kader
-
bu konu bütün dinlerde olduğu gibi islam'da da farklı şekillerde savunulmuş ve tartışılmıştır. ayetlerin literal manaları dikkate alındığında gayet açık bir şekilde insan iradesini devre dışı bırakacak şekilde allah'ın bilmesi ve dilemesine vurgu yapılmasına rağmen, bu ayetlerin iniş ortamında kastettikleri mana çoğunlukla literal olarak anlaşılandan çok farklıdır.
islam düşünce tarihi boyunca cebir/kadercilik anlayışını, yani insan eylemlerinin allah tarafından belirlendiğini, insanın bunda pek dahli olmadığını söyleyen gruplar baştan beri olmuşsa da bu gruplar hep azınlık olarak kalmışlardır. kaderci anlayışa yöneltilen eleştirilerin en önemlisi, "mükellefiyet, yani mükafat ve cezaya muhatap olma" ile "fiillerde seçme özgürlüğünün olmaması"nın bir arada bulunamayacağı; bu durumun ilahi adalete ters düşeceği şeklindeki eleştiridir.
müslümanların genel kabulü, bir "kader"in, yani "olacak şeylerin öncesinden allah'ın bilgisi dahilinde bulunduğu, ancak allah'ın bilmesinin insanların seçme özgürlüğünü ortadan kaldırmayacağı şeklindedir. bugün izafiyet teorisi ile birlikte biz bu tarz paradoksal görünen durumları daha kolay açıklayabilme imkanına sahibiz. zamanın ve mekanın yaratıcısı olarak kabul ettiğimiz allah'ın, kendi yarattığı zamanın kurallarına bağlı olması beklenemez, özellikle de bizimki gibi lineer/çizgisel bir zamana tâbi olduğunu iddia etmek düpedüz safdillik olur. bu konular fizikçi ve felsefeciler tarafından daha da detaylandırılabilir, belki yapılmıştır da, bilmiyorum.
sonuç olarak; "kader" ile "allah'ın ilmi"ni kastediyorsak şayet, bu gerçektir. ancak allah'ın bu ilmi, insanın kendi fiillerini seçme ve yapma kudretini elinden alan bir ilim değildir. zaten eğer öyle olsaydı, imtihanın bir manası olmazdı.