blog sözlük itiraf
-
Bir yaz sabahı güneş doğmadan önce doğmuş, muzaffer. Bir rivayete göre, babası adını üç kere kulağına söylediğinde, tamam lan anladık, demiş. Ve hep bu tavırla yaşamış hayatı. Hakikaten böyledir muzaffer, en iyi arkadaşım, sanırım tek dostum. Bir meselenin tekrar tekrar konuşulmasından hiç hoşlanmaz. Aslına bakarsanız çok konuşulmasından pek hoşlanmaz. Sessizliğin adamıdır anlayacağınız. Aynı köyde büyüdük onunla. Sonra bizim orada herkes birbiriyle arkadaştır. Ama dostluk başkadır. Nedir insanları birbirine bu denli bağlayabilen, pek bilmem orasını. bildiğim, herkesin herkesle dost olamayacağı. Bizim bu adamla dostluğumuz da küçüklüğümüze dayanır.
Bizim köyde evler birbirine yakındır. Bir kargaşa olduğunda ya da bir eğlence, herkes duyar, iner evinin önüne. O sabah bir kargaşaya uyanmıştım ben de. Vakit kuşluktu. Muzafferin evinin önündeydi kalabalık, muzaffer de aralarında. Hıçkıra hıçkıra bir şeyler anlatıyordu. Daha sonra aşağı mahalleden getirdiklerini gördüm babasını, kanlar içinde. Sonra muzafferi içeri götürdüklerini. O sıra göz göze gelmiştik muzafferle. Ve hayatım boyunca unutamadım muzafferin o garipliğini. Babasız kalmış bir çocuğun garipliğini, iliklerime kadar hissettim. Üstelik babam henüz hayattayken.
Sonraları anlattıklarına göre, o sabah muzafferle babası tarlalarına gitmişler, yeni aldıkları traktörle. Tarlaya girerken hakimiyeti kaybetmiş babası, traktör devrilmiş. Muzaffer bir yana savrulmuş, babası ise altında kalmış ezilmiş. Muzaffer koşa koşa gelmiş bunu haber vermiş.
O olaydan sonra değiştim ben. İçime kapandım biraz. Gerçi bütün köy öyleydi, bu insanlara da sirayet etmiş ölüm sessizliğiydi. Evler bile kendi dilleriyle haykırıyordu bunu. Kuşlar daha bir farklı ötüyordu sanki. Hoca sabah ezanını daha bir duygulu okudu. Sanki her şey ölmüş gibiydi. Gülme sesi bile duyulmadı mesela bir müddet. İnsanların başları öndeydi. Ben de ister istemez değişmiştim işte. Daha bir özlemle bekledim babamı misal. Sonra daha bir hüzünlü dolaştım mahallede, ellerim ceplerimde. Ve muzaffer, hiç çıkmadı aklımdan. O yaşlı gözleri, hiç gitmedi gözümün önünden. Dolaşıp durdum evinin önünde, çıkmadı hiç. İçimde ona karşı beslediğim şefkat, büyüdü de büyüdü. Sonra bir gün, evinin önünde elindeki sopayla toprağı eşelerken gördüm onu. Çekine çekine gittim yanına. Ölene kadar kardeşimsin dedim birden bire, kararlılıkla. Gülümsedi bana orada, hem de gözlerinin içiyle. Biz o an dost olduk işte. Yani benim için öyle. Muzaffere sormadım senin için ne zaman diye, sevmez duygusallığı.
Sonrasında her ne yaptıysak beraber yaptık. Beraber büyüdük onunla. Misal bizim orada ilçeye tek başına gitmeden büyümüş sayılmazdın. İlçeye de beraber gittik onunla. O günü hiç unutamıyorum. Yeni kıyafetlerimizi giydik. Tarlada giydiklerimiz gibi değildi bunlar. Fiyakalıydı yani. Dışarıdan bakıldığında yine gariban görünüyorduk gerçi. Üzerimize mi sinmiş nedir. Çıktık anayola, bir kamyonet aldı bizi. Birbirimize sokula sokula gezmiştik ilçede. İlk defa orada lahmacun yedik. Bir sürü yer gezdik amaçsızca. Dönerken bizim o hiç konuşmayan muzaffer, susmadı anasını satayım. Her bir boku ballandıra ballandıra anlattık. Hiç o kadar gülmemiştik daha önce. 16 km yol yürüdük o gün. Ah ne gün... ama hiç konuşmadık o günü. Sadece bazı geceler, her şey sessizliğe büründüğünde, ağlardı muzaffer. Elimi omzuna atar, sırtını sıvarlardım. Sözlerin hiçbir işe yaramayacağı anlardandı, öyle anlar.
Sabaha kadar anılarımızı anlatacak değilim. Sayfalarca yazılabilir. Beraber devirdik çünkü yılları. Şu hatıralar... tatlı bir elem veriyor insana hakikaten. Gök gürültüsünden sonra gelen yağmur gibi, naif. İnsanın hatırladıkları, kötü anılar bile olsa, kötülüklerinden arınıp düşüyor gönlüne bir bir. Bunlar güzel de, bu bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altındaki susuzluk gibi, hatıralara duyulan özlem. Şimdiki nesil arkadaşlıktan habersiz sonra. Televizyon karşısında büyüyor, filan. İstediği model telefonu olmadığı için eksiklik duyuyor. Bizim bu eksikliği, o gün çınarcık tepesine çıkamadığımız için yaşadığımız hatrıma geldikçe, seviniyorum dostum. O tepede kollarımızı birbirimizin omzuna atıp, bağı bahçeyi seyreden bir çocukluk yaşadığımız için seviniyorum. Şu zamanın çocuklarının bunları yalnızca masalda dinlediklerini gördükçe üzülüyorum. Sana hiç bahsetmedim. Bir kızım olsun istiyorum. küçücük ellerini pempe yanaklarına koyup, ağzı açık bir şekilde, benden anılarımızı dinlediğini hayal ediyorum. hatta daha da ötesi belki bir gün yine gideriz oralara ne dersin, garip bir kıpırtı düşüyor içime, bütün bunları düşündükçe. O köydeki gariban yaşantımızın en büyük sermayemiz olduğunu anlıyorum şimdilerde. Bu şehir yordu beni muzaffer. Hatıraların olmasa, kurak kalacak kalbim. Buralarda senden bir tane daha bulamadım. Aslına bakarsan aramadım da. Senin gözlerindeki masumiyet yok, gördüğüm hiçbir gözde. Kimse dostluk nedir bilmezmiş gibi. Herkes yalnız gibi.
Yeter bu kadar, vesselam.
