bilim ile din
-
mukayese edilemez iki farklı kavramdır. genel olarak bilim, bizim evreni anlamaya çalışmaktaki yolculuğumuzda elde ettiğimiz bulguların dinlerle veya dogmalarla uyumlu olmasıyla ilgilenmiyor. sadece elimizdeki verilerden hareketle şimdiye kadarki teklif edilenlerin ilerisinde bir şeyler bulmaya çalışıyoruz. bu elde ettiğimiz bulguları ise daha ilerisine geçmek için kullanıyor veya yanlışlayana kadar doğruluğunu test ediyoruz ve literatüre geçiriyoruz. on binlerce yıllık bir kümülatif birikim sonucu bugünlere geldik ve ilerisine geçmeye çalışıyoruz.
ayırt etmeksizin bütün dinler ise, varolageldikleri zaman dilimi içerisine kadarki bilinmeyenlere, merak edilenlere mistik bir dille açıklama getirmeye çalışmış, fakat zamanlarının ötesinde yapılan yeni keşifler sonucunda bulunan yeni bulgular ile insanların kafalarındaki soru işaretlerinin artması itibariyle çözüm getiremez olmuşlardır. din alimleri de, mensup oldukları inançtan hareketle bu mistik anlamları esneterek, zorlayarak aslında dinin bu soruları da cevapladığını, ama o zamanki aklımız ermediği için bu ilahi kudretten faydalanamadığımızı söylemişler/söylemektedirler. hiçbir din, ilerisine ışık tutacak bir bilimsel keşfin öncüsü olmamıştır ne yazık ki, fakat dinlerin tamamında bu evreni yaratan tanrının kendi yarattığı evrenle ilgili yanlış bilgiler veremeyeceği gibi doğru bir fikir bulunduğu için bugünün din adamları bu iki kavramı birbirinden ayrı değerlendiremezler, bu sebepten müslümanlığın kutsal kitabı kuran-ı kerim'in bilim konusunda yanılmadığını kanıtlayabilmek için yüz binlerce kitap yazılıp piyasaya sürüldü son yüzyıl içinde. diğer semavi dinlerin mensupları ise sonraları reformist bir bakış açısıyla dinlerindeki dünyayla, evrenle, biyolojik yaşamla ilgili açıklamaları mecazlı söyleyişler olarak aldılar. dinin potporik ve sembolik kısımlarını uygulayıp bilimin içine karıştırmamaya başladıklarında islam'ın zamanında başlattığı rönesans'ın fersah fersah üzerine çıktılar.
