düşün ki o bunu okuyor
-
Şehrime gel sevgilim,
Yarın çık gel.
Bırak her şeyi,
Bir bekleyenim var de gel.
Gel ki, bu şehir adımlarınla anlamlansın.
Gel ki, bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
Gel ki, nefes alayım.
Gel. -
zor bir gece geçirdik. ama bak yine sabah oldu.
sarılalım. seni seviyorum. '*' -
abılı şabılj könğlü cümülü mahinyo şahinto rakanda makansa...
okuyabildi mi acaba :/ -
Belki bir gün galata'ya karşı birlikte çay içer, kitap okuruz. -
okumasana kız -
içecek halim yoktu. hem zaten ben vodkayı bıraktım.
kahretsin, üzülmek için çok yorgunum. -
sürecin netleşmesi için sanırım biraz geri çekilip olayların gidişatını seyretmem gerek. buyurun arkadaşlar sahne sizin.
ben köşeden izliyorum. -
acı çekiyorum, gülümse... -
ya şebelek bıkmadın mı -
tamam ne dersen, ne yaparsan kabulum. sıkıntı değil benim için.
anlamıyorsun.
seni hayatıma dahil ederek yıllardır başımı ağrıtan bir soruyu çözmüş oldum. ve ben senden ayrılarak, tekrar o sorunun çıldırtan çaresizliğine düşmek istemiyorum.
beni bırakma. seni seviyorum. -
Doğru yoldasın aynen devam! -
biliyorsun ben sevdiğimi kolay kolay söyleyemem. sonra uzakta olan birine de bağıramam böyle avazım çıktığı kadar. başkaları duyar diye kendimden bile korkarım. bu beni mahvediyor ama ne diyeyim senin içine sindiyse. yarım kalmak yerine daha huzurla yürüyorsan sokaklarda, geceleri yatar yatmaz uyayabiliyorsan ne diyeyim. zaten mutluysan ben daha ne derim. daha da mutlu ol. -
el değmedik yara mı kaldı? - diye çınlıyordu kulaklarımda. günlerdir, haftalardır, hatta ay olmuştu. ‘’el değmedik yara mı kaldı’’ - diye soruyordu cılız bir kadın sesi zihnimde.
yüreğimden süzdüğüm kelimeleri bohçasında saklamış, bir bir mermi eyleyip can evimden vurmuştu beni. kağıt kesiğine benziyordu sızısı. liğme liğme olmuştu içim, lakin bırakamıyordum bir vakit ‘’dost’’ diye seslendiğim eli vefakârlığımın hatırına.
garipti çaresizliğimin izası, herkesin konuşup, kimsenin anlamadığı bir dilde söylenmek gibiydi benimkisi. dil’imden sesi, elimden kalem’i, içimden mor balıklarımdan birini araklamıştı, ben yinede adına güller ekmeye devam ediyordum bahçeme. aptaldım çünkü.
-
Sadece 2 ay? Sadece 2 ay sonra yani öyle mi? Onca lafin üstüne sadece 2 ay yani? Şerefsiz. -
erasmus'a gitmen bile seni sevmem için engel değil. -
Yaşasın cumhuriyet! -
ne vakit uyanacağımı bilmiyordum, lakin söz vermiştim ona, uyandığım vakit koşacaktım. ay'a koşup dönecektim.
ekimler hep böyledir zaten. yağmurlu ve melankolik günler işte. ne yaz'dan kalma, ne de tam güz işte. böylesine yağmurlu ve hüzünlü ekim günleri bana hep sayısız kök salma eyilimlerimi hatırlatır.
pencerelerini araladıklarım bana kapıyı hiç açmadı, bana varsın istediklerim hiç gelmedi. öyle de bir ahval işte.
ki evsiz yurtsuz bırakılmışcasına sızlıyorum tenimin altında. -
Bunu okuyacak, “o” diyebileceğim bir insanın hayatımda olmaması... resmen yalnızlıkla Sarmalamışım ruhumu, çıkamıyorum. -
Beni yine çıkmaz sokaklarla dolu labirentinde kaybettin, ne sen bulabilirsin artık beni ne de ben kendimi... -
beni neden sevmedin?
