bugünkü gençliğin vurdumduymaz bencil ve ukala oluşu
-
kısmen katıldığım, kısmen de katılmadığım görüştür. vurdumduymaz, bencil ve siyasetle ilgisini minimuma indirmiş 26 yaşında bir gencim ben de. kendi hikayem üzerinden bu hale gelişimin sebebini anlatayım.
öncelikle; çocukluğumdan beri siyaset ve toplum olaylarının sık konuşulduğu bir çevrede büyüdüm. küçük şehirde büyüdüm ben. mikro veya yerel adına ne derseniz diyin halkı iyi gözlemleme imkanı buldum diyebilirim. bizim baba tarafı özellikle siyasetle pek iç içeler. babamın babası, rahmetli dedem chp ilçe başkanlığı yapmış bir isim. 80 öncesi dönemde arabasının altında bomba konulmuşluğu bile var. ben 7 yaşındayken vefat etti kendisi, ondan dinleyemedim ama babamdan çok dinledim onun yaşadıklarını. daha geriye gidersem; babamın büyük büyük büyük dedesi ittihat terakki üyesi bir müfettiş osmanlı zamanında. neyse günümüze döneyim. büyük halamın eşi olan eniştem; yaşadığımız şehirde solcu olarak mimlenmiş, ülkücülerden bir araba dayak yemiş, hapis yatmış. ciğerlerinde oluşan hasar yüzünden seneler sonra kan kusa kusa vefat etti. babam da sol görüşe yakın biri ama işi gereği her kesimle muhatap olduğundan ve çevresi geniş olup sevildiği için bir kaç tehdit dışında pek bir şey gelmemiş başına ama çok arkadaşının hatta eniştesinin dövüldüğünü acı çektiğini görmüş bir adam. 2000'li yılların ortalarında da bir kaç siyasi partinin il teşkilatında görev almış birisi. ve şu hayatta gördüğüm en çok okuyan adam. her şeyi okumuş her şeyi. bana okumayı, öğrenmeyi, sorgulamayı, araştırmayı sevdiren adam o. birinin askeri olacak biri değil yani. inandığı değerler için ne düşünüyorsa ona göre hareket eden biri. militan değil, yanlış gördü mü düzeltebilen, değişebilen açık fikirli biri. görev aldığı siyasi partilerden biri; geçmişin merkez sağ partilerinden biri mesela. neyse;
anne tarafım öyle çok iç içe değiller siyasetle. küçük dayım emekli deniz albayı, bir ara gölcük tersane komutanlığı yapmış biri. ergenekon döneminde dile getirilen darbe toplantıları, planları vs hazırlanırken görevdeymiş kendisi, ülke dışında. büyük ihtimalle başına bir şey gelmedi onun. bir kaç tehdit ve polis izlemesi sadece. anneanneem-dedem hacı. anne tarafından dedem muhacir anlatmıştım geçen bi başlıkta. annanemin babası kur'an hafızı ve müfessir. büyük dayım anne babası gibi biraz daha muhafazakar. ortanca dayım ve küçük dayım daha seküler kişiler. annem de öyle.
neyse, neden anlattım bunları? şu yüzden; kendimi bildim bileli evde ve yaşadığım çevrede böyle şeyler hep konuşuldu. ailemin köklerinde; zülümden kaçan muhacir, abdülhamiti deviren ittihatçılar, 1. dünya savaşında esir düşüp kaçan kurtulan, kurtuluş savaşı'nda savaşan, hapis yatan, dayak yiyen, aktif siyaset yapan vs vs bir çok kimse var. onların hikayeleriyle büyüdüm. savaş, devrim, darbe, ölüm, açlık, enflasyon, din, sekülerlik vs her şeyden hikaye var bizim ailede. bu yüzden ben de orta okuldan itibaren böyle konularda kendimce okumaya, öğrenmeye, merak etmeye başladım. tarihle ilgili şeyler okumayı hep çok sevmişimdir. tarih okuyarak, ailemin hikayelerini dinleyerek kendimce bir bilinç oluşturmaya çalıştım.
