırın. Kendiliğinden makyajlı gibi pürüzsüz bir cilt elde edersiniz zaten.