tabutta rövaşata

  • 1996 yapımı evsiz bir adamın hayatını anlatan Ahmet uğurlu'nun göz dolduran oyunculuğu ile tuncel kurtiz'in bir araya geldiği, izlenilesi bir filmdir.
  • (bkz: arkadaşlar iyidir)
  • aynı zamanda bir Manuş Baba şarkısıdır.
    buyrunuz
  • Düşük bütçeli lakin Yüksek gönüllü, oyunculukları olan bir filmdir. İyidir, izlenir
  • Müzikleri ve oyunculukların her birinin şahane olduğu film.
  • Rumeli Hisarı'nda yaşayan evsiz barksız bir adamın hüzünlü hikayesini konu edinir.
  • dram türünde yerli sinema filmidir..

    yazan ve yöneten derviş zaim'dir..

    başrolde ahmet uğurlu oynuyor. diğer önemli rollerde ise ayşen aydemir ve tuncel kurtiz oynamaktadır..

    filmde rumeli hisarı civarında yaşayan mahsun adında evsiz zavallı bir adamın hikâyesi anlatılmaktadır. filmin konusu gerçek bir öyküye dayanmaktadır..

    oyunculuklar harikaydı. mahsun süpertitiz rolünde ahmet uğurlu âdeta resital sunmuş izleyicilere. izlerken uğurlu'nun sanki gerçekten de mahsun olduğunu düşündüm, o kadar başarılıydı. çok büyük oyuncu. diğer muhteşem oyunculuk ise eroin bağımlısı kadın rolündeki ayşen aydemir'di. o ne kusursuz bir oyunculuktu. oyuncu sanki gerçek hayatta kırk yıllık uyuşturucu bağımlısıymış gibi başarılıydı rolünde. hele o hüzünlü bakışları inanılmaz etkileyiciydi. üstad tuncel kurtiz ise reis rolünde oldukça başarılıydı..

    müzikleri tek kelimeyle harikulâdeydi. bu muhteşem müziklerde emeği olan baba zula, yansımalar ve Zen'e teşekkürlerimi gönderiyorum..

    mahsun'un yaşamındaki tek tutkusu arabalardır. arabalara öyle düşkündür ki onları "çalarken"(kendisi bu ifadeyi kabul etmez) hiç ayrım yapmaz. otomobil, halk otobüsü, itfaiye aracı, ambulans hatta tekne dahil her türlü aracı "çalıyor." tabii mahsun'un bu durumunda iki önemli etken var. birincisi soğuk kış gecelerinde biraz olsun ısınmak. ikincisi ise araçlarla gece şehri gezerken kendini hiç olmadığı kadar mutlu hissetmesi. hayatında mutluluk nedir bilmeyen mahsun, kendini sadece araç kullanırken mutlu hissediyor. bu yüzden onunki hırsızlıktan ziyade araba sevdasıydı aslında..

    film, bizi güzel 90'ların istanbul'una götürür. rumelihisarı'nda, surlarda ve eşsiz istanbul boğazı'nda bir nostalji yolcuğuna çıkarız..

    Tabutta Rövaşata'da istanbul kentinin bilinenlerini değil bilinmeyenleri izleriz. bizlere istanbul'un başka yüzünü gösterir film. evsizleri, kimsesizleri görürüz filmde. onların o çaresizlik, sefalet içindeki yaşamlarına tanık oluruz. bu bakımdan film sır çocukları'yla birlikte sinemamızda çok önemli bir yere sahiptir..

    filmde ait olamama ve hiçlik hissi gözümüze çarpmaktadır. istanbul gibi dünyanın en güzel ve en büyük şehirlerinden birinde mahsun kendisine bir türlü yer bulamaz. hayatını reis'in kendisine sağladığı asgari imkânlarla sürdürmektedir. onun verdiği yiyecekleri yer, onun verdiği içkiyi içer ve onun ayarladığı yerde kalır. reis olmasa koskoca istanbul kentinde mahsun bir hiç olacaktır. varlığı aslında devletin gözünde zaten bir hiçtir. devlet de tıpkı istanbul gibi mahsun'u tanımaz hatta varlığını kabul etmeyip onu yok sayar. şöyle ki tavus kuşlarını görmek için uzak doğudan gelen turistlerin girebildiği kaleye mahsun giremez. mahsun'un varlığını kabul eden sadece reis ve onun çevresindeki birkaç kişidir. tüm hiçlik içinde mahsun kaybeden ve tutunamayan olarak âdeta varla yok arasındadır. mahsun, bir yandan hiçbir yere ait değilken bir yandan da her yere aittir aslında..

