sözlük yazarlarının şiirleri
-
zeytinyağlı yaprak sarmasına bayılırım
bir dudiş verip öpsen beni ayılırım
iki üç gündür aramıyorsun darılırım
gurban olduğum anangile selam söyle -
Çıkarı için verdiği yuvayı
Aldı arının elinden insan
Üzerine çiçek yerine su
Kuru havayı da kovdu odasından
İçeride insana aç insan
Dışarıda karnı tok nemsiz arılar
-
Şimdi, hemen, sıcağı sıcağına yazayım bi tanecik
Senin acın bazen sonsuz bir yara içimde
Geçerken köşesine vurdum hem de
Ah ile vah etsen de geçmez hemen acısı
Ayak küçük parmağımın varoluşsal sızısı
-Acılı ruşen- -
kendime ait bir kelimem olsun istiyorum
çok mu
kimsenin daha önce kullanmadığını bırak
kimsenin aklından dahi geçmemiş olmalı
akıl işte, geçiş izni vermemiş olmalı
anlıyor musun
akıldan ses hızıyla geçerken mesela fikrin
senkronizasyon probleminden
kafayı yemeli insan
nohutlar toplandıktan sonra tarlaları yakarlar hani, bilir misin
bilsen de duyamazsın zaten
yangının sesini ancak yaktıkları duyar
hadi biliyorsun diyelim
yani ne olacak, bildiğini var sayıyor olmak, yine de sana duyurmayacak
yangını diyorum yangını
hiçbir zaman duyamayacak olman, aslında fena olan
kokusu gelir burnuna yakılmış nohut tarlasının
bilmiyorsan zaten nohut tarlalarının, nohutlar toplandıktan sonra yakıldığını
nohut tarlalarını yakanın
ateş değil de hasat olduğunu, hiç bilmezsin
anlıyor musun sahiden, boşa anlatmış olmayayım
boş yere anlatılacak bir şey değil çünkü nohut ve tarlası
işte akıldan üç yüz küsür kilometre bölü saat ile geçerken fikrin
foucault sarkacı dile gelir, ışığın hızına küfreder
ve kokun gelir burnuma, kokun yayılır göğün ilk iki katına
ve sen bilmezsin ama, ben hiç nohut yemedim
ve nohut yemeyi bırak, nohut dahi görmedim
ve ben hep, yanık nohut tarlaları gördüm
ve ben hiç, yanan bir nohut tarlası görmedim
ve ben hep, yandıktan sonra simsiyah halde nohut tarları gördüm
ve ben hiç, kokusunu almadığım bir nohut tarlası da görmedim
ve ben hissederken hep, aynı bağlacı kullanırım, mer
ve nohut tarlaları kokar işte, anlıyor musun
bak anlamıyorsan söyle artık, daha fazla günahına girmeyelim ateşin
daha fazla ilişmesin karanlık, nohut tarlalarına
daha fazla kirlenmesin gökyüzü
nohut tarlaları yanarken çıkan, isli pisli dumandan
kendime ait bir kelimem olsun istiyordum ya hani, halen istiyorum bu arada
sarhoş bir kelime kabul ederse bana ait olduğunu
ya da ele ayağa düşerse aidiyet duygusu
kelimenin biri çıkıp da derse ki, lütfen daha fazla nohut ve tarlasından bahsetme
yorma kendini, bak ben buradayım, senin olmaya hazırım, temizim, safım
işte bir şekilde, kendime ait bir kelime var olursa bir gün
kendime ait o kelime;
senin anlamayacak olman olacak
anlıyor musun.