bunu yaparken asla tek taraflı, okumadım, dinlemedim, izlemedim. ülkücü arkadaşlarımla ocakta çay da içtim, fetö evinde -dershanemden ve sevdiğim bir arkadaşımdan dolayı- maklube yiyip abilerle de muhabbet ettim. lise son sınıfta tkp ilçe başkanı ile muhabbet edip, yayınladıkları dergileri okullara dağıttım. gezi eylemlerine katıldım, gaz-cop-tazyikli su yedim. ünversitede ilk sene kaldığım yurt okmeydanı'ndaydı. gezi sonrasında; ordaki cemevinde ibadet ederken polis tarafından vurulup ölen -kaza yada değil bilmiyorum-, uğur kurt için yapılan anma töreninde dhkpc ile polisin çatışmasında arada kaldım. cidden yaşadım bunu. polisin sıktığı sudan kaçarken arkama bir döndüm, tabancalı pompalı tüfekli bir grup marşlar söyleyerek polisin üstüne yürüyor. masumca bir anma diye katıldığım yer de bunu da gördüm. bağımsızlık düşleyen kürt arkadaşlarımla mardin'i gezdim. onlarla konuştum, fikir tartışması yaptım. anlamaya çalıştım. demem o ki elimden gelen her görüşeü dinleyip temas ederek; lise ve üniversite hayatımda tüm bu konularda aktif ve bilinçli bir insan olmaya çalıştım. elbette görüşlerim yıllar içinde değişti, gelişti. çok değişti hemde ve en sonunda apolitik olmayı bilinçli olarak tercih ettim.
neden biliyor musunuz? çünkü çok boş. vallahi bakın çook boş. koca bir booş küme tüm o okumalarım, çabalarım, eylemlerim, desteklediğim şeyler. sadece sol ya da sağ tandanslı konuşmuyorum. genel olarak çok boş. ben bunu gezi'de farketmeye başladım. çok güzel bir amaçla, şevkle bir araya gelip güzel şeyler yaptık. evet kabul. hala gurur duyuyorum o olayların biraz da olsa içinde olduğum için. ama iş bu kadar basit değil. noldu o yiten, ölen gençler, canlar? keşke bu olaylar hiç olmasaydı, o park yıkılıp cami yapılsaydı da abdocan, ethem, ali ismail ve diğerleri ölmeseydi. hangi park hangi cami hangi eylem bu canlardan daha değerli? evet o park yıkılamadı, yıkılmayacakta ama onları hayattan koparmaya, ailelerini bu acıyla bırakmaya değer miydi? he bu ses çıkarmayalım demek değil. çıkaralım elbette ama işin buralara gitmesi doğru mu sizce?
şimdi diyebilirsiniz ki; olayları buralara polis getirdi. hakim güç, hükümet getirdi. onlara kız, biz de bu yüzden sokakta değil miydik? evet öyle kabul ediyorum. ama yarın geziden bin kat daha fazla katılımlı, daha haklı bir eylem dalgası olsa sokağa çıkmam. hiç bi güç yaptıramaz bunu bana. hükmetmeye namzet bir kaç kişi ve onun karşısında duracak cesarete, bilince sahip kişilerin savaşında ölmek, yaralanmak, sevdiklerimi kaybetmek asla istemem. bu yüzden bencilim. koca bir bencilim evet. hatta korkağım. koca bir korkak evet. ses çıkarmamak, mücadele etmemek uzun vadede daha çok zarar veriyor belki ama ben üç günlük dünyaya; kendi iradem dışında gerçekleşen saçmalıklar yüzünden dayak yemeye, sakat kalmaya, ölmeye, her gün yeni bir saçmalığa kafayı takıp sinir hastası olmaya gelmedim. o yüzden ingiliz dj bonobo, malili sanatçı ali farka toure, abd'li nirvana'nın basçısı krist novoselic, alman golcü gomez :(, avustralyalı dilber margot robbie, ingiliz gitarist johhny greenwood daha çok ilgimi çekiyor. onları konuşmayı, izlemeyi, dinlemeyi daha çok seviyorum. vaktimi ve enerjimi bunlara harcamayı tercih ediyorum. çünkü 18 senedir kulağımın arkası dahil bu politikalar, siyasetler yüzünden itinayla öpüldü. öpülmeye de devam edecek. ve ben yoruldum. bunlarla nefes almak istiyorum.
bu boşvermişliğim 17-25 aralık süreci, soma, terör eylemleri, barış süreci, hendek operasyonları ve 15 temmuz gibi aşamalarda yavaş yavaş vurdumduymazlığa evrildi. sıfırlanan paralar, ayakkabı kutuları, rezalar zarrablar, yitip giden ve şovenizm dışında umursanmayan 301 işçi, bizim gönderdiğimiz silahları bombaları kullanan işid'in reyhanlı'da ankara'da istanbul'da katlettiği insanlar, hakkını savunduğunu iddia ettiği halkı kendine canlı kalkan yapabilen pkk, istedikleri her şeyi verdikten sonra sırtımızdan vuran cemaatler vs. bakın bütün bunların hepsin toplayıp üst üste koyun. %1 lik kısmı başka ülkede yaşansa ortada ne hükümet kalır ne de sorumlular böyle rahat rahat dolaşabilir. halkta karşılığı yok bu savunduğumuz, itiraz ettiğimiz şeylerin. diceksiniz ki ses çıkmadığı için bunlar rahat rahat dolaşıyor, hala hükmediyor. ben en yüksek perdeden ses çıkardım arkadaşım. gaz, cop, tazyikli su yedim. arkadