engelleme seçenekleri



ohen kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


ohen kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


ohen kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


466· 0· 0· 0· 54 gün önce
dünya tarihinin görüp görebileceği en büyük ve en değerli lider..

ATATÜRK BENZERSİZ BİR KAHRAMANDIR..

zekası, BİLGİSİ, KÜLTÜRÜ ve ileri görüşlülüğü ile 100 yıl önceki söylemlerini bugün çok daha iyi anlayabiliyoruz..
...devamını oku
dünya tarihinin görüp görebileceği en büyük ve en değerli lider..

ATATÜRK BENZERSİZ BİR KAHRAMANDIR..

zekası, BİLGİSİ, KÜLTÜRÜ ve ileri görüşlülüğü ile 100 yıl önceki söylemlerini bugün çok daha iyi anlayabiliyoruz..

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ANLATMAYA NE SATIRLAR NE SAYFALAR NE DE ansiklopediler YETER..

çok özlüyorum son büyük liderimi, son büyük öğretmenimi, son büyük kumandanımı..
entry akışı (yeni)
klasik görünüm
  • süleyman çakır

    paranı kaybedersen geri kazanırsın, gücünü kaybedersen geri alırsın, namını kaybedersen her şeyini kaybedersin.

    yaşamak için yalvarmadık, ölmek için de yalvarmayız.

    azdan az, çoktan çok gider.

    kimse benden çalamaz.

    bardak zaten dolu, damlayana yazık olacak.

    gibi vecizelerin sahibi, istanbul'un sefiridir. bazıları gibi sosyal medya mafya bozuntusu değil, en esaslısından son kabadayılardandır.
  • iz bırakan kitap cümleleri

    eve gelirken on paket sigarayla bir deste kibrit aldı. odasının ışığını yaktı. elindekileri karyolanın altına, boş bavula koydu. çevresine bakındı. yoktu. oturma odasını da aradı. orada da yoktu. bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. kadınlar da böyleydi. dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu.

    aylak adam - yusuf atılgan
  • geceye bir bilgi bırak

    gezegenler ne zaman aynı hizaya gelecek hiç düşündünüz mü? bunu düşünenler detaylı araştırmaları yapmış. bu durumun ne zaman gerçekleşeceği hesaplanmış ve bu tarih 2854 yılına denk geliyormuş. yani günümüzden 833 yıl kadar sonra. maalesef bu gerçekleşmeye şu an yaşayan insanlar tanık olamayacak(henüz ölümsüzlüğün iksiri olmadığı için böyle söylüyorum). gezegenler aynı hizaya geldiklerinde ise bazılarının söylediği gibi komplo teorileri gerçekleşmeyecek. yani çok büyük depremler olmayacak, insanlar havada süzülmeyecek, ağaçlar konuşmayacak. bu söylentilerin hiçbiri gerçekleşmeyecek. sekiz gezegen ve gezegenliği ne yazık ki tartışılan plüton'cuk en son milattan önce 561 yılında yani günümüzden 2582 yıl önce aynı anda aynı hizaya gelmişler. o tarihte anadolu topraklarında kurulu lidya devletinin kralının ölmesi dışında kayda değer herhangi bir şey olmamış..
  • gisaengchung

    güney kore yapımı sinema filmidir..

    fiimin yönetmen koltuğunda Bong Joon-ho oturmaktadır..

    başrollerde Kang-ho Song, Jang Hye-jin, So-dam Park, Choi Woo-shik, Cho Yeo-jeong, Lee Sun-gyun, Lee Jung-eun ve Jung Ji-so oynuyor..

    filmde yoksul bir aile türlü üçkâğıtçılıkla varlıklı bir ailenin yanında işe başlar ve olaylar gelişir..

