hasan sabbah


  • sanılanın aksine milleti afyonla falan uyuşturmamış bilge lider, bilim adamı, doktor ve asker. sabbah üzerine ilgim nizamülmülkün siyasetnamesini okuyunca başlamıştı. ama biz çok yanlış tanıyoruz kendisini.

    örneğin şu an genelde fetöcüler sabbaha falan benzetiliyor. ama tarihe şöyle ufaktan bi göz gezdirirsek ne görüyoruz, bu tip bi paralel devleti kuran aslında sabbah değil nizamülmülktür. nizam zekidir, ama karaktersiz ve adaletsizdir. devletin her mevkisine adamlarını yerleştirmiş, oğullarını devletin en üst kademelerine getirmiş bi adam.

    hatta melikşah ,her ne kadar terken hatunun telkiniyle de olsa, nizamı biraz dizginlemeye kalkınca nizam "sen benim devlete ortak olduğumu bilmez misin, benim divitimi aldığında ne sarık kalır başında ne tacın" diye de bir mektup yazar. ha buna karşın siyasetnamede de liyakat diye ağlar durur. bu durumda ziya paşanın o müthiş vecizesi geliyor akla 'ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz'

    neyse nizamı yeterince gömdük. ama nizamı anlamadan sabbahı anlayamayız. sabbah nizamın tüm bu baskılarına karşın alamut gibi sarp kayalıklar üzerine kurulmuş bir kaleyi ele geçirir . (bunun nasıl olduğu bilinmiyor, farklı rivayetler var. ) ve gençliğinden beri tasarladığı planını ilmek ilmek işlemeye başlar.

    öncelikle sabbah-hayyam-nizam üçlüsü ilkokul arkadaşı falan değildir. bu bertholdun alamutta kurguladığı bir olay ama nedense çok meşhur. bu üçlüden ömer hayyam ve sabbah yaşıt denebilir, aralarında aylar var. ama nizam bu ikiliden 30 yaş büyük. ayrıca hayyam ve sabbah her ne kadar sonradan tanışsalarda biri iranın bir ucunda diğeri bir ucunda öğrenim görmüş.

    ama hayyam bırakalım iranı, tüm doğuda meşhur bir şair. hayata bakışı şu an bile okuyanları mesteder. benim favori şairlerimde ilk üçe kesinlikle girer mesela. tabi sabbah da tanıyor ömeri, kütüphanesinde hayyama ait şiirlerin bulunduğu yazmalar bulunduruyor, hayyamın iyi bir okuru.

    neyse sabbah ömerden de etkilenmiş, ama hiçbir zaman ömer gibi açık görüşlü olmamıştır. örneğin oğullarından birini şarap içiyor diye öldürtmesi gibi manyaklıkları var. diğerini de bir komutanı öldürdüğü için öldürtmüştü. iki oğlunu böyle öldürtmesi de sabbahın otoritesi hakkında bir fikir veriyor.

    sabbah kaleyi aldıktan sonra halifeliğin abbasiler tarafından gaspedildiğini, selçukluların da iranı işgal ettiğini anlatıyor millete. burada ufak bi milliyetçilik havası da var galiba. bu propaganda iranın zaten selçuk hakimiyetine karşı çıkan ufaktan anarşist şii kesiminde derin bir etki bırakıyor. ismaili/nizari mezhebi (sabbahın savunduğu 12 imamcı şii ekol) çığ gibi artıyor.

    bunu farkeden nizam da karşı saldırıya geçiyor. nizamiye medreselerini kuruyor. sabbah ve nizam arasında bir bilgi savaşı yaşanıyor yani. ama nizam kapalı görüşlülükte sabbahtan da beter. kapısında duran adam hanefi mezhebinden olsa kovalıyor mesela. herkes şafii çevresinde. tabi nizamiye medreslerinde de şafii eğitimi veriliyor. bu olay belki de ufak çaplı bir nefret yaratmıştır diğer mezhep mensupları arasında bilemiyorum.

