çocukluk dönemi sanrıları


  • çocukken anlam verilemeyen olayları, bilinenlere göre mantık silsilesi kurarak kendine açıklamaya çalışılmış ve kimseyle paylaşılmamış ama gel gör ki asıl gerçeğin kurulan mantıkla hiç alakası olmadığı ancak büyüyünce anlaşılmış olan sanrılardır.

    allah herkesi duyar dediklerinde, "nasıl herkesi duyar ya?" diye düşünürdüm; çünkü kalabalıkta herkesi duyamıyordum ya da müzikli bir ortamda. kaldı ki bir de uzak olanlar vardı, onları nasıl duyuyordu acaba? bana göre allahin herkesi duymak için ayrı bir kulağı vardı ve bu kulakla sadece o kişiyi duyduğu için hem duydukları karışmıyor hem de sesin kime ait olduğunu anlıyordu'*'. ve bu kadar çok kulağı olduğuna göre kafası kocaman olmalıydı. ve beyni de daha büyük! '*' bunu kimseye söyleyemiyordum çünkü beni duyabilirdi. biraz büyüyünce aslında olayın pek de öyle olmadığını anlamam zaman almadı tabi. ama ne bileyim, görmemiştim ki hiç. herkesin fotoğrafı falan vardı ama onun hiç yoktu.

    bir de peygamber efendimizin tasvirinin yapılmasının günah olduğunu duymuştum. ama ben çok merak ediyordum. nasıl birisi, saçı nasıl yakışıklı mı falan. o yüzden içten içe o cağda yaşayıp da bir fotoğrafını çekmeyen kişilere hep sinirlenirdim. nasıl olur da derdim kocaman peygamberi hiç fotoğrafını çekmezler. eğer o dönemler ben yaşamış olsaydım çekerdim. sonra onu çocuğuma verirdim, o da kendi çocuğuna derken günümüze kadar ulaşırdı. '*' bir de fotoğraf çekmek için poz lazımdı. bizim de evde bir fotoğraf makinesi vardı ama içinde poz yoktu. babama "neden çektiğim fotoğrafları tekrar göremiyorum" dediğimde, "çünkü içinde poz yok. eğer poz olsaydı çektiklerini görebilirdin" dedi. sonra da "demek ki poz çok pahalı bir şey. ve biz onu alamayacak kadar fakiriz. ben de peygamber efendimizin zamanında olsam poz alamadığım için çekemeyecektim demek ki" diye düşünüp kızgınlığım geçmişti. çünkü o dönemin insanları daha fakirdi. öyle okumuştum yani.

    neyse işte, böyle böyle şirke gireceğiz. tövbe estağfirullah, allahım sen affet!..