    oyunculuklar tek kelimeyle olağanüstüydü. istisnasız en küçük roller dahil hepsi mükemmeldi. en son bir sinema filminde en ufak roller dahil tüm oyuculukların mükemmel olduğu film olarak das leben der anderen'i hatırlıyorum. o kusursuz oyunculuğu şimdi de Gisaengchung'da izledim. yoksul baba rolünde Kang-ho Song, muhteşem bir performans sergilemiş. sanki o çocukların kırk yıllık babasıydı. son derece doğaldı. bir yazar Kang-ho için kore'nin şener şen'i demiş. bu söze katılmamak elde değil. girdiği tüm rollerin hakkını veren usta bir oyuncu. anne rolündeki Jang Hye-jin inanılmaz gerçekçiydi. aramızda binlerce kilometre olmasına rağmen o yoksul ancak mağrur anne rolü ile ülkemizdeki annelere benzettim kendisini. erkek çocuğu rolündeki Choi Woo-shik de çok başarılıydı. o da babası ve annesi gibi inanılmaz doğal ve gerçekçiydi. kız çocuğu rolündeki So-dam Park ise harikulâdeydi. yetenekli, doğal, gerçekçi, başarılıydı. ayrıca inanılmaz bir cazibesi vardı. son derece zarif, alımlı ve tatlıydı. kendisine hayranlık duydum, hatta kendisine bayıldığımı söyleyebilirim. onun o muhteşem zarafetini izleyebilmek için rol aldığı başka yapımları izlemeyi duşünüyorum. zengin ev sahibi kadın rolünde Cho Yeo-jeong de çok başarılı, doğal ve zarifti. zengin ve saf kadın rolünü müthiş oynamış. zengin ev sahibi adam rolünde lee sun-gyun de oldukça başarılı bir performans ortaya koymuş. ayrıca çok klas bir karakterdi. zengin ailenin kızı rolündeki Jung Ji-so ise diğer büyük oyuncuların yanında hiç sırıtmıyordu, o da oldukça doğaldı. zengin ailenin hizmetinden sorumlu roldeki Lee Jung-eun ise kusursuz bir performans sergilemiş. mimikleri, duygu durum değişikliği, bakışları hepsi muhteşemdi. istisnasız tüm oyuncular kesinlikle saygıyı hak ediyor. cast ekibini ve oyuncu seçiminde etkisi olan herkesi bu başarılarından dolayı kutluyorum..

    müzikleri son derece etkileyiciydi. filmin güzelliğinde müziklerin etkisi kuşkusuz yadsınamaz. sahne geçişlerindeki tamamlayıcı özelliği müthişti müziklerin..

    sinematografisi bütünüyle harikaydı. senaryo muhteşemdi, kamera tekniği, ışık açıları, ses kullanımı, görsel efektler ve tabii ki yönetmenlik mükemmeldi..

    oscar, altın palmiye, BAFTA, Altın Küre gibi önemli ödüllerin yanında uluslararası alanda toplam 265 ödül ve 228 de adaylık kazanarak çok önemli bir başarıya imza atmıştır film. ayrıca ödül konusunda her zaman katı olan amerikalılar yabancı bir filme oscar vererek beni oldukça şaşırtmıştır..

    filmde insanlık adına çok önemli konulara değiniliyor. bunlardan biri de yoksullar ile zenginler arasındaki sınıf farkı. filmde yoksul kesim ile varlıklı kesim arasındaki uçurum muazzam gerçekçilikle ele alınmış. aradaki ekonomik farkın zekâyla, yetenekle nasıl kapanabileceğini görüyoruz..

    bazı filmler vardır henüz ilk dakikasında muhteşem bir film olacağını düşünürsünüz. bittiğinde de gerçekten bu histe yanılmadığınızı anlarsınız. Gisaengchung işte öyle bir film..

    kore ulusunun son yarım yüzyılda muhteşem işlere imza attığını biliyoruz. sadece teknolojide değil pek çok sanat dalında olduğu gibi sinema da marifetini konuşturmayı biliyorlar. güney kore sinemasının son çeyrek yüzyılda büyük bir çıkış yakaladığını söylememiz yanlış olmaz. Gisaengchung'in de o büyük filmlerin en değerlilerinden olduğunu düşünüyorum. kore ulusu kesinlikle saygıyı hak ediyor..

    filmde oldukça önemli mesajlar veriliyor. bunlardan siyasi olanlardan biri de bazı sahnelerde kuzey kore'ye atıfta bulunmalarıydı..