    bu nizamiye medreseleri islama çok zarar vermişti bence. örneğin nerdeyse kendi dinini baştan kuran gazali buralarda hocaydı. bugün sağdan soldan duyduğumuz otururken okunacak dua, kalkınca okunacak dua meseleleri hep onun başının altından çıkmıştır. bu bağnazlık da laikliği icat eden selçuklu medeniyetinin yıkılmasında büyük bir etkendir kanımca. osmanlıdaki ebussuud etkisi gibi.

    nizam bu savaşta geride kaldığını farkedince devletin askeri gücünü kullanmaya karar verdi. tartışmada kaybedince kavga etmek gibi bi olay yani. sabbahın fikirlerinin gücü burdan da anlaşılabilir. tabi nizam zor kullanınca sabbah da zaten hazırlandığı savaşın vaktinin geldiğini anladı.

    işte bu savaş sabbahı yıllar boyu adı anıldığında korkuyla titrenen biri yaptı. doğunun tüm kralları alamuttan korkuyla bahsettiler. saraylarda sefahat içinde yaşayanlar ölümü ilk kez enselerinde hissettiler. korkudan sokağa çıkamadılar.

    sabbah belki de ilkel bir gerilla savaşı diyebileceğimiz bir taktik uyguladı. yalnız burada taktik kesin bir yıpratmadan geçiyordu. başı ezip kuyruğu dağıtmak. nizamın görevlendirdiği ordu alamut kapısına dayandığında nizamın ölüm haberi orduya geldi. zaten bu haberle sarsılan ordu melikşahın da ölüm haberiyle taht kavgası nedeniyle merkeze çekilmek zorunda kaldı.

    burada suikast düzenleyenlerin suikastin ardından ölümü beklemeleri yahut direkt kendilerini de öldürmeleri, intiharlarından önce de hasan sabbahın adını haykırmaları sabbahın kurduğu korku imparatorluğunun temelini oluşturuyordu. ama önemli olan bu insanların ne afyonla ne de başka bir uyuşturucu etkisinde kalmadan bunu yapmalarıydı.

    bugün biliyoruz ki meşhur sahte cennet olayı sonradan oraya hiç gitmemiş olduğu ortaya çıkan ve haçlı askerlerinin hatıralarından kesitleri uyduran marko polonun marifetidir. aslında alamut haşhaşın merkeziydi fakat bu haşhaş fedaileri uyuşturmak için değil, tıp ve insanları iyileştirmek için kullanılıyordu. hatta meşhur hekim ibni sinanın da ismaili olduğuna dair güçlü kanıtlarımız var.

    can alıcı kısım burada ortaya çıkıyor. sabbah yüzlerce insanı tek emriyle ölüme gidecek kadar kendine inandırmıştır. hayran olunası bir şey bu. ikna yeteneğinden başka şeyler de gerektiren bir durum.

    günümüzde bu işi yapanlar için (bkz: ışid intihar bombacıları) na bakabiliriz. ıraklı bir kadın yüze yakın kişiyi intihar bombacısı olmaya ikna etmişti. ama ışidin bombacıları ekseriyetle çocukluğundan el kaide tarzı örgütlerde yetiştirilmiş, sonrasında da ışid eğitimiyle tamamen beyni yıkanmış gençlerdi. içinde kötülük olan her insan illaki çocukların geleceğini karartıyor.

    sonuç olarak sabbah alamutta vefat ettiğinde 70li yaşlarındayıd. kendi yazdığı birçok eseri ve risalesi bulunuyordu. ta ki 1276da hülagü alamutu tarihe gömene dek. alamut kütüphanesi de bu işgalde yakıldı. günümüzde sabbahtan bize bir kısmı tarihi cihangüşaya alınan sergüzeşti seyduna ve tahran kütüphanesinde aslı bulunan fusuli erbaa adlı ufak bir risalesi var. bu da türkçeye hala çevrilmemiş. fırsat bulursam çeviririm belki türkçeye.