hayatın anlamsız geldiği anlar

  • morg kapısında beklemek..
    bitti diyor insan, tamam işte. hayat bu kadar. kendini parçaladığın kariyerin, bitmesini istediğin acıların, bir heves için kırdığın kalpler. hepsi bitiyor diyorsun zaten ondan sonra hayat bu.
  • sevinçlerin ya da üzüntülerin yavaş yavaş geçmeye başlaması. her şeyin geçici olduğunu fark etmek böyle hissetmeye sebep olabilir.
  • her türlü anlamsızlığın, zaman geçtikçe bir şekilde anlamlı hale gelebiliyor olduğu gerçeğini hatırlatan başlık.
    Maalesef hayat devam ediyor ...

    Edit : birileri bunu anında beğenmese de , bu böyle. Dünya hiç kimsenin etrafında dönmüyor.
  • ŞU AN.
  • -normal zamanlarda-
    pazartesi sabahı saat 6.45'te alarmın çaldığı anlar.
    hoş, şimdi 6.45 olmadan kalkıyorum buna mecbur olmamama rağmen.
  • Düşünen bir insan için herhangi bir an olabilir. Otobüste giderken, öğlen yemeğinde, yatmadan önce, yürüyüşte hergangi bir anda birden gelir insanınaklına. Ben kimim? Ne yapıyorum? Niye yapıyorum? Akılda onlarca soru dolanır. Hiç birine gerçekten mantıklı cevaplar verilemez. İşte bu olduğunda insan bir hiçliğin ortasında bulur kendini. Bu zamana kadar yaptığı her şeyi düşünür ve kendine sorar: bunu yapmasaydım ne değişirdi? Hiç bir şey. Peki ben doğmasaydım; hiç var olamsaydım dünyanın bundan haberi olur muydu? Muhtemelen hayır. Bir başkası benim yerimi alırdı sadece. Peki ya herhangi birisi önemli birisi hiç olmasaydı dünya bunun farkında olur muyud. Mesela Davinci hiç doğmasaydı insanlar mona lisa'nın eksikliğini çeker miydi? Hayır. Peki hiç herkes hiç kimse olabiliyorsa ben neden biriyim? Önemli sandığım şeyler ne kadar önemli? Bunlara sahip olmayanlar da benim gibi yaşayıp ölüyor. Torunlarımın çocukları bile beni tanımıycakken benim bu kadar çabalamam ne için? Kendi içinizde yaşadığınız bu tür bir diyalogdan sonra hayat anlamsız olur. Kendine bunları unutturmak için bir amaç bulduktan sonra bir sonraki aydınlanma anına kadar hayatın normale döner.
  • Mesela şu an. Hiçbir anlamı yok
  • pencereden dışarı bakıp bir karganın uydu kablosunu salladığı vakit,
    babanın eve gelip, gözleri kan içerisinde kaldığında beynimde hücum ataklarına başlayan sorulara hiçbir cevap veremem eşliğinde; babanın, elini "bu işler çok sıkıntı" der gibi bir hareket yapması sonucu,
    sokakta yürüdüğümde, kağıt toplayan bir dostumun; kefen gibi pislik, o beyaz plastiğin üzerine "porşe" yazdığı vakit,
    annemin öleceğini düşündüğüm vakit,
    tek hakikatin ölüm olduğunu bildiğim vakit,
    galiba ölmek mefhumu hayatımı daha anlamlı hale getireceği yerde, "yok oluş eşiğinde kaldığın vakit, eşikten geçip de yok oluşa ulaştığında ne karga ne de çocuk olacak" der gibi telkinlerde bulunuyor. bilemiyorum. zor'ro. Z.
  • şafak vakitleri
  • iki gözü görmez hale gelmiş,yüzünde ciddi yanık izleri olan, iki kolununda 2şer ön kol kemiği kırılmış ve bir de sağ kol kemiği kırılmış gazinin tedavisini sürdürürken, hava nasıl çicekler açtı mı? Gökyüzü nasıl diye bir anda sormasıdır.