    izlerken bitmesimi hiç istemediğim filmlerdendi. ancak ne var ki her güzel şey gibi filmin sonu vardı..

    bazı filmler izledikten yıllar sonra dahi hatırında kalır izleyicinin. Gisaengchung da öyle bir film..

    filmi izlerken hatırıma değerli bir yazarın "batı dünyanın aklıysa, doğu dünyanın kalbidir." sözü geldi. Gisaengchung filmi de aklımızdan ziyade yüreğimize, ruhumuza hitap eden bir filmdi..

    filmi izlerken en çok merak ettiğim şey sonuydu. bu kadar güzel bir filmin sonu da en az filmin kendisi kadar harika olmalıydı. açıkçası filmin sadece son kısmına yüksek puan vermiyorum, onun dışında çok beğendiğimi söyleyebilirim..

    film o kadar güzel, o kadar etkileyici, o kadar sürükleyiciydi ki yüz otuz iki dakika ne zaman başladı ne zaman bitti anladım doğrusu..

    yeni bir film olmasına rağmen bazı sahneleriyle beni doksanlara götürüyordu âdeta..

    pek çok hüzünlü sahne olmasına rağmen izlemekten bu kadar keyif aldığım film sayısı bir elin parmaklarını geçmez..

    filmin ingilizce adının(parasite) filmin içeriğini tam olarak karşılamadığını düşünüyorum. bu etkileyici filmin adının daha farklı olmasını isterdim..

    filmdeki aileye nasıl ısındıysam sanki ben de onlarla birlikte hem yoksul evlerinde hem de ihtişamlı evde yaşıyormuşum gibi hissettim..

    filmi izlerken çok değerli şu geldi hatırıma; “Başyapıt yaratmak için kendi kusurlarına bakmaya korkmayan özgür bir toplum gerekir.” işte yönetmen de bir başyapıt yaratmak için cesur ve özgürce davranmış..

    bazı filmler bitince insan sanki derin bir boşluğa düşer gibi olur ya. işte Gisaengchung da o filmlerden..

    Güney Kore son yıllarda sadece sinema alanında değil, pek çok popüler kültür alanında, özellikle de müzik ve dizi endüstrisindeki atılımıyla dünyanın gündeminde önemli bir yere sahip diyebiliriz. özellikle Genç kesim arasında sosyal medyadaki paylaşımlar ve hayran grupları aracılığıyla bu popülerliğin yaygınlaştığını söylemek mümkün. ancak bir de madalyonun öteki yüzü var. Güney Kore’nin devlet müdahalesiyle bilinçli bir şekilde kültür endüstrisi üzerinde ciddi atılımlar yaptığını gözden kaçırmamak gerekir. bu durumu şöyle açıklayabiliriz. güney kore'de 1999’da “Kültür Endüstrilerini Destekleme Temel Yasası” yürürlüğe konarak kültür endüstrisi konusunda ciddi bir devlet atılımı yapılmıştır. popüler medya üzerindeki sansürler kaldırılmış, özellikle yabancı ülkelere Kore kültürünün pazarlanması için planlı ve sistemli olarak pek çok atılım gerçekleşmiştir. Bu hedefe uygun içeriklerin üretilmesi, desteklenmesi ve dünyaya pazarlanması bugün Korean Creative Content Agency(KOCCA) gibi devletin Kültür, Spor ve Turizm Bakanlığına bağlı resmî kurumu tarafından alanında uzmanlaşmış akademisyenlerce planlanmakta ve yürütülmektedir. Yani bugün hızla yayılan güney Kore kültürünün aslında gençlerin kendi aralarında dilden dile yaygınlaştırdığını sanıyorsak bir kez daha düşünmeliyiz. çünkü bazı k-pop müzik grupları bile Güney Kore’de devlet eliyle üretilmiş ve dünyada belli pazarları hedef alarak tasarlanmış içeriklerden ibaret olabiliyor..

    Gisaengchung, sinema sanat mıdır değil midir sorusuna 'sinema sanattır' diyen film..