-
boktan günlerimden birinde vazgeçmenin eşiğinde yazılıp çizilmiş ne varsa sildim bir gece. sildiğimi sandığım bi satırı kalmış aklımda, benim yazdığım şiir değil ama bana yazılmış şiir, benim şiirim neticede. altında yatan anlamı bir o bir ben... ama yine de;
--- spoiler ---
"mucizem" diyeceğim kızaran elmacık kemiklerine
--- spoiler --- -
Camdan bakmak diye bir şey var
Yaşlılar geçmişe bakar
Ufak bir tebessüm de geçse akıllardan
Çoğunlukla pişmanlığa bakar
Gençler umuda
İleride bir yerlerde bir parça umut var mı
Ona bakarlar
Camdan dışarıya bakarak
Biraz umut görebilmeyi ümit ederler
Yalnızlar kalabalığa bakar
Neden orada olamadığını düşünür
Yalnızlığından emin olur
Camdan dışarıya bakarak
Kimisi sevdiğine bakar
Ufukta nasıl görünür merak eder
Güneşi göremez aydınlığından
Dışarıyı göremez
Sevgiden falan filan
Gözünün önündedir hatta
Camdan dışarı bakar ama camı göremez
Birisi vardır
Karanlığa bakar
Baktıkça bakar ama
Gördüğü tek şey kendi yansımasıdır
Bir iki gözyaşı bir de
O da bir ihtimal
Işığı kapatır
Yansımasıyla vedalaşır
Bakmaya öyle devam eder
Ve camdan bakmak cazibelidir
Hele karanlıkta camın arkasına saklanarak bakmak
Çeker insanı
Öyle kolay vazgeçilmez
Yolcu yoluna bakar
Tabelaları takip eder
İçinden geçtiği şehirleri sayar
Son durağa geldiğinde
Karşılamaya geleni var mı
Ona bakar
Kimi kimsesi yoksa
Karşılamaya gelenlere daha bir dikkatle bakar
Kim kimin kimsesi
Şöyle bir bakarak iç çeker
Çocuklar, işte onlar
En güzel çocuklar bakar camdan dışarıya
İç çekişlerin en derini yine
camın arkası
Ve bir çocuk camdan bakarak bekler
Beklediğinin yolunu gözler
Yoldan gelmişse beklenen
Görünce el sallar, çığlık atar
İç çekerek baktığı ne varsa
Beklediğine gösterir
Söylemez ama sadece gösterir
Anlaşılır hemen
Elinden tutar parka götürürsün
Oynar filan
Bazısı vardır öylesine bakar
İş olsun diye
Vakit geçsin diye
Öyle herkes gibi bir amaç uğruna bakmaz
En güzel camdan bakarak vakit geçirilir
Bunu da herkes bilmez ama o ayrı
Genelde olmayan ne varsa
Ona bakarsın camdan bakarak
Bir camın açılabilir oluşu filan
Bunlar hep hikayedir, anlatılır
Hastanede isen sağlıklı insanlara bakarsın
Hasta olmasan bile
Hastane camından sağlıklı insanlara bakarsın
Bu böyle
Sonra hapishane
Bütün özgürlüklere bir camdan bakarsın
Özgür olan ne varsa
Ona bakarsın işte
Bulut mesela
Hapishane camından bakan biri için
Olabilecek en özgür şey bir buluttur
Özgürlüğün tanımı buluttan ibarettir
Orada olmak filan değil de
Bulut olamamak ne acı
Camdan bakarak hissedilen budur işte
Acı
Bazen belirli bir zaman vardır
Camdan bakmak için
Tam vaktinde bakılır camdan dışarıya
Her gün aynı saatte geçiyorsa sokaktan
Ve her gün az da olsa selamlıyorsa seni
Biraz bir şeyler hissetmek için bakılır camdan
Belirli bir saatte ama
Öyle aniden değil
Cam bu
Bakılır
Ayıp değil
-
(bkz: progresif aşk şiiri)
yaşasak
yaşlansak
eksilsek bazı hayatlardan,
sana çarpar mı nefesim?
yıpransak
yıpratılsak
bölünsek başka hayatlara,
yaşayabilir miyim sensiz?
sevsek
sevilsek
çarpışsak başka hayatlarda,
mutlu olabilir miyim sebepsiz?
astronomik derecede yazılmış
sevdalarda kaybolsak,
toplansak tek bir vücutta
bir şiir olabilir miyiz?
susmadan
durmadan
zihnimde üç nokta koyuyorum
biri sana.
biri bana.
biri de yaşanmamış olanlara.