  • Kişinin Dizlerinin bağını çözen cinsten hayal kırıklıkları
  • Soru yanlış: 'hayatın anlamlı geldiği anlar' olmalıydı bence. Hayat gerçekten anlamlı mı?
  • Her an.Ölüp gideceğim ve şu hayatta geriye ölümsüzlüğümü simgeleyecek tek bir anıt bırakamamak beni yoruyor.Her an anlamsız bence
  • Sabahın yedisinde çalan alarmdan sonraki 5 dakika..
  • İnsanın ölüme en yakın olduğu andır. Çünkü bir kanun vardır: Denir ki her şey zıttıyla var olur. İşte bu kanun hayat için de geçerlidir. Hayatı değerli kılan şey onun zıttı olan ölümdür. İnsan ne zaman ki bu ikisi arasındaki çizgiden en uçta olanına -ölüme- çok yaklaşır, işte o vakit hayatta kıymetlendirdiği şeylerin -yani bizzatihi hayatın- çok kıymetsiz olduğunu anlar. Bu yakınlaşma, sorgulama sürecini de başlatır ve kişi bir süre bununla boğuşur. Şanslı olanlar ölümü bir süre sonra unutur ve hayat tekrar kıymet bulur. Lakin şanssız güruh için hayat artık anlamsız bir serüvendir ve devamı halinde çok da bir şey değişmeyecektir. Bu noktada insana homeostatik bir denge gereklidir. İnsanın üşüdüğünde titreyip vücut ısısını belli bir seviyeye getirmesi gibi hayat anlamsızlaştığında da anlamlı hala getirecek bir titremeye ihtiyacı vardır. Aksi halde bu kişi için yaşam yeniden ölüme yaklaşana kadar değersiz bir zıtlık olarak algılanmaya devam edecektir.
  • Yapacak bir şey bulamayıp, çok sıkıldığında tekrar aynı şeyleri yapmaya yöneldiğinde, çok monotonlaştığında
    Kendini hissettiren duygu.
  • Tam da şuan sanırım.
    Dakikalar önce 5 yıllık ilişkim sürecinde defalarca aldatıldığımı öğrendim. Ve bana sürekli sadakatten, dürüstlükten, doğruluktan, aşktan bahseden bir adam tarafından. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, böyle birşey nasıl söylenir bilmiyorum. 5 yılımı verdim ve şuan hayatımın anlamsızlığında boğulduğumu hissediyorum.
  • tüm hedefleri üst üste düşündüğün andır.
    o gerçek olursa şöyle mutlu olurum, bu gerçek olursa böyle mutlu olurum bla bla bla. eeee ben neden mutlu oluyorum ki? elime ne geçecek ki? sonum ne olacak peki?
  • avrupanın göbeğinde bir bankta beş kuruş parasız elde dünden kalmış bayat bir poğaça ile sabahın olmasını beklerken içine düştüğüm durum. o an anlıyor işte insan. hayatın ne kadar anlamsız olduğunu. hani hep derler ya, allah kimseyi aç ve açıkta koymasın diye. bunun ne kadar dolu dolu bir dua mı dersin temenni dersin ne dersen işte olduğunu.
  • Sadece bir kaç saatlik uyku ile yataktan kalkıp günü daha çekilebilir hale getirmek için kendine yaptığın zehir tadında kahveyi içerken, kendini hapsettiğin o yüksek binaların parlak kristal kulelerin camından eskiden sevdiğin her şeyi içinde barındıran o efsane şehre baktığında. Evet işte tam o an, o rahatsızlık hissi kendi kristal kulenin içinde ne kadar yalnız olduğunu anladığın bunu değiştirmek için elinden gelen bütün çabayı sarf etmene rağmen başarısız olduğun gerçeği hayatı yeterince anlamsız kılabiliyor.
/ 2