    Gisaengchung'in harikulâde bir başyapıt olduğuna inanıyorum. kesinlikle izlemeye değer. tüm sinemaseverlere öneriyorum bu muhteşem filmi..

    kaynaklar:

    kaynak:1, kaynak:2, kaynak:3, kaynak:4, kaynak:5, kaynak:6, kaynak:7,kaynak:8,kaynak:9

    aşağıda film hakkında bazı detaylı bilgiler vereceğim. izlemeden önce ayrıntıları öğrenmekten hoşlanmıyorsanız aşağıda yazılanları okumamanızı öneririm..

    --- spoiler ---

    kapitalist düzenin adaletsizliğini, eşitsizliğini, acımasızlığını, zorluğunu iliklerimize kadar hissediyoruz filmde. yoksul mahalle sakinleri her ne kadar karşıdan mazlum gibi görünseler de ellerine fırsat geçince neler yapabilir, nasıl değişebilir bunu görüyoruz. güce ve paraya ulaşmak için daha doğrusu iyi bir yaşam için onurdan, değerlerden, etikten vazgeçmeli mi ve ne gerekiyorsa yapılmalı mı sorusunu sorduruyor film bize. En yakın arkadaşının emanetine ihanet eden batıl inançlı İngilizce öğretmeni genç adam, evrakta sahtecilikten iftiraya kadar her türlü kirli işte kafası zehir gibi çalışan kız kardeş örnekleriyle yukarıdaki soruya cevap aramımızı sağlıyor film.

    oğul Ki-Woo ile baba Ki-Taek arasında geçen diyalog.

    — Planın olduğunu söylemiştin baba. Ne yapacaksın?

    — Nasıl bir plan hiç başarısız olmaz biliyor musun Ki-woo? Plansız olmak. Plan yapmamak. Neden biliyor musun peki? Bir plan yaparsan, hayat o planını hep bozar. Etrafımıza bak. 'Geceyi spor salonunda geçirelim' diye mi düşündü sence buradakiler? Ama bak biz de dâhil herkes yerde yatıyor. İşte insanlar bu yüzden plan yapmamalı. Plan olmadığı sürece hiçbir şey ters gitmez. Kontrolün dışında bir şey olursa da, varsın olsun.

    oğlunun doğum günü partisi öncesi, bahçede kurulacak masa düzeni hakkında zengin annenin hizmetçiye verdiği talimatlardaki detaylara değinmek istiyorum şimdi. Anne masaların turna kanadı biçiminde dizilmesini ister. Hizmetçiye ayrıntılı olarak neyi kastettiğini anlatır. Amiral Yi Sun-sin'in Hansan Adası Muharebesi’nde uyguladığı taktikten bahseder. hizmetçiye oğlunun bahçede duran Kızılderili oyun çadırını gösterir ve çadırı Japon savaş gemileri gibi düşünmesini, masaların çadırın etrafında yarı yuvarlak biçimde yerleştirilmesini ister. Annenin bahsettiği Amiral Yi Sun-sin, 1592 yılında Kore yarımadasını istila eden Japon güçlerine karşı savaşmış ve söz konusu turna kanadı taktiğiyle Japon donanmasını geri püskürtmeyi başarmış bir kumandandır. şöyle ki başkent seul dahil ülkenin pek çok yerinde heykeli bulunacak kadar önemli bir milli kahramandır. ayrıca savaş alanındaki örnek davranışları sebebiyle düşman japon askerleri tarafından da saygı görmüş bir zattır. bu sahnede yönetmenin, güney kore'nin milli değerlerine nasıl sahip çıktığını, bu değerleri filmiyle uluslararası arenada nasıl öne çıkardığını görebiliriz.

    Ki-Woo ve kız kardeşi Ki-Jung arasında geçen etkileyici diyalog.

    — sen küvetteyken yanına geldiğimde

    — ee?

    — nasıl desem ki. küvetin içine yakışmıştın. burada yaşamak sana yakışıyor.

    — hadi be oradan!

