sen nesin

  • şüphesiz; sen, sen değilsin.
    sen osun.
    ama sen, sen olaraktan değil.
    o, bir giriş şekli ile sana dahil değildir.
    ama, bir çıkış şekli ile de senden hariç değildir.
    keza; sen de onun haricinde değilsin.
    bu anlattığım mana ile, senin mevcud olduğunu kastetmiyorum.
    keza sıfatını da.
    şunu anlatmak istiyorum:
    sen hiç bir zaman var olmadın.
    olman da mümkün değil.
    her şeyi bir yana at.
    hiç bir şeyle olma.
    hatta sen, sen olma.
    hele nefsinle hiç olma.
    onunla, yani: hakla da olma.
    hatta, onda da olma.
    onunla birlikte de olma.
    fakat, şunu da unutma ki,
    sen, ne bir fanisin; ne de bir
    mevcud.
    sen osun; o da sen. (muhyiddin ibn arabi)

    aklımıza hemen matrix filmindeki kaşık sahnesi gelir bu sözlerden sonra...

    The Matrix - Aslında Kaşık Yok

    sanal dünyada her şey sadece bir bilgisayar kodudur. matrix bir bilgisayar tarafından kurulup tasarlanan bir sanal dünya olduğundan her şey mümkündür.
    neo'nun kaşığı bükmesi için tek yapması gereken gerçeği bilmektir.
    insanlar hep başkalarını bükmeye çalışır ve başaramaz, halbuki kendi benliğini bükebilen biri gerçeği görerek her şeyi bükebilir.
    egonu bük, kendini tanı, kendini anla, ne olduğunu öğren.

    “aslından uzaklaşan her canlı, uzaklaşması ölçüsünde aslına dair bilgisini kaybeder” der muhyiddin ibn arabi.
    Denizde ne varsa bir gün kıyıya vurabilir.
    Kıyıda gezinirken bazen çok değerli şeyler de bulabiliriz, üzücü şeyler de.
    Kalbimiz bir deniz, Dilimiz ise o denizin kıyısı olduğuna göre
    bir dakika bile olsa düşünmemiz gereklidir
    ben neyim
    sen nesin
    biz neyiz...
  • Aziz nesin
  • "hayatımın her aşamasında, her durumunda, başkalarıyla olan bütün ilişkilerimde, hep davetsiz bir misafir olarak görüldüm. en azından bir yabancı olarak. gerek ailem, gerek dostlarım, beni daima dışarıdan biri olarak algıladılar. bir kez olsun kasten o şekilde davranmış değilim. davrandımsa da, karşımdakilerin farkında olmadan gösterdiği tepkilerden olmuştur o da.

    her zaman her yerde iyi karşılandım. benden daha az çatık kaş, kötü muamele görmüş, azar işitmiş insan herhalde enderdir. ama hiç eksik olmayan bu sevecenlikte sevgi yoktu. doğal olarak, en yakınlarım için bile misafirdim, bunun için de iyi ağırlanmalıydım, ama yabancılara gösterilen o hesaplı özenle, davetsiz misafirlerin payına düşen sevgisizlikle.

    canayakın bir insan sayılırım. karşımdakinden de hemen yakınlık görürüm, sevgi ise hiç gelmez. bugüne dek tek bir insanın bile bağlandığını hatırlamam. günün birinde sevilmek, bir yabancıyla senli benli konuşmak kadar imkansız gelir bana.

    bütün bunlar canımı mı yakıyor, yoksa ıstırap ya da tevekkül getirmeyen, kayıtsız bir kader gibi kabulleniyor muyum, bilemiyorum.

    hep hoş bir insan olmaya çalıştım. oldum olası, kayıtsızlıktan başka bir şey bulamamanın acısını çektim. feleğin bir öksüzü olarak, bütün öksüzler gibi ben de biri beni sevsin istedim. ama sevgiye hiç doyamadım ve bu yararsız açlığa o kadar güzel ayak uydurdum ki, bazen doymam şart mı, onu da bilemiyorum."

    (bkz: huzursuzluğun kitabı)- fernando pessoa
  • Biz neyiz?
    "Aşk kime benzer" dedi..
    "Aşk bir neyzene benzer" dedim..
    "Aşk bir neyzene benzerse biz neyiz?" dedi..
    "Evet" dedim "Çok doğru!... Aşk bir neyzene benzerse, biz "Ney"iz! (Hz. Mevlana)

    neyiz
  • sevgili aziz nesin'in şöyle bir anısı vardır;
    1934 yılında soyadı kanunu çıktı. Herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için, insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘Eli açık’, dünyanın en korkakları ‘Yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘Çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için, güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘Nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘Nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.