geceye bir şiir bırak

  • sanırım olay İstanbul’da geçiyordu
    ismini vermek istemeyen caddelerde
    olası bütün kaçış yolları tutulu
    yurtlarından çıkarılan adamlar arasında
    ve aşk, aniden yola fırlayan bir çocuktu.

    artık halka açık bir yerde bekliyor seni hayat
    orda sana ölçü, birim ve düzen verilmemiştir
    mümkün mertebedeki adamlar ve kadınlar
    beherler, masa saatleri ve ergonomi
    yok, ama herkes uyanık birtek benim uykum var
    değil mi ki beş dakikada bir erteliyorum seni…

    korkuyorsun, üşüyorsun ve yanlış anladın
    şairi yanlış anlamak daha güvenlidir
    daha konforlu daha kurumsal daha aciz
    şimdi unut bunları ve tüm gücünle bana güven
    Kaybedeceğiz!
    hayır, bu sefer doğru anladın

    ispat edemem fakat öylece içime baktın
    ve sonra kalbim olaysız bir şekilde dağıldı
    ne kadar koştuysam da nefesim hala çok yakın
    bilerek ve isteyerek değilse gerçek midir bu acılar
    haberin bile yok oysa dünyanın en güzel kızısın
    ama dünya bunda kasıt arar!

    Yine de, gel ve al yüzümü eline
    Haydi sev beni, konu serbest…

    Furkan Çalışkan
  • Insandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
    hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.
    yalnızca acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan.
    ve ayrılık anneden vatandan arkadaştan.
  • An gelir
    paldır küldür yıkılır bulutlar
    gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
    o eski heyecan ölür
    an gelir biter muhabbet
    çalgılar susar heves kalmaz
    şatârâbân ölür

    şarabın gazabından kork
    çünkü fena kırmızıdır
    kan tutar / tutan ölür
    sokaklar kuşatılmış
    karakollar taranır
    yağmurda bir militan ölür

    an gelir
    ömrünün hırsızıdır
    her ölen pişman ölür
    hep yanlış anlaşılmıştır
    hayalleri yasaklanmış
    an gelir şimşek yalar
    masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
    direkler çatırdar yalnızlıktan
    sehpada pir sultan ölür

    son umut kırılmıştır
    kaf dağı'nın ardındaki
    ne selam artık ne sabah
    kimseler bilmez nerdeler
    namlı masal sevdalıları
    evvel zaman içinde
    kalbur saman ölür
    kubbelerde uğuldar bâkî
    çeşmelerden akar sinan
    an gelir
    -lâ ilâhe illallah-
    kanunî süleyman ölür

    görünmez bir mezarlıktır zaman
    şairler dolaşır saf saf
    tenhalarında şiir söyleyerek
    kim duysa / korkudan ölür
    -tahrip gücü yüksek-
    saatlı bir bombadır patlar
    an gelir
    attilâ ilhan ölür
  • geceye bu siir gibi videoyu birakiyorum:')
  • şiirim geldi bırakın beni

  • ...inanmak isterken tüm benliğinle
    sevdana aşkına
    ve ona güvenirken en
    derinden
    sarsılmaktır 7,8 şiddetinde deprem gibi
    alt üst olmaktır en derinden

    yıkıntılar viraneler içinde nefes almaya çalışıyorsun
    ve inanamıyor insan en sevdiği tarafından kandırılmayı

    hazmediyor olanları

    masumiyetine yanıyor saflığına
    bunu hakedecek ne yaptığına en sevdiğine bile güvenemeyecekse
    kime güvenecek insan
    aldatılmaktan da daha ağır bir yük
    Duygu özlem rende
  • SEN
    En güzel günlerimin
    üç mel'un adamı var:
    Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
    en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
    yer yer tırnaklarımla kazıdım
    hatıralarımın camını..
    En güzel günlerimin
    üç mel'un adamı var:
    Biri sensin,
    biri o,
    biri ötekisi..
    Düşmanımdır ikisi..
    Sana gelince...
    Yazıyorsun..
    Okuyorum..
    Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
    insanın
    bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
    Ne yazık!..
    Ne kadar
    beraber geçmiş günlerimiz var;
    senin
    ve benim
    en güzel günlerimiz..
    Kalbimin kanıyla götüreceğim
    ebediyete
    ben o günleri..
    Sana gelince, sen o günleri -
    kendi oğluyla yatan,
    kızlarının körpe etini satan
    bir ana gibi satıyorsun!.
    Satıyorsun:
    günde on kaat,
    bir çift rugan pabuç,
    sıcak bir döşek
    ve üç yüz papellik rahat
    için...
    En güzel günlerimin
    üç mel'un adamı var:
    Biri sensin,
    Biri o,
    biri ötekisi...
    Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
    Sana gelince...
    Ne ben Sezarım,
    Ne de sen Brütüssün...
    Ne ben sana kızarım
    ne de zatın zahmet edip bana küssün..
    Artık seninle biz,
    düşman bile değiliz..
    N.Hikmet - 1933
  • Adam şapkasına rastladı sokakta
    Kimbilir kimin şapkası
    Adam ne yapıp yapıp hatırladı
    Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz
    Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar
    Bir kadın kimbilir kimin karısı
    Adam ne yapıp yapıp hatırladı.
    Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
    Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
    Adam bulut gibiydi, hatırladı
    Adamın ayaklarının altında
    Yıldızların yıldız olduğu vardı
    Adam yıldızlara basa basa yürüdü
    Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.
    (bkz: cemal süreya) (bkz: adam)
  • Hoşgeldin Kadınım
    Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
    yorulmuşsundur;
    nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
    ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
    susamışsındır;
    buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
    acıkmışsındır;
    beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
    memleket gibi yoksuldur odam.

    Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
    ayağını basdın odama
    kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
    güldün,
    güller açıldı penceremin demirlerinde
    ağladın,
    avuçlarıma döküldü inciler
    gönlüm gibi zengin
    hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

    Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.
    — Nazım Hikmet Ran
  • Sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
    uzatırım saçları, tırnakları, anları
    beklesem büyür müsün sen çocuk?
    ırmaklar genişliyor, dallanıp
    budaklanıyor ağaç…

    Sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
    gizime bir ilmek daha atarım ben
    böylece bir kakül iner o çıplak alına
    alın o ki saçtan kırışmaz zerresi
    kırışır seni beklemekle geçen zaman
    belki hiç
    gelmezsin!

    Sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
    bir yeti değil mi aradığımız ortak?
    yangınlara alışma(!) , eğimler seni bilsin(!)
    ilk tılsıma vurulmuşuz seninle ikimiz
    yağmura şaşıyorum hala bak
    senelerdir yağıyor halbuki…

    Alper Gencer
  • Gülce

    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Bir dilber kal'asının burcunda
    Muhteşem belaya nazır
    Topuklarım boşluğun avucunda
    Koca yar adım çağırır
    Kaldım parmaklarımın ucunda
    Bir gamzelik rüzgar yetecek
    Ha itti beni, ha itecek
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Cihan hazır
    Divan hazır
    Ferman hazır
    Kurban hazır
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Güzelliğin zülme çaldığı sınır
    Başım döner, beynim bulanır
    El etmez
    Gel etmez
    Gülce'm uzaktan dolanır
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Gülce bir davet
    Mecaz degil
    Maraz degil
    Gülce bir afet
    Peri degil
    Huri degil.
    Gülce bir beyaz zehir
    Gülce en vahim haz
    Buram buram zehir
    Yâr gözünde infaz
    Bir gamzelik rüzgar yetecek
    Ha itti beni, ha itecek
    Güzelliğin zülme çaldığı sınır
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Ben fakir
    En hakir
    Bin taksir
    Ateşten
    Kalleşten
    Mızrakla gürzden
    Dabbetülarzdan
    Deccalden,yedi düvelden
    Korku nedir bilmeyen ben
    Tir tir titriyorum Gülce'den
    Ödüm patlıyor Gülce'ye bakmaktan
    Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
    Saniyeler gözlerimde birer can
    Her saniyede bir can veriyorum...

    Ömer Lütfi Mete

    edit1: yazım hatası
  • Beni herkes sevdaya asi sanır,
    Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
    Hasret tanır,
    Zulüm tanır,
    Ölüm tanır,
    Yüzüm yüzümden utanır.




    Uyuyamıyorum.
  • Haydi Abbas, vakit tamam;
    Akşam diyordun işte oldu akşam.
    Kur bakalım çilingir soframızı;
    Dinsin artık bu kalb ağrısı.
    Şu ağacın gölgesinde olsun;
    Tam kenarında havuzun.
    Aya haber sal çıksın bu gece;
    Görünsün şöyle gönlümce.
    Bas kırbacı sihirli seccadeye,
    Göster hükmettiğini mesafeye
    Ve zamana.
    Katıp tozu dumana,
    Var git,
    Böyle ferman etti Cahit,
    Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
    Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

    (bkz: abbas) / (bkz: cahit sıtkı tarancı)
  • Gidelim buradan... Göğsünü sıkan, içini daraltan o laneti geride bırakıp gidelim. Burada yağmur bile güzel yağmıyor artık. Yağmuru güzel yağan bir yerlere gidelim.

    Gidelim buradan... Burası bizim değil. Nasıl başederiz bu kadar saçmalıkla? Her şeye sıfırdan başlanabilecek bir yerlere gidelim.