    — ciddiyim. baba! Ki-Jung küvetin içinde uzanıp televizyon izliyordu. sanki yıllardır bu lüks evde yaşıyormuş gibiydi...

    filmde varlıklı ailelerin evlerinde gizli sığınaklar gözümüze çarpar. bu durum sadece zengin ailelerle sınırlı değildir. bodrum katında yaşayan Kim ailesinin evi de aslında sığınak olarak inşa edilmiştir. 1970’li yıllarda Kuzey Kore'li ajanların Güney’e sızarak terör saldırılarında bulunmasıyla, Güney Kore hükümeti alçak katlı tüm binaların acil bir durumda sığınak işlevi görecek bodrumlarının olmasını şart koşmuştur. İlk zamanlar bu bodrumların ev olarak kiraya verilmesi yasakmış. daha sonra 80’lerde başlayan emlak sorunuyla birlikte bodrum katları(sığınaklar) yaşama alanı olarak yasallaşmış. Filmdeki Park ailesinin evlerindeki sığınaktan haberleri olmasa da söz konusu Kuzey Kore olduğunda zengin-yoksul farkı olmadan Güney Kore halkının hayatlarının etkilendiği görülmektedir.

    filmle ilgili şuradaki [https://guncesinema.com/parazit-uluslararasi-olan-kisiseldir/#_edn8'da siteye giden yol .] film sitesinde yayınlanan yazıdan bir bölüm paylaşmak istiyorum.
    "Bong Joon-Ho Parazit filmiyle kişisel ve ulusal bir hikâye anlatmayı hedeflerken, aslında ülkesinin uluslararası ilişkilerini de ele alıyor. Basit bir tekerleme için ülkesinin toprak meselesiyle ilgili bestelenmiş bir şarkının melodisinden yararlanıyor. Çıkar çatışması yaşayan ve eline koz geçen birinin, başkalarını tehdit ederken Kuzey Kore’ye, özellikle de balistik füzelerine gönderme yapmasını sağlıyor. Küçük bir çocuğun doğum günü masa düzeni için ülkesinin savaş kahramanlarından birinin başarılı savaş taktiğinden faydalanıyor. Bong, tüm bunları uluslararası ilişkiler dersi vermek için yapmıyor. Ama Bong’un kişisel ve ulusal deneyimlerinden yola çıkarak yazıp yönettiği Gisaengchung ile birlikte “uluslararası olanın kişisel olduğuna” da şahit oluyoruz."

    filmle ilgili önemli bulduğum bazı anekdotları paylacağım şimdi.

    * Gisaengchung filmi akademi ödülleri'nde en iyi film ödülü(Oscar), Palme d'Or(altın palmiye), BAFTAİngiliz Akademisi Film Ödülleri), golden globe(Altın Küre) gibi önemli ödüllerin yanında uluslararası alanda toplam 265 ödül ve 228 de adaylık kazananmıştır.

    * Akademi Ödülleri’nin 92 yıllık tarihinde ilk kez İngilizce olmayan bir film En İyi Film Oscar'ı’nı kazanmıştır. Yıllar içinde Z, Viskningar och rop, La vita è bella, Roma gibi filmler En İyi Film kategorisinde Oscar adaylığı kazanmış olsa da, bugüne kadar İngilizce olmayan hiçbir film bu ödülü kazanamamıştır.

    * Gisaengchung, Cannes Film Festivali’nde Palme d'Or(altın palmiye) kazanan İlk Güney Kore yapımı filmdir.

    * Gisaengchung filmiyle oscar tarihinde ilk defa En İyi Film ve En İyi Yabancı Film ödülleri aynı yapıma gitmiştir.

    * 11 milyon dolarlık bütçeye sahip olan film dünya genelinde 257 milyon dolar gişe hasılatına ulaşmıştır. bu hasılatla Güney Kore’nin en iyi hasılat yapan ilk üç filmi arasında yer almıştır. ayrıca Bon Joon-ho’nun da kendi gişe rekorunu kırmasını sağlamıştır.

    * film Türkiye’de toplam 21 hafta vizyonda kalmış ve 424.773 seyirciye ulaşmıştır.

