düşün ki o bunu okuyor
-
geçen günün gecesinde, tan vaktinde birden seni gördüm rüyamda, gelmiyor idin, geldin, iyi oldu. ve o günün ertesi oldu, seni aradım. sesin siyah idi, kabre giden yeni yetme bir delikanlının giydiği siyah bir gömlek ve o kadar da siyah olmayan bir pantolon kadar siyah idi. aradım ve ulaşamadım, iyiye yordum, her zamanki gibi... sonrasında ise beni aradın, hoş: "buyrun beni aramışsınız, kimsiniz?" dedin. nasıl olur da numaram sende kayıtlı olamaz diye düşündüm, yanlışlık ile silmişsindir dedim, her zamanki gibi... "merhaba, ben aylak adam, lakin rahatsız ediyor isem hemen kapatacağım" dedim. konuşmak istemediğini belirttin ve teşekkürümü edip kapattım. biraz yoruldum sanki o konuşmadan sonra, arkadaşım ile Beyoğlu'nda bir meyhanede idik, yanımda çok param yok idi ama ben gene yorgunluğum geçsin diye kadehler söyledim. bir yere sığınmak istedim, bir in olsun da içine girip "yedi kere" uyumak istedim, uyuyamadım. güldüm, eğlendim, kadınlara baktım ama bir boşluk vardı içimde, pevase'nin de dediği üzre: "beni korkutan bir boşluk."
her şey yerli yerinde, vakitler tamam, suikastlere imkan tanınmıyor ama sen beni nasıl oluyor da bu denli öldürüyorsun, bilemiyorum.
"hayat: yaşamdır." diyorum, günlerimi bir kenara atıyorum, atay'dan biraz daha farklı, "sensizliğin dinini yaşıyorum."
-gençtim ve neden hata payı yok diyordum hayatımda,"
