blog sözlük itiraf


  • daha yeni yeni yazmayı öğrendiğimde ben, ilkokul öğretmenim esra hoca ve benim "babaanne" kelimesini doğru yazmaya çalışma direnişim arasında bir bermuda şeytan üçgeni oluşmuştu.

    olay şu şekilde, bu kelimeyi doğru yazanlar tahtaya kalkıyor yazamayanlar öğretmen masası ve kendi sırası arasında periyodik bir denge kuruyor. işte bir tarafta stabil bir kesim diğer tarafta dinamik bir kesim var. stabil kesim dinamik kesimi bakışlarıyla ezerek katalizör görevi yapıyor, anlayacağınız rönesansvari bir uzay var. herneyse ben bu kelimeyi "babane" diye yazıyorum esra hocaya götürüyorum esra hoca bakıyor, sefil varlığımı iliklerime kadar yargılıyor sonra ayakta duran anglosakson kesimden bir arkadaşın defterinden nasıl yazılacağını gösteriyor bu sırada esra hoca, defteri veren şahsın beni ezişini zevkle izliyor...

    masalar arası birkaç tur çöpçatanlık yaptıktan sonra tahmin edebileceğiniz gibi en son bir tek ben kaldım. işte dengeyi koruyum diye daha bir atiğim daha bir çeviğim; ara pası, plase falan yardırıyorum bir yandan da kapattım beyni ağlamayayım diye koca sınıfta bir tek ben evrendeki düzensizliği artırdığımı, entropinin istihzasına direndiğimi, herkese her şeye rağmen benim gibiler yüzünden evrenin yaşının daha uzun olduğunu -onlar taktir etmesede- düşünerek kendimi avutuyorum. ama inanarak sadece kendini kandırdığını fark ettiğin her davada olduğu gibi mani olunamaz varoluşsal bir krize giriyorum, "babane" nedir? pamuk şeker yedikten sonra neden ağızda iğrenç bir şerbet kalır? neden büyük insanlar beni utandırıyor? gibi bir kaç soru tarafından hırpalandıktan sonra kendime geldim bi' silkelendim, durdum ve esra hocanın gözlerinin içine içten bir nefretle baktım aynı zamanda burnumdan bir sümük baloncuğu çıkmasaydı bakışlarımın tesiri olabilirdi dahası sümüğün verdiği etkiyle sınıfta bir imam cemaat durumu teşekkül edince daha fazla dayanamayıp gözümden tek tek düşen yaşlara engel olamayıp sınıftan hunharca ağlayarak kaçtım.