çocuk yetiştirme yurtları


  • ...
    gün boyu yanlarındaydım, kekler-börekler yiyor, top oynayıp, ip atlatıyorduk. onlar ne istese gerçekleştirmeye çalışıyorduk, gülümsemelerini izliyorduk. bir çocuk vardı, en çok yanımızda kalan, ismi ada... çok zeki bir kızdı, her oyunu ustaca oynuyor ve bize öyle aklı başında cümleler kuruyordu ki... bir şey fark ettim o gün; tebessümleri biraz yarımdı sanki, içlerinden kahkahalar gelecek de bir set örülmüşçesine.
    vapura götürdük çocukları, biz ada'nın ellerinden tutmuşuz tıngır mıngır kalabalığın başını çekiyoruz. vapura binerken ada arkadaşlarımla kaldı, biraz bekledim dışarda; yeni çocuklar katılacaktı aramıza.
    sonra mehmet geldi, ufak bir tanışma faslından sonra vapura bindik. gün boyu neler yaptığımızı konuşuyorduk, bir yandan da sahildeki evleri soruyor onları anlatıyordum. tebessümündeki eksikliği anlayamamak için ileri derece hipermetrop ya da astigmat olmak gerekirdi...
    sonra şu soruyu işittim, onun dudaklarından: "abi siz gün bitince gideceksiniz değil mi?"
    ...
    sahi gidecektik değil mi, neydi peki bu, yapbozdaki eksik parça mı? "işte hayat böyle bir şey zenco" dersi mi veriyordu bana? sabahtandır çözemediğim eksiklik aslında gözümün tam önünde miydi, yoksa ben mi ardımda bırakmıştım bütün realiteyi...
    gün bitince gidecektik...
    ...
    gün bitince gidecektik; "evet mehmet, top oynayalım mı vapurda?" zorlukla döküldü kelimeler ağzımdan, lakin hâlâ beraberken, bir nebze mutluluğu olma fırsatım varken harcayamazdım. beynimin kıvrımlarında ise dolaşan yüzlerce sual vardı; gece bugün bittiği için ağlar mıydı, ya yarın olmayacağım için, peki öteki gün?..
    ...
    o günü bitirip veda faslına eriştiğimizde, sanki olgun olan onlardı da avutulması gereken bizlerdik. servisleri gelmişti, bu veda vaktinin içinde bulunduğumuza somut delildi, gitmeliydik, belki de aynı çocukları bir daha görememek üzere, gitmeliydik...
    mehmet'le sarıldık, bir fotoğrafımız onda kaldı, kötü çıkan ise bende, kötü çıkan dediysem önümüze fırlayan bir başka çocuk girmişti kadraja, yoksa aslan gibi delikanlı mehmet!
    sonra ada göründü, akşam serinliği olmuştu hırkasını giymesine yardım ettim, öyle bir duruşu vardı ki; hadi gidin, o kadar zor olmamalı dercesine. öyle bakışları vardı ki sanki biz ağlamamak için kendimizi tutuyoruz da o vakur duruşunu bozmayarak bu vedayı asilleştiriyordu.
    sonra ada'ya sarıldım, tebessümü iyice buruklaşmıştı artık, vapurda mehmet'le biraz vakit geçirdiğim için de beni sık sık sorduğunu öğrendim sonra, demek biraz mahzun bakışı da bana ondandı...
    ...
    bir sonu olmalıydı, oldu da.
    o gece nasıl geçti, neler konuştular aralarında, gece rahat uyuyabildiler mi, acaba unuturlar mı simalarımızı, sahi unutmalılar mı? tebessümleri hayat boyu yarım mı kalır, elimden bir fazlası nasıl gelmez, düşüncelerimi işgal etmiş, sorulardan bir orduyla kalemi zaptetmişti...
    deniz kenarında yürüdüm biraz, eve geldikten sonra pek bir şey yiyemedim, mehmet'le fotoğrafımı duvar panomun en güzel yerine astım, ada'nın ellerine boya sürüp resim tablosuna döndürdüğü tşörtüm ise asla yıkanmamak üzere çekmecemde.
    ***
    göz ardı edilmemeli çocukların yetiştiği yurtlar, istanbul'da onlarcası var, ülkede yüzlercesi, bizim çocuklarımız onlar, bizim geleceğimiz.
    daha çok vaktim olur da daha çok giderim umarım, devlet çocukları hiçbir zaman ihmal etmez umarım.
    bir gün bir yerlerde karşılaşacağımızı biliyorum; ada, mehmet, mehmet'in abisi, kadraja giren haylaz çocuk ve niceleri, çok güzel bir günde yine karşılaşacağız...