    mahsun kimdir? nereden gelmiştir? nasıl bu hâle düşmüştür? hep böyle miydi yoksa sonradan mı böyle oldu? gibi soruları soruyoruz izlerken. mahsun'un geçmişiyle ilgili hayâl mi gerçek mi olduğunu anlayamadığımız bazı sahneler vardır. otomobil kullanmayı nasıl öğrendi, hep sokakta yaşadıysa türkçesi nasıl bu kadar düzgün? okuma yazmayı gerçekten bilmiyor mu? gibi soruların net yanıtı yoktur. bu muğlaklık filmi daha derin kılıyor gözümde. bu gizem bence filmin değerini daha da artırıyor..

    filmde mahsun üzerinden kimlik eleştiri yapılır. mahsun bir birey olmasına rağmen toplumdaki bireylere atfedilen işçi, patron, baba, koca, öğrenci, sanatçı, balıkçı, memur, devrimci, siyasetçi, anarşist gibi hiçbir kimliğe sahip değildir..

    tabutta rövaşata filmi dünyada ve ülkemizde pek çok film şenliğinden ödülle dönmüştür. aldığı bütün ödülleri hak ettiğine inanıyorum..

    filmle ilgili dikkatimi çekem bir husus var. her çeşit araç veya tekne "çaldığı" için hapse atılmayan mahsun, cumhurbaşkanına hediye edilen tavus kuşunu "çaldığı" için hapse atılıyor ve televizyonlara çıkıyor. ülkemizde adaletin öteden beri ne yazık ki kişilere ve kurumlara göre işlediğini görmek ülkemiz adına utanç verici bir durum..

    filmi ilk defa yıllar önce izlemiştim. dün akşam tekrar izledim ve yıllar önce yaşadığım o duyguyu, hüznü yine yaşadım. tabutta rövaşata'nın öyle bir özelliği var. üzerinden kaç yıl geçerse geçsin tekrar izlendiğinde aynı duyguyu verebiliyor..

    tabutta rövaşata derviş zaim'in en sevdiğim filmidir..

    filmle ilgili bazı anekdotlar paylaşacağım..

    •tabutta rovaşata, yönetmen derviş zaim'in ilk filmi olma özelliği taşımaktadır.

    •film, rumeli hisarı civarında yaklaşık yirmi sekiz yıl yaşayan Dursun Tokta’nın gerçek hayatından esinlenerek çekilmiştir. kendisiyle ilgili şöyle bir yazı kaleme alınmıştır. yazıya giden yol..

    •derviş zaim'in oyuncuların masraflarını karşılayacak parası olmadığı için oyuncular filmde gönüllü olarak çalışmış.

    •Tabutta Rövaşata filmi toplamda 22 ülkede ödül kazanmış ve ülkemizin uluslararası film şenliklerinde en fazla ödül kazanan filmi olma özelliği taşımaktadır.

    •filmdeki iki başrol oyuncusundan biri olan ayşen aydemir'in ilk ve son filmidir. oyuncu maalesef filmden kısa bir süre sonra kahredici hastalıktan yaşama veda etmiştir.

    •tabutta rövaşata'dan sonra ahmet uğurlu'ya yurt dışından pek çok oyunculuk teklifi gelmiş. bu rollerden bazılarını'*' kabul etmiş ve Yabancı bir ülkede başrol oynayan ilk aktör unvanına sahip olmuş.

    •tabutta rövaşata hakkında The New York Times'ta makale yayınlanmış.

    tabutta rövaşata'nın en iyisinden bir başyapıt olduğuna inanıyorum. kesinlikle izlemeye değer..

    aşağıda filmle ilgili bazı ayrıntılardan bahsedeceğim ve bazı röportajları paylaşacağım. izlemeden önce filmle ilgili detayları öğrenmekten haz etmiyorsanız aşağıda yazılanları okumamanızı öneririm..

    --- spoiler ---

    derviş zaim'in mahsun karakteri ile ilgili sözleri.

    Mahsun, falakadan şişmiş ayaklarıyla yeraltından çıkıp yeryüzü dünyasına karışır her sabah. BMW’yi o çalmamıştır. Otomobil çalmaz Mahsun, sizin yaşamınızdan bir gecelik rahatlıklar çalar. Otomobilinizin sıcak koltuğunu çalar, geceleri dolaştığınız şehrin aydınlığını çalar.


