yazarların nickinin nereden geldiğinin hikayesi
-
Sümbül benim çocukluğumun çiçeği, o yaşlarıma dair anımsadığım en güzel şey. En önemlisi de annemin bana bakmam için aldığı ilk canlı ama hikayesinin de payı çok büyük. Eşcinsel bir birey olduğum için efsanesinin iki erkeğin aşkını anlatması çok ilgimi çekmişti ve koyma sebeplerimden de biri.
Bu hikayeye göre sümbül; yani botanikteki adıyla Hyacinthus, Sparta kralının tek oğlu ve uygarlığın tek prensiymiş. O kadar yakışıklı ve duru bir yüzü varmış ki bu genç delikanlıya sadece kızlar değil, erkekler de vuruluyormuş. Güneş tanrısı Apollon da bunlardan biriymiş. Bu iki erkeğin arasında çok özel bir dostluk varmış ve arada duygular olsa da bu, dile gelen bir durum değilmiş. İkisinin de boş oldukları vakitler dağlara disk atmaca oynamaya giderlermiş. Yine disk atmaca oynadıkları bir gün, Apollon’un attığı disk Hyacinth’in başına gelmiş ve genç delikanlı oracıkta kafasından oluk oluk kanlar akarak can vermiş.
Burada efsane ikiye ayrılıyor. İlk hikayeye göre prensin ölümüne sebep olan dolaylı yoldan da olsa güneş tanrısı ancak; ikinci hikayeye göre Hyacinth’e aşık olan tek kişi Apollon değil, sarışın rüzgar tanrısı Zephyros da takıntılı bir derecede ilgi duruyormuş çocuğa. Oyun sırasında onları uzaktan izliyormuş ve buna daha fazla dayanamadığı için kıskançlıktan olsa gerek, rüzgarın yönünü değiştirerek diskin çocuğun kafasına çarpmasını ve delikanlının kanlar içinde oracıkta ölmesini sağlamış. Prensin başındaki Tanrı “Ey güzel çocuk! Senin taze ve güzel bedenini kendi ellerimle yıktım, yok ettim. Madem ki seninle, toprağın altına gelemiyorum; o vakit isterim ki her bahar gelip de ışıklarımla dağları okşadığımda seni de beni karşılarken göreyim. O yüzden seni bir çiçeğe dönüştüreceğim.” demiş ve çocuğun kanının döküldüğü yerden çok güzel, kırmızı bir sümbül çıkmış ve gerçekten de her ilkbahar geldiğinde Apollon söz verdiği gibi, ışıkları dağlara vurduğu zaman çiçeği orada açmış vaziyette bulmuş. Efsaneye göre sümbüllerin yaprak kenarları ve uçlarının koyu olması da tanrının çiçeğin başında döktüğü gözyaşları yüzündenmiş.
Hikayedeki ince detaysa Apollon’un tanrı olmasının da verdiği bir özellikle sevdiği hiç kimseye sadık olmaması. Defne ağacının hikayesinde bile Daphne ondan kurtulamayacağını anladığı için çareyi ağaca dönüşmekte bulmuştu, sevdiği herkese zarar veriyor kendisi.
Ben de bir adam sevdim. Belki Hyacinth ya da Daphne gibi bedenimle ödemedim bunu ama karşılığında ruhumu verdim ona. İlk bahar geldiğinde sümbülün açarak Tanrıyı beklemesi gibi ben de gelmeyeceğini bile bile onu bekledim ve ona olan duygularım o kadar yoğundu ki bu uğurda hayatımda onarılamaz, her baktığımda göreceğim oyuklar açtım. Prensin aşkı uğruna heba olmasını da kendime benzettiğim için kayıt olurken bu nicki uygun gördüm kendime.
Saçma bir şekilde uzun oldu ama umarım yarıda bırakmadan okuyan birisi varsa fazla bunalmasına sebep olmamışımdır.
