geceye bir şiir bırak

  • uzaktan seviyorum seni
    kokunu alamadan,
    boynuna sarılamadan
    yüzüne dokunamadan
    sadece seviyorum

    öyle uzaktan seviyorum seni
    elini tutmadan
    yüreğine dokunmadan
    gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
    şu üç günlük sevdalara inat
    serserice değil adam gibi seviyorum
    öyle uzaktan seviyorum seni
    yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
    en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
    en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
    öyle uzaktan seviyorum seni
    kırmadan
    dökmeden
    parçalamadan
    üzmeden
    ağlatmadan uzaktan seviyorum
    öyle uzaktan seviyorum seni;
    sana söylemek istediğim her kelimeyi
    dilimde parçalayarak seviyorum
    damla damla dökülürken kelimelerim
    masum beyaz bir kağıtta seviyorum
  • Bir şeyler olsun şöyle çiçekli miçekli
    Bir çay olsun şöyle demli sohbetli
    Sabah olsun umutlu,
    Senli benli şiirli. ..

    (bkz: Orhan Veli kanık )
  • Ne ölümler yaşatırım içimde ben,
    Hiçbiri kalmaz kendime.
    Bir karlı bahar açar
    Gözlerimde yankısız.
    Kendimi öldürmekten,
    Yenik düşerim kendime..
  • akılla bir konuşmam oldu dün gece;
    sana soracaklarım var, dedim;
    sen ki her bilginin temelisin,
    bana yol göstermelisin.
    yaşamaktan bezdim,ne yapsam?
    birkaç yıl daha katlan,dedi.
    nedir; dedim bu yaşamak ?
    bir düş, dedi. birkaç görüntü.
    evi barkı olmak nedir ? dedim;
    biraz keyfetmek için
    yıllar yılı dert çekmek,dedi.
    bu zorbalar ne biçim adamlar ? dedim;
    kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
    ne dersin bu adamlara , dedim;
    yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
    benim bu deli gönlüm, dedim;
    ne zaman akıllanacak?
    biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
    hayyam'ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
    dizmiş alt alta sözleri, hoşbeş etmiş derim, dedi.
    ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
    kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
    sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok.
    ben düşündükçe var dünya, ben yok.
    .
    Ömer Hayyam
  • İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
    Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
    Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
    Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
    Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
    Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..
    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
    Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
    Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
    Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
    Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
    Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
    Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
    Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
    Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
    Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
    (1949) Necip Fazıl Kısakürek
  • ~Toprak Ana~
    Kurumaya bedel mi her sümbül
    Şakıdıktan sonra gider mi bülbül
    Gömer mi anıları Toprak Ana
    Canlandırır mı sevgi olduğunda?
    İ.D. 03.02.20
  • Kuş damdan düşünce
    sarışın bir yürüyüşüdür artık ölümün
    bir yağmurdur açılan kuraklığa
    bir yağmurdur kulübesi nisandan
    ve onun ayaklarına dolanan o gökyüzü
    kansız yüzleridir diri kuşların
    kuş düşünce camdan

    kuş düşünce damdan
    kızlar saçlarıyla ölümü düşünürler
    uzun bacaklı tanrılar koşuşur sokaklarda
    kuş öldü herkes mi arıyor
    gençlik mi yürüyor herkese ve mi arıyor
    onun gözlerini satılan çarşılarda
    kuş öldü kanadının altındaki o yara
    yağmurun karanlığını getiriyor geceye
    yağmurun ırmaklarını getiriyor geceye
    kuş öldü küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce

    öldü, kim ısıtır artık onun ellerini
    suların aynasında üşüyen ellerini
    suların saygısıyla üşüyen ellerini
    İsmet Özel - Kuşun Ölümü
  • "İnandır beni dünya
    İnandır yaşadıklarıma
    Güçlüydüm
    Uzaklardan gelir uzaklara gider sonbaharlara şaşırmazdım
    Yüzümün gizli yerlerine ansızın binlerce resmiyle yağan bir harf
    Bir harf vurdu beni dünya
    İncecik bir çınar yaprağı düştü üstüme sarsıldı kalbim
    Toprağa yağmur düşüyordu ah nasıl düşüyordu
    Bir harf durmadan durmadan üşüyordu
    Uzaklardan gelir uzaklara giderdim artık yıkıldım
    Ben bu yıkılışı yağmurlardan öğrendim
    Akşamı önüme bırakıp giden adam haklıydı
    Kentler ayrıntıydı haritalar ayrıntıydı
    İçinde tükendiğim şu hain hayatta
    Herkesin yalnızlığı duvarda asılıydı
    Nasıl söylesem dünya nereye bakıp söylesem
    Çekinerek yaşadığım yılları her akşam
    Çekinmeden ateşe attığımı nasıl söylesem
    Ben sana emanetim bırakma beni
    Dağıtma yüzümün menekşelerini
    Bu şarkıyı yalnız bitirmek istemiyorum bunu nasıl söylesem
    O harf yanlış denizlerde boğulurken
    Ben doğru bir kelime olamam
    İnandır beni dünya
    Yıllar geçti ve birşey kaybetmedim hayretimden
    Herkes bir saat alsa da çoğalmaz zaman
    Ve ben bazı şeyleri açıklayamam
    Yetmezken birimizin açtığı boşlukta yalnız kalmaya
    Neden kapansın göğsümde taşıdığım bu güzel yara
    Kader kimi seçerse kaptan o olsun
    Ben hangi pazartesiyi beklediğimi bilmiyorum"
    mevlana idris zengin
  • çiçekler sulasan, kurumuş yaprakları kessen
    sözgelimi tırnaklarını yemesen
    akşamları erken yatsan iyi olur.

    iyi olur elbet
    yani şu süsenler, kır menekşeleri yok mu
    ne desem
    denizin bir tenhalıkla uyumu
    kayboldu
    kış çoktan unutuldu da ondan. bir akşam
    bir manav bütün hüznüyle konuştu
    salatalara vuran bir ışığın altında
    sanki Ortaköy’de yarısı yanmış bir kışla
    gene böyle bir sonuçtu
    kış unutuldu kardeşim. artık
    hiçbir ayak sesi birbirine benzemez.