    mahsun'la sarı çoğu zaman olduğu gibi yine bir akşam birlikte takılırlar. gece olduğunda ikisinin de yatacak yeri olmadığı için sarı, mahsun'a kayıkta uyumayı teklif eder. mahsun ise çok soğuk olduğu için bu teklifi reddeder. sarı, o soğuk kış gecesinde kayıkta yatar. mahsun o gece yine bir araba 'çalmıştır'. sarı'nın yanına gelir, ısınmak ve uyumak için sarı'yı çağırır, hadi gel benimle araba var der. sarı umursamaz. o sırada çok güzel bir rüya görüyordur ve bu tatlı rüyanın bitmesini istemiyordur belki de. git başımdan deyip mahsun'u başından savar. mahsun, gece arabayla her zaman yaptığı gibi şehri dolaşır ve arabada ısınır. sabaha karşı olduğunda mahsun tekrar sarı'nın yanına gelir onu uyandırmak için. seslenir, uyanmaz, tekrar seslenir yine uyanmaz. üzerindeki örtüyü kaldırıp bakar. sarı tepkisizdir. çünkü gece kaldığı kayıkta soğuktan donarak ölmüştür sarı. mahsun duraksar, çok üzülmüştür. çünkü hayattaki tek yakın dostunu kaybetmiştir. o sahnede sanki ben de yakın bir dostumu kaybetmiş gibi hüzünlenmiştim. ilk izlememden yıllar geçmesine rağmen o sahne hep hatırımdadır.


    reis ile mahsun arasında geçen diyalog.

    — Soğuk olan hava değil mahsun. İnsanlar soğuk. Hayat çok soğuk. Keşke bu kadar soğuk olmasaydı da dünya, sen de bu kadar üşümeseydin.


    ayşen aydemir'den bahsetmek istiyorum.
    filmdeki olağanüstü performansını görünce ben de pek çok izleyici gibi filmden sonra kim bu muhteşem oyuncu diye bir araştırma yapayım dedim. kimdir? nerede eğitim almıştır, hangi filmlerde ya da dizilerde oynamıştır, hâlen oynadığı tiyatro oyunları var mıdır diye bir bakayım dedim. ahh keşke araştırmasaydım. yaşama veda haberini okuduğumda içimde müthiş bir üzüntü hissetmiştim. hem de kendisini zerre tanımamama rağmen. aklıma filmdeki o hüzünlü ve naif hâlleri gelmişti. o'na ölümü bir türlü konduramamıştım. böyle güzel insanların, böyle muhteşem oyuncuların erken gitmesi beni derinden üzmüştü.


    derviş zaim'in ayşen aydemir hakkındaki sözleri.

    ‘‘Öfkeliyim. Çünkü Ayşen bir tek Tabutta Rövaşata’da oynadı. Çok mu yeteneksizdi bu kız? Hayır. Aksine, en yeteneklisi, en iyisiydi. Ama filmlerde rol almak için gereken o bayağı ilişkilere giremedi. Ortalama olanın prim yaptığı bir yerde oyunculuk yapmaya çalıştığı için tanıyamadınız onu. Zaten o, ortalamanın dünyasında var olamazdı.’’


    sarı'nın cenazesinde geride kalan dostlarının sarı'nın mezarına şarap ve diğer içkileri döktükleri sahne çok hüzünlüydü. arkadaşlarını son yolculuğuna uğurlarken ona yaşamında çok sevdiği içkiden ikram etmeleri beni derinden etkilemişti. bundan bir süre sonra mahsun'un tuvalet temizliğinden kazandığı ilk parayla şarap ve rakı alarak özlediği eski dostunu görmek için reise ve diğerlerine sarı'yı tekrar ziyaret edelim dediği sahne ne kadar da içtendi. bu samimi sahnelerin filmde yayınlanmasına maalesef bugünkü yobaz zihniyet izin vermezdi. bu da ayrı üzücü bir detay.


    derviş zaim'in filmle ilgili şu sözlerini de aktarmak istiyorum.

    “Hikâye seçimim mekân seçimini etkilemiştir. mekân İstanbul'dur, surlardır, Hisar'dır. Ama asıl gerçek, kahramanın İstanbul yazgısıdır. Hisar’ın gerçeği budur. İstanbul’a ait gerçek bir insan Mahsun. İstanbul yazgısından, Hisar’daki o kahvehaneye kapatılmışlıktan kurtulamıyor. O yüzdendir ki bir nevi hapishane pencerelerini andırır kahvehane pencereleri. Hep İstanbul’a dönüş vardır. İstanbul bir yazgıdır aslında.”


    ahmet uğurlu'lun 2004'teki röportajından.

    Bu kadar televizyon dizisi var. Hiç mi size teklif gelmedi? Yoksa siz mi çok seçici oldunuz?