    Gidelim buradan... İlaçlarını yanına alma. Kitaplarımı almayayım ben de. Biraz da onlar çıldırtmıyor mu bizi? Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim.

    Gidelim buradan... Bıktım tepemizde sallanan manasız sorulardan. Soru sorma artık bana. Soru sormayayım sana. Her türlü sorunun tedavülden kalktığı bir yerlere gidelim.

    Gidelim buradan. Burada insanlar kötü. Hep bir şeyler anlatmamızı bekliyorlar, hep bir şeyler anlatmamızı isteyecekler, bitmeyecek bu hiç bitmeyecek. Kimseye bir şey anlatmak zorunda kalmayacağımız bir yerlere gidelim.

    Gidelim buradan... Bak uyuyamıyorum yine. Senin de uykuların defolu, bölük pörçük. Huzur içinde uyuyabileceğimiz bir yerlere gidelim.

    Gidelim buradan. Ya sen bana gel ya da ben geleyim sana. Sonra gidelim. Hadi...
    (bkz: gidelim buralardan )
    (bkz: ali lidar)
  • ''onlar sanıyorlar ki,
    biz sussak mesele kalmayacak.
    halbuki,biz sussak, tarih susmayacak..
    tarih sussa, hakikat susmayacak.
    onlar sanıyorlar ki,
    bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
    halbuki,
    bizden kurtulsalar,
    vicdan azabından kurtulamayacaklar,
    vicdan azabından kurtulsalar,
    tarihin azabından kurtulamayacaklar.
    tarihin azabından kurtulsalar,
    Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar.
    sezai karakoç.
  • Elimde, sükutun nabzını dinle, 
    Dinle de gönlümü alıver gitsin! 
    Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle, 
    Yaşlı gözlerime dalıver gitsin! 

    Yürü, gölgen seni uğurlamakta, 
    Küçülüp küçülüp kaybol ırakta 
    Yolu tam dönerken arkana bak da, 
    Köşede bir lahza kalıver gitsin! 

    Ümidim yılların seline düştü, 
    Saçının en titrek teline düştü, 
    Kuru yaprak gibi eline düştü, 
    İstersen rüzgara salıver gitsin! 

    Necip fazıl kısakürek - veda.
    (bkz: şiir denince)
  • GERILIR ZORLU BIR YAY
    OKU FIRLATMAK IÇIN;
    GECE GÖKTE DOĞAR AY
    YÜKSELIP BATMAK IÇIN.

    MECNUN INLER, KANINI
    LEYLA’YA KATMAK IÇIN.
    CILVE YAPAR SEVGILI
    GÖNÜL KANATMAK IÇIN.

    ŞAIR NEDEN GAM ÇEKER?
    ŞIIR YARATMAK IÇIN.
    DAĞDA NIÇIN BAĞIRILIR?
    FELEĞE ÇATMAK IÇIN.

    AÇILIR TATLI GÜLLER
    ARILAR TATMAK IÇIN.
    TANRI KIZLAR YARATMIŞ
    ERLERE SATMAK IÇIN.

    İNSAN BÜYÜR BEŞIKTE
    MEZARDA YATMAK IÇIN.
    VE...........................
    KAHRAMANLAR CAN VERIR
    YURDU YAŞATMAK IÇIN..

    Hüseyin Nihal Atsız-Kahramanların ölümü
  • Özlemek için Nazım var
    Mavi için Edip...
    Rakı için Can Yücel…
    Sevda için Ahmed Arif…
    Bazen özledim diyemezsin, Nazım okuyorum dersin.
    Ben Nazım okuyorum, sen ne yapıyorsun?
    (bkz: özlemek için nazım var)
  • Çekilmez bir adam oldum yine
    Uykusuz, aksi, lanet
    Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
    Azgın bir hayvan döver gibi
    O gün çalışıyorum
    Sonra birde bakıyorsun ki
    Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
    Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
    Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
    Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
    Çekilmez bir adam oldum yine
    Uykusuz, aksi, lanet
    Yine her seferki gibi haksızım
    Sebep yok olması da imkansız
    Bu yaptığım iş ayıp rezalet
    Fakat elimde değil
    Seni kıskanıyorum.
    (bkz: nazım hikmet )
  • Korktuğum başıma geldi
    Yine kar yağıyor
    Dağlar beyaza boyanacak şimdi
    Halbuki sen yeşili seversin

    (Osman güngör feyzoğlu)

    Doksanlı yılların ilk yarısında bir yılda köhne bir okul kütüphanesinde yetmişli yıllara ait bir Türk dili dergisinin sayfalarında rastlamıştım bu şiire.
/ 10