    * Gisaengchung filmi tarihte hem Altın Palmiye hem de Oscar kazanan üçüncü filmdir. Daha önce aynı başarıyı Billy Wilder‘ın 1945 yapımı The Lost Weekend ve Delbert Mann‘in 1955 yapımı Marty filmleri elde etmiştir.

    * Gisaengchung, Cannes film festivali'nde altın palmiye'yi 2013’ten sonra oy birliğiyle alan ilk film olmuştur.

    * Bong Joon-ho, Gisaengchung filmini ilk başta tiyatro oyunu olarak tasarlamış ancak projenin gelişmesiyle birlikte senaryonun uzun metraj bir sinema filmi için daha uygun olduğunu düşünmüş. Yönetmen, ilk replikten itibaren kamera pozisyonunu düşünmeye başlamış ve bu noktadan itibaren Gisaengchung'ı bir sinema filmi olarak çekmek zorunda olduğunu fark etmiş.

    * Filmin hikâyesini oluşturan unsurlardan biri de Bong Joon-ho’nun kendisiymiş. Yönetmen kendi hayatından bazı deneyimleri filme eklemiş. Yönetmen üniversite yıllarında zengin bir ailenin yanında özel ders vererek çalışmış ve genellikle onları gözetliyormuş gibi hissetmiş. Ayrıca Bong Joon-ho’nun özel ders verdiği ailenin oğlu ona evdeki özel saunayı bile göstermiş ki buna benzer bir sahne filmde de yer alıyor.

    * Bong Joon-ho, Gisaengchung filmini çekerken ve yazarken kendisine hangi filmlerin ilham verdiğini açıklamıştır. İşte o filmler:

    Hanyo (The Handmaiden) (1960) Yönetmen: Kim-Ki young

    Psycho (Sapık) (1960) Yönetmen: Alfred Hitchcock

    The Servant (Genç Hizmetçiler) (1963) Yönetmen: Joseph Losey

    Que la bête meure (The Beast Must Die) (1969) Yönetmen: Claude Chabrol

    La cérémonie (Seremoni) (1995) Yönetmen: Claude Chabrol

    * Kim ailesinin evi, sokak araları, mahalledeki evlerin hepsi set için özel olarak inşa edilmiş. evdeki Sel sahnesini çekebilmek için bir su tankı kurulmuş. Filmin sanat departmanı ayrıca terk edilmiş ve yıkılması planlanan yerlerdeki mahallelere gidip oradaki evlerden film için aksesuar ve dekor amaçlı kullanılabilecek malzemeler toplamış. park ailesinin evi ise yarı gerçek yarı dijital olarak tasarlanmış. Evin ilk katı ve ön bahçesi, Güney Kore’nin Jeonju şehrinde boş bir alana inşa edilmiş. Evin üstüne yerleştirilen mavi perde ile ikinci kat ise dijital efektler ile eklenmiş. Bong Joon-ho bununla ilgili olarak “Neredeyse 480 efektli çekim vardı, ancak filmde hiç fark edilmiyor” ifadelerini kullanmıştır.

    * Bong Joon-ho öncülüğünde filmin tamamının siyah beyaz bir kurgusu da hazırlanmıştır. Joon-ho’nun siyah beyaz sinematografiye olan saygısı ve düşkünlüğünden dolayı böyle bir karar aldığını açıklamıştır. Yönetmen ayrıca filmin siyah beyaz hâli ile zengin ve yoksul kesim arasındaki farkın daha net bir şekilde seyirciler tarafından görülebileceğini umduğunu söylemiştir. Filmin yeni versiyonunun ilk gösterimi Rotterdam Film Festivali’nde yapılmıştır. Bu versiyon bazı ülkelerde sınırlı sayıda kopyayla sinemalarda da gösterilmiştir.