    — Bu furyada benimle niye dizi yapsınlar. Onlar işi bilmeyenlerle yapmak istiyorlar. İyi bir şey yapmak sevdasında değiller çünkü. Ayda 60 tane dizi yayınlanıyor. Bana bir tanesinin yurt dışına satıldığını söyleyebilir misiniz? Niye satamıyorsunuz, çünkü standartlara uymuyor. Domates yetiştirdiği zaman dışarı satamıyorum diye hayıflanıyor adam. Çünkü ona bir anda büyüsün diye hormon vermişsin. Bizdeki oyuncular da, yapımlar da tıpkı hormonlu domates gibi işte.

    Madem bu kadar gayri memnunsunuz, niye köşenizde sessiz kalıyorsunuz da savaşmıyorsunuz?

    — Para! Televizyonlara, bana yapım verin, diyorum vermiyorlar. İlla şu şirket olursa veririm diyorlar. O şirket olursa, kötü yapıyor. Kurumsallaşmış beş yapımcı var, onlar iyi bir şeye imza atmadılar. Şu kadarcık bir oyunculuğum var, (Parmağının ucuyla gösteriyor) o da bozulacak diye dizi seyredemiyorum. Ahmaklar savaşına çevirdiler. Bunları seyredersem oyunculuğum bozulur.


    sinema eleştirmeni ZARİFE ÖZTÜRK'ün RADİKAL'de yayınlanan tabutta rövaşata yazısından.

    Londra’daki Türk Filmleri Haftası kapsamında gösterilen Tabutta Rövaşata için İngiliz ‘'Time Out'’ dergisi şöyle yazdı: Festivalin belki de en iyi filmi, Ahmet Uğurlu’nun, geceleri çaldığı arabalarla gezen, esrarkeş bir kıza aşık olan ve hükümetin tavus kuşlarını çalan sokak serserisini başarılı bir biçimde canlandırdığı Derviş Zaim’in filmi. Sıkıcılığa ve duygu sömürüsüne asla kaçmayan Tabutta Rövaşata, Mahsun’un hayatındaki az sayıda seçeneği biraz eksantrik, eğlenceli bir şekilde anlatıyor. Bir İtalyan eleştirmeni ise '‘Umutsuzca güzelliği arıyor’' dediği Mahsun’u bir şaire benzetmiş ve Bizim anladığımız anlamda şiir yazmıyor; Mahsun’un mısralarından bir tanesi araba çalmak olmuş.


    filmimizin gerçek hayattaki kahramanı dursun tokta hakkında bazı bilgiler paylaşmak istiyorum.

    Dursun Tokta, haberlere çıktıktan sonra kendisiyle yapılan bir röportajda şu sözleri söylemiş: "İnsanın insana olan aşkıyla, insanın arabaya olan aşkı arasında fark yok. Arabaya olan aşkım, sevgiden geçer. İnsanları tanıdıkça arabaları ve hayvanları daha çok seviyorum. nerede Bende ölmek gibi bir şans. bazen 'öleyim de kurtulayım' diyorum, olmuyor işte. Bir de fareleri severim, insanlardan fazla. Onların benden bir farkı yok çünkü."

    rumeli hisarı'nın müdavimlerinden Şapkalı Mehmet'in dursun tokta hakkındaki sözleri.
    Beş yıl önce bir kamyonet yürütmüş. Küçükarmutlu'da yolu kesen polisleri görünce panik olmuş, üzerlerine sürmüş. Ateş açmışlar, sekiz yerinden vuruldu. Ölmedi. Bir kez de Aşiyan'da polislerle karşılaşmış, yine ateş açmışlar. Sahile geldiğinde araba delik deşikti. Şans eseri vurulmamış. Rumeli hisarı polisi ateş etmezdi. Tanırdı. Savcı da bıkmıştı ondan. Polislere 'Getirmeyin artık bu adamı' demiş. Hayatı cezaevinde geçti. Hırsız olmadığını anlatmak için kaçırdığı arabaları karakolun önüne götürüp yıkardı.

    rumeli hisarı esnaflarından garson ahmet'in dursun tokta hakkındaki sözleri.
    Bir gün müşterinin biri, arabanın anahtarını içinde unutmuştu. Hemen Dursun'u çağırdım. Bir dakikada açtı arabayı. Arabanın sahibi büyük para uzattı. 'Bira al yeter' dedi bizimki. 10 milyon liradan fazla para verenlerden yardım almazdı. Zengin olmak değil, zengin bir iş adamının şoförü olmak isterdi.

    son olarak.

    Ama arkadaşlar iyidir

    --- spoiler ---

  • derviş zaim in en sevdiğim filmidir.
  • ideolojik prangalardan kurtulsa daha da güzel olabilecek bir film , izleyiniz