-
Bembeyazsın, bir gelin misali
Hafif toplucasın, balık etli
Söndürürsün yangınımı, su gibi
Sen olmasan n'apardım canımın içi
İlk siirimi midemin efendisi olan lahmacunun yaninda ictigim 330 ml'lik ikinci ayrana ithaf ediyorum. -
Bir ihtimal daha var, o da yemek mi dersin
Paket mi olsun, burada mı yersin?
(bkz: açken yazılan şiirler) -
Eksiltili şiir
(…)
…şimdi,
gidilesi yerler,
çoktan kapatmış,
yalnızlık insanın kaburgasına,
çoktan oturmuş.
Her şeye rağmen yalın bir ıslıkla,
konçerto çalmak yakışıyor adama.
/fiyakalı gömleğinin,
düğmeleri kalp hizasında,
iki açık/
…özlüyorum,
küçük ellerinde,
kanatlandırdığı kelebekleri,
özgür kılan kadını.
Nerededir? / kim tutuyordur şuan,
aşk çatlağı ellerini.
Kiremit rengi rujunda,
kaçak bir aşk daha çıktım,
gözlerinin dinginliğinde,
huzur bulduğum.
Benim sende kaldığımı bilseler,
yarım pansiyon sevgime de,
bedel biçerler.
Ben senin, belli / belirsiz / bedelsiz,
sol yanını sevdim.
…gitme…
Ne olur kalsan,
kuşlar yine aynı yerlerinde ötüşseler,
gün yine şakaklarından doğsa…
Velhasıl;
zaman sende kalan nesnel bir yargı,
ben, sevebilme ihtimali olan bir kadavra.
Aslı / astarı olan cümleler biriktirmiştim,
sana yazdığım ilk şiirin başlığında kaldı hepsi,
senden sonra kelam edemediler,
kelime,
cümle,
mısra,
şiir yoktu.
-kala kaldıkları bir aşk halinden mütevelli,
şiir yazmak süreli hale getirilmişti.
Sadece sabah sekiz akşam beş sevebilir,
Sevdiğimiz kadına en fazla,
bir kıtalık şiir yazabilirdik.-
…kalsan,
yanı başımda alsam kokunu,
tabiat da olmasa,
kokunun eşi / benzeri.
Veryansın etmeli sükunet,
içinde bulundurduğu o kadar,
sevgi cümlesinin,
suskunlukta barınmaması gerektiğini bilmeli.
Sen,
öyle deniz gözlerinde,
beni suskun kılsan da,
ben içten / içe,
sana kelamlar ediyorum.
/İçimde, konuşan bir adam var,
susmuyor / ara vermiyor / susamıyor.
Tek bildiği de bir kelam var,
“-seni seviyorum”/
…şimdi,
bütün kelimelerle,
içli – dışlı olmamın sebebi dahi senken,
kelimeler sen,
cümleler sen,
mısralar sen,
şiirler sen oluyorken,
her şiir gibi bu şiiri de eksiltili bitirmek zorundayım.
Çünkü;
öznesi sen olduğun cümlelerin,
nesnesinde,
sıfatında,
o denli ağırlık var ki,
sadece seviyorum fiili yetersiz kalıyor.
O yüzden bu şiiri de eksiltili bitirmek zorundayım.
Kaburgamda sakladığım bir iki mısra var,
kalbime denk düştüğü için,
söylesem ölürüm sanıyorum,
söylemesem de ölürüm.
Aslında,
başladığım yerden,
eksiltili bitiriyorum yine…
Yunus KÜÇÜKKARACA -
gönül bahçesinde gül olsan
iki dakkada solardın
gözünün üstüne bi vursam
yumruk neymiş anlardın. -
serbest şiirler topluluğu blog sözlük tayfa 2017 -
Bir çocuğun avuçlarında saklıdır hayat;
Durmak nedir bilmeyen topaçlar misali,
Kaygısız düşler eşliğinde
Biraz hoyrat her dem rahat
Bir çocuğun avuçlarında saklıdır hayat;
Küçük göletlere salınan gemiler misali
Öyle engin öyle rahat
Ve yağan karlara inat
Zemheri soğukta bile tatlıdır hayat
Bir çocuğun avuçlarında saklıdır hayat;
Özgürce uçan kuşlar misali
Öyle dingin öyle rahat
Ve bir çikolatayla şenlenir hayat
Bir çocuğun avuçlarında saklıdır hayat;
Kaybolan yılları bulmak misali
Öyle güzel öyle sıcak
Ve uçsuz buçaksız uçurumlara inat
Bir bohça oyuncağa sığar hayat
öyle güzel sarı sıcak….