    * Kİ-WOO ile kız kardeşi Kİ-JUNG'in varlıklı aileyle iş görüşmesine giderden kapının önünde söyledikleri “Jessica tek çocuk, Illinois Chicago, sınıf arkadaşı Kim Jin-Mo, o da senin kuzenin.” tekerlemesi o kadar çok beğenilmiş ki “Jessica jingle” olarak filmin resmî web sitesi üzerinden ücretsiz erişime açılmış. tekerlemenin bu kadar ilgi görmesinde melodisinin önemli rolü olduğunu söyleyebiliriz. Jessica jingle tekerlemesinin melodisi Güney Kore’de oldukça meşhur bir çocuk şarkısının -Dokdo Bizim Toprağımız- melodisiymiş. Ayrıca öğrenciler bir şey ezberlerken bu melodiyi sıklıkla kullanırlarmış.

    * Gisaengchung, Yönetmenin on yıl aradan sonra Korece çektiği ilk filmi olma özelliğini taşımaktadır.

    * Gisaengchung, Hulu’da yayınlandıktan sadece bir hafta sonra, hem bağımsız filmler kategorisinde hem de İngilizce olmayan filmlerde platformda bugüne kadar en çok izlenen yapım olmuştur.

    * Gisaengchung, son on yılda En İyi Film Oscarı'nı kazandıktan sonra hasılat rakamı en çok artan film olurken, 2004 yapımı Kung Fu Hustle’dan sonra ABD’de en çok kopya sayısına ulaşan “yabancı” film olmuştur.

    * Bong Joon-ho, Gisaengchung için düzenlenen Oscar partisinde Portrait de la jeune fille en feu filminin yönetmeni Céline Sciamma ile bir araya gelmiştir. Bong Joon-ho, En İyi Uluslararası Film Oscarı’nı Céline Sciamma’ya uzatarak bu ödülü onun hak ettiğini söylemiştir.

    * Filmde evdeki hizmetçinin şeftaliye alerjisi olması Bong Joon-ho’nun gerçek bir deneyiminden geliyor. Şöyle ki yönetmen üniversitede okurken bir gezi esnasında bir arkadaşının şeftaliye alerjisi olduğunu öğreniyor ve arkadaşının şaka yaptığını düşünüyor. Bir manavın yanından geçerken diğer çocuklardan birinin alerjisi olan çocuğa şeftaliyi şaka amaçlı atmasından sonra çocuk kıpkırmızı oluyor ve atak geçirmeye başlıyor. Yönetmen dışarıdan son derece zararsız ve güzel görünen şeftalinin birine saldırmak için kullanılabiliyor olmasını son derece ilgi çekici buluyor ve yıllar sonra bunu filminde kullanıyor.

    * Gisaengchung filminin ödüllü sanat yönetmeni Lee Ha-Jun, çekimler sırasında ışığın geliş açısına özel önem vermiş. hatta bunun için setin yerini güneş ışığının geliş açısına göre sürekli değiştirmiş. Bu amaçla filmde tungsten ışıklarının kullanımına özen gösterilmiştir. Hatta ışığa verilen önem o kadar fazlaymış ki pencerelerin boyutu ve konumu dahi hesaplanmış. Bu sayede verilmek istenen duygu ve düşünce izleyiciye daha iyi bir şekilde aktarılmış.
  • benim sinemalarım

    yerli sinema filmidir..

    filmin yönetmenliğini Füruzan ve Gülsün Karamustafa paylaşmıştır..

    başrolde hülya avşar oynuyor. diğer önemli rollerde ise sema aybars, yaman okay ve Ayşegül Uygurer'i izliyoruz..

    film, yazar Füruzan'ın aynı adlı eserinden beyaz perdeye uyarlanmıştır..

    60'lı yılların İstanbul'unda kenar mahallelerden birinde zorlu yaşam koşullarına rağmen hayâllerini gerçekleştirmeye çalışan sinema tutkunu genç bir kadının öyküsü anlatılıyor filmde..

    oyunculuklar son derece başarılıydı. hülya avşar'ın oyunculuğunu öteden beri beğenmem, ancak bu filmdeki nesibe rolüyle kendisine yüksek not verdim. hülya avşar'ın dublajını da beğendiğimi belirtmek istiyorum. güzelliğiyle sesi oldukça uyumlu olmuş. şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, hülya avşar doğal güzelliği ve maviş gözleriyle göz kamaştırıyordu. nesibe'nin annesi rolünde sema aybars inanılmaz doğaldı. o yoksul, vicdanlı, gururlu anadolu kadını portresini mükemmel canlandırmış. sert baba rolündeki yaman okay da çok gerçekçiydi. zaten kendisine vicdansız, soğuk, gaddar rolleri çok yakıştırırım. tipi bu rollere çok uygundur. nesibe'nin çocukluğunu oynayan kız inanılmaz tatlıydı. şeker ve sevimli olduğu kadar rol yeteneği de yüksekti..

    müzikleri muhteşemdi. bu zarif filmle oldukça uyumluyluydu. müziklerin beni çok etkilediğini söylemek istiyorum..

    nesibe filmlere düşkündür. mümkün olduğunca sinema filmi izlemeye çalışır. bir gün yoksul hayatından kurulup filmlerde gördüğü o büyülü dünyaya, büyük aşklara sahip olabilecek mi bunu göreceğiz..

    açılış sahnesi ayrı güzel, kapanış sahnesi ayrı güzeldi filmin. tam da füruzan'ın o büyüleyici eserlerine yakışır sahnelerdi..

    filmde bir genç kadının sinema tutkusuna tanıklık ediyoruz, sinemalarda kendine özgürlük arayışına..

    filmde diyalogların az olduğu düşsel ağırlıklı bir anlatım vardır..

    film sinematografik açıdan da son derece başarılır..

    benim sinemalarım, Uluslararası Tahran Film Şenliği'nde Jüri Özel Ödülü kazanmıştır. ayrıca Tokyo Uluslararası Film şenliği'nde En İyi On Asya Filmi arasına girmiştir..

    nesibe için filmlerdeki ışıltılı, renkli dünyalar yaşamaya değerdi. fakat filmlerde gördüğü hayatlarla nesibe'ye sunulan hayat birbirinden çok uzaktı. işte bu yüzden nesibe'nin filmlere kendini kaptırması hayâl dünyasında ne kadar güzelse gerçek dünyada bir o kadar tehlikeliydi..

    film masal tadındaydı âdeta. bunda füruzan'ın müthiş edebi üslubunun etkisi yadsınamaz..

    benim sinemalarım, Füruzan ve ressam Gülsüm Karamustafa'nın ilk yönetmenlik deneyimleridir. ayrıca Türk sinemasında yönetmenliğini iki kadın yönetmenin ortak üstlendiği ilk ve tek film olma özelliği taşımaktadır..

    ebeveynlerin çocuklarını korkmadan, endişelenmeden sokaklara salabildiği dönemleri görüyoruz filmde. çocukların özgürce dolaştığı, oyunlar oynadığı harikulâde dönemleri. o sahneleri izlerken sizin de çocukluğunuz gelir hatırınıza hüzünlenerek..

    filmde eski istanbul'dan çok güzel manzaralar izliyoruz. film boyunca nostaljik istanbul turuna çıkıyoruz..

    yoksulluğu görüyoruz filmde, çaresizliği. ve çaresizliğin insana yaptırdıklarını..

    füruzan'ın kaleminden çıkan öykülerden beyaz perdeye veya televizyona uyarlananlar tüm yapımlar gibi bu film de muhteşemdi..

    filmin sonunu çok beğendim. izlediğim filmler arasında sonu en güzel, en naif, en hoş filmlerdendi..

    bu şaheser film ülkemizde pek bilinmez. herkes tarafından bilinmemesinden hoşnutum..

    aşağıda filmden etkileyici bir sahne paylaşacağım. izlemeden önce ayrıntıları öğrenmekten hoşlanmıyorsanız aşağıda yazılannları okumanızı önermem..

    --- spoiler ---

    nesibe ile annesi arasında geçen hüzünlü diyalog.

    — Hiçbir yere gitmeyecek miyim ben? Sabahın yedisinden akşamın yedisine kadar çalış, çalış, canım çıkıyor. Büyüdüm artık anne, görmüyor musun? Dünyadan haberin yok senin. Çık, bak, herkes nasıl yaşıyor?

    --- spoiler ---