    Bingöl’le İstanbul arası
    otobüsle kaç saat
    yani İstanbul’la Bingöl arası
    kaç saat otobüsle
    kimine göre günlerce
    kimine göre birkaç saniyedir
    çünkü özlemler çeşit çeşit
    özlemler ki binlerce
    ah sevdadır ancak onları birleştirir
    Sündikan dağlarından aşağı
    Isparta biraz gülümser
    Isparta'nın ortası denizli çarşı
    balıklar cansız yüzer
    ey ülkesiz özlem, sen şimdi biraz dur
    bir kadın neden olmayasın ya da yitik bir erkek
    ah evet
    size de sormak gerek
    ey uçurumlar, köprüler
    kış neden unutuldu.

    Mersin körfezinde batık bir gemi
    ütünde kuşlar yüzen bir gemi
    kaptanı

  • Kestim kara saçlarımı -n'olacak şimdi
    Bir şeycik olmadı deneyin lütfen
    Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
    Günaydın kayısıyı sallayan yele
    Kurtulan dirilen kişiye günaydın

    Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
    Bir yaşantı ile karşılayanlara
    Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum.
    (bkz: gülten akın)
  • Mesut sanmak için kendimi
    Ne kâğıt isterim, ne kalem;
    Parmaklarımda cıgaram,
    Dalar giderim mavisinden içeri
    Karşımda duran resmin.

    Giderim, deniz çeker;
    Deniz çeker, dünya tutar.
    İçkiye benzer bir şey mi var,
    Bir şey mi var ki havada
    Deli eder insanı, sarhoş eder?

    Bilirim, yalan, hepsi yalan;
    Taka olduğum, tekne olduğum yalan;
    Suların kaburgalarımdaki serinliği,
    İskotada uğuldayan rüzgâr,
    Haftalarca dinmeyen motor sesi,
    Yalan.

    Ama gene de,
    Gene de güzel günler geçirebilirim;
    Geçirebilirim bu mâvilikte,
    Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız,
    Ağacın gökyüzüne vuran aksinden,
    Her sabah erikleri saran buğudan,
    Buğudan, sisten, ışıktan, kokudan..

    Ne kâğıt yeter ne kalem
    Mesut sanmam için kendimi.
    Bunların hepsi.. Hepsi fasafiso.
    Ne takayım, ne tekneyim.
    Öyle bir yerde olmalıyım,
    Öyle bir yerde olmalıyım ki,
    Ne karpuz kabuğu gibi,
    Ne ışık, ne sis, ne buğu gibi,
    İnsan gibi.
    (bkz: orhan veli)

    edit: imla


  • İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
    Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    Bu evleri atla bu evleri de bunları da
    Göğe bakalım

    Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    İnecek var deriz otobüs durur ineriz
    Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
    Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    Beni bırak göğe bakalım

    Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    Bana dönesin diye bir bir kapattım
    Şimdi otobüs gelir biner gideriz
    Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
    Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    Durma kendini hatırlat
    Durma göğe bakalım

    aynı zamanda YouTube'da İrem candar'ın bu şiirin nasıl müzikle daha da güzel olabileceğinin kanıtı değerinde bir şarkı var. öneririm
  • Biliyorum sana giden yollar kapalı.
    Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
    QNe kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini.
    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeliŞimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan.
    (Cemal Süreya - biliyorum sana giden yollar kapalı)
  • bilmezler yalnız yaşamayanlar,
    nasıl korku verir sessizlik insana;
    insan nasıl konuşur kendisiyle;
    nasıl koşar aynalara,
    bir cana hasret,
    bilmezler.
  • Siyah akar zonduldakın deresi,
    Yüz değil kömür karası,
    İşte böyle kazanılır ekmek pArası.
  • Hayır, hayır, hayır, hayır.
    Kardeşler!
    Bu hayat bana göre değil.
    Kötü basılmış kitap gibiyim
    Çamur duygusu veriyorum okuyana.

    #ahmeterhan
  • XVII
    omurgamı aldın benim.

    omurgamı aldın.

    omurgamı aldın.

    omurgamı.

    niye?
    Birhan keskin - taş parçaları

  • “kuşlar toplanmış göçüyorlar
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “seni o kadar yakından görünce,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “hızla geçen otobüslerin ardından benzeşmek…
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “baktım yeri toparlıyor ayak izleri
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “eşiklere oturmuş bir dolu insan
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “uzaklardaydın, oracıkta öbür kıtada,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “kehanet adlı kısacık bir şiir buldum
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “iki çay söylemiştik orda, biri açık,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “an ki fıskiyesi sonsuzluğun
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    (bkz: Cemal Süreyya - keşke yalnız bunun için sevseydim seni )
  • Bir plak gibi dönüyor gökte mavilik,
    Sesi aşağıda, çok aşağıda,
    Üstünde bir duvarın. Duvarsa,
    Dondurma yiyen bir çocuğun eli sanki,
    Taşmış akıyor,
    Öpüyor toprağı kanatan nar çiçeklerini.

    Öpülüyorum bembeyaz çimlerinde yalnızlığımın,
    Sonsuzluk yarın...
  • su çürüdü

    (bkz: Ahmet telli)
/ 10