GÖLGELER ADLI ŞİİR KİTABIMDAN (MEHMET DEMİR) -
Bir resimdi sadece;
Eniyle boyuyla, rengiyle, kokusuyla, kumaşıyla
Hiç kıpırdamadan öylece donuk donuk bakan
Bir çift yürek, iki çift göz, birbirine sıkıca kenetli eller vardı içinde…
Bir resimdi sadece;
Zamanın derelerinde akıp donup kalmış bir nehir,
Maziden dökülen bir sonbahar yaprağı,
Çehremizde hep aynı ifade hep aynı tebessüm
Bu an hiç bitmesin hiç gitmesin elimizden, ellerimizden, diye
Coşkun bir sevinç, derin bir hüzün vardı donuk gözlerde
Ne de olsa bir resimdi sadece;
Dokunsan, uzatsan o küçük ellerini
Yakmazdı belki ama hal dilinde bir gariplik bir azap vardı,
Maziye bakan eller kırılsın! dercesine bir hali vardı üstünde
Acı üstüne acı, özlem üstüne özlem, hüzün üstüne hüzün
Gözlerim kanla dolsa da yok çare;
Sen o küçük resimden bir anda çıkıp gelmezsin yinede
Bir resimdin sadece;
Duymazdın hıçkırıklarımı, hissetmezdin haykırışlarımı
Uzatamazdın ellerini, bana geçmişten seslendiğin gibi;
-Gel götür beni buralardan, ben seninim sende benim! diyemezdin
Kahrolasıca bir resimdi sadece;
-Seni bütün ruhumla seviyorum desem duymazdın beni
Elimi uzatsam ellerine hissetmezdin, bakardın yine donuk donuk
Yüreğim yangın alevi Eftelyam, neredesin! diye yutkunsam sana
Yine gelmez, yüreğime son kez de olsa basamazdım seni,
Dokunamazdım o sıcacık saçlarına, koklayamazdım,
Ne de olsa kahrolası bir resimdi sadece…
Gölgeler adlı kitabımdan(Mehmet DEMİR) -
Ayın üstünde soğukluk,
Güneş altında kuraklık var.
Senin yüzünde burukluk,
Benim içimde mezarlık var.
Her hikayenin aynı sonu,
bir üzen bir üzülen.
Gelen, giden, başlamadan biten.
Uzun, kısa, kötü,
Hep kötü hikayeler.
Uzun, kısa, kötü,
Çok kötü hikayeler. -
Roses are red
Violets are blue
I like cola zero
More than i like you -
Teşekkürler,
Ne güzel hediye paketi, gri bulutlar
Yağmur giyeceğim
Yağmur giyeceğim. -
aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...
şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
burada da okuyorum. -
Herkes Ahmet Hamdi Tanpınar olmuş mübarek -
Gökyüzünü gardırop yaptım
Seneye içerim diye, sigaralar astım yıldızlara
Önceki bayramların yeni kıyafetlerine benziyor hepsi, hepsi;
Ne demek ulan,
Planlı mutlulukların bedeni mi olur?
Küçülmüş.
Karşıya geçmek üzereydim, yukarı baktım
Hava kararmıyor, imkansız
Yıldızların mı üstüne bastım, bu ne aydınlık
Her yer kül olmuş, kim giydi sigaralarımı?
Tamam, -lütfen bekliyorum, beni durduran ışık
Sen saydın, altı beş dört
Ben de kontrol ettim yolu
Önce geriye sonra geriye sonra bir daha geriye baktım
Bana güven, ölmek farketmez yaşamamışsan.
Çarparsa otomobiller yandan çarpsın
Burnum düzelir, fena mı?
