blog sözlük itiraf
-
ne zamandan beri suskunum'u düşündüm kendimde bugün. ne gariptir ki bir cevap bulamadım, üzerinden çok sular akmış ve izleri kapanmış olarak gördüm, artık alışmıştım; kedere, üzüntüye, hüzne, kırılmaya, bocalamaya, efkara, derde vb. her şeye. yaşadıklarım büyük bir haykırış ile seslenmemi gerektiren olaylar idi, ben sadece sustum. sustum ve kaldım bir gecenin ortasında, bağırsam gök yarılacaktı ikiye, kimseyi korkutmak istemedim, sustum. "belirsizlik dedim, ne menem şey imiş, lime lime ediyor insanı" söyledim kendi kendime, her zaman kendimle idim, sustum. sahiden ne zaman güldüm'ü düşündüm bugün, gülememiştim, unutmuştum sanki gülmeyi: neye gülüneceğini, kime güleneceğini, kim için güleneceğini, hangi şartlar-koşullar altında gülüneceğini; ben her zamanki gibi sustum.
annem geldi, üzüldü.
babam geldi, üzüldü.
ben de üzülüyor idim, bir şey diyememedim ve mutlaka hüzünlerinde haklılardı, ne de olsa her şey bir çıkar ilişkisine dayanmaktaydı. benim iyiliğimi isteyen kimseler, kendi iyiliklerini için bunu isteyeceklerdi.
artık yoruldum, suskunluğum, büyük bir sessizliği getiriyor bendimde. suskunluk, ne zamandır ölümü hatırlatıyor bende.
"bir misafirliğe gitsem,
bana temiz bir yatak yapsalar;
her şeyi, adımı bile unutup
uyusam." -m.c.anday.
hikmet benol'da düşünmüştü: "acaba ölür isem, Hüsamettin tambay nasıl bir hüzne boğulur" diye, hikmet kendini öldürdü, Hikmet'in üstüne bir beyaz bez örtüldü, albayın gözünden bir-iki damla yaş döküldü ama hikmet öldü.
ölürsem diyorum, bir sonbaharda, doğu'da. haber salınsa yurduma, n'asıl karşılanır ölümüm acaba,
keder, acı, gam, hüzün, üzüntü veyahut suskunluk?
"bugün oturdum ölümü düşündüm
bir darağacında ya da yolda yürürken
bugün oturdum ölümü düşündüm
yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken."
git artık benden ecel, bak yenildim ben artık, git benden; pes ettim ben.
gelme ey ecel!
