gerçek aşkı bekleyen insanlar
-
Aşk bunca zamandır edebiyatta en çok işlenen konudur. Dolayısıyla aşkın sahte, yanıltıcı ya da boş bir kuruntu olduğunu ifade etmek elbette çok iddialı olur. Bu durumda aşkın, önemli bir gerçek olduğu kabul etmek daha doğru ve kolay olacaktır. Aşk için inkar edilemeyecek bir diğer gerçek de, kaynağını cinsel güdüden aldığıdır. Kaynağını salt cinsel güdüden aldığını kabul etmek, aşkı basitleşrir ve onca edebiyatçıyı cinsel arzularının kurbanı olduğunu iddia etmeye tekabül eder. Dolayısıyla, aşkın en uç olarak iki konuma sahip olabileceğini kabul etmemiz gerekecek: birinci konum aşkın kaynağı, salt cinsel güdüden oluştuğu; ikinci konum, aşkın salt samimi duygu*lardan oluştuğu.
Yani, aşkın salt cinsel güdülerin ürünü olduğunu kabul etmek elbette aşkın doğasına aykırıdır. Ayrıca aşkin salt samimi duygulardan olduğunu kabul etmekte çelişkidir. Çelişki kaynağını basit bir örnekle izah edeyim, madem ki aşk salt samimi duyguların bir ürünü, o halde neden heteroseksüel bir insanın hemcinsine aşık olması tuhaf karşılanır ki. Anlaşılacağı üzere, gerçek aşk salt cinsel güdü ile samimi duygular arasında bir konuma sahip.
Bu konumdaki aşkı bekleyen insandır.
Bu başlık için böyle ifadeleri yazmamın sebebi, aşkın tanımlanamaz yapısı sebebiyledir.
*samimi duygu: net olarak tanımlayamasam da, insanların saygı duyduğu ulvi hisslerin duyguları. İnsan bu duyguyu hemcinsine besleyebileceği gibi karşı cins için de besleyebilir, ayrıca ailenin aile olamasını sağlayan duygudur.
Not: bunu yazarken dünynanın en aptal ikilisi arkdamdan bıdı bıdı yapıyor. Dolayısıyla yazdığım ifadelerde aptalca şeyler görürseniz mazur görün! Lanet olsun! 360 kilometre bunlarla çekilmez! Lanet olsun!
