budizm

  • budizm;
    bugün dünya üzerinde yaklaşık 500 milyonu aşkın inananı bulunan bir dindir. ilk olarak hindistan'da ortaya çıkmıştır daha sonraları ise güneydoğu ve doğu asya'da yayılmıştır. budizm farklı bakış açılarına göre bir din değildir, felsefe olarak da tanımlanabilir. budizm, ilk hedef olarak temel öğretilerinden dört tanesini iyice insan bedenine olumlamayı öğretir.
    bu dört temel öğreti ise:
    - acı çekmek : insan bedenine veya ruhuna derince bir tatminsizlik işlemiştir. doğmak ve ölmek insana acı verir, geçmişi ve geçmişte kalan hatıraları hataları hatırlamak benliğimize derin yaralar ve acı verir.
    - bağlılık ( acı çekme sebebi) : insan, yapısı gereği çabuk bağlanır, ilişkilerindeki veya çevredeki cisimlerle, insanlarla sağlıksız bir bağ kurar. buda'nın öğretilerine göre insanlar bencilliklerini ve savunmasızlığı desteklemek için maddi şeylere ve diğer insanlara tutunuruz. Bu ölçüsüz olan bağlılıklar, insanlığın acı verici tutkulara sahip olmasına sebep olur; zehirlidir,insanı zayıflatır ve hasta eder. Geçici şeylere bağlandığımızdan onları kaybettiğimizde acı çekeriz.
    - çekilen acının son bulunması: Budizmin öğretisine göre, insanlar amacı olan ruhani varlıklardır; amacımız, bilgeliğimiz, alçak gönüllülüğümüz ve gerçeği arayışımız sayesinde yükselmek ve bir yandan yanlışlarımızdan ders alırken bir yandan da maddi şeylere bağlılıktan kendimizi kurtarmaktır. Bu gerçekleşene kadar, Budizm’in Çarkı dönmeye devam eder. Hatalarımızı düzeltmek ve bu can alıcı ızdıraptan beter acıyı dindirmek için sonsuz sayıda fırsatımız olabilir.
    - bizi acımızın son bulduğu yere götüren yol: Üçüncü temel öğreti, kendimizin farkına varmamız ve bu hayatta bir amaç – hayatımızı ve diğer insanların hayatlarını zenginleştiren “yüce bir amaç” bulmamız için bizi cesaretlendirir, Bunun gerçekleşmesi için, “insanlara ya da eşyalara sahip olmak” gibi kör bir saplantıya kapılmamalısınız. Bağlanmamaya kendinizi alıştırmak her zaman daha iyidir; eğer bunu yapmazsanız, yine acının herhangi bir türünü hissedersiniz fakat acı sizi derinden sarsmaz ve içsel iyiliğinize mani olmaz.
    budizm, aynı zamanda hinduizme yönelik eleştiriler sunar, bunlardan birisi hinduizmin tanrı anlayışıdır. hinduizmin daha çok mistik öğretileri, yaklaşımları varken budizmin tam tersi yaklaşımları vardır.
    aynı zamanda budizmin yoga ritüeli veya hinduizmin yoga ritüeli yükselen yeni günümüz trendlerden birisi olmuştur.
    budizm ile islamın benzer yanları da mevcuttur.
  • Kısaca Farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olarak tanımlanan budizm, hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamak ve bunları gidermenin yollarını göstermektir. Yine Bilgisiz (cahil) biri çıkıp bana yanlış biliyorsun kaldır şu entry'ni demez umarım :)
  • budizm tanrısız, kurbansız ve ağır ibadetler içermeyen saf yapısıyla yeryüzündeki pek çok ulusun rahatlıkla benimseyebileceği bir yapı gösterir. öğreti ile yayılmış, savaş yolu ile yayılmamış bir dindir. aklı bir kenara bırakmak şöyle dursun, her aşamada aklı kullanarak biçimlenmiştir. bazı efsaneler ve eski düşünce biçimleri dinin içine sızmışsa da 2500 yıl önceki saf halini görebilmek çok zor değildir. buddha ölmeden önce yerine geçecek kişiyi seçmemiştir. o. dhammayı izlemeyi salık vermiş, ayrıca herkesin kendi kendine ışık olması gerektiğini söylemiştir. diğer dinlerde sıkça görülen metafizik, sihir, büyü gibi anlaşılmaz şeyler öz budizmde yoktur. gerçekten inançları soyut temellere dayandığı için diğer bir çok dini eleştirmek zordur ve inananlarını kızdırır. budizm ise eleştirilebilir ve inananları daha hoş görülüdür. hatta budizmin oluşmasında eleştirel bakışlar büyük rol oynamıştır. tanrı ve tanrılarla görüştüğünü öne sürmeyen, sadece kendine ve düşüncelerine güvenen tarihi bir kişilik olarak buddha, zamanın geçiciliğini temel almıştı ve başka bir çok düşünürün yaptığının tersine o, tanrı nedir, dünya nedir, biz neyiz gibi soruları yanıtsız bırakmayı uygun görmüştü. o bir etik devrimcisiydi. insanı ve toplumu doğanın acımasız çarkından çıkarıp sosyal bir varlık olarak kabul ederek birbirini incitmeden yaşamanın yolunu göstermiştir: insanlara, çağlara ve toplumlara göre değişen, göreceli gerçeği değil, mutlak gerçek’i kavrayarak şimdikinden çok daha faklı bir yaşamı benimsemeyi göze alacak sosyal bir varlık. onun bu düşüncelerinin 2500 yıldır yaşadığı düşünülecek olursa, hiç de küçümsenmeyecek bir olgu olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır.

    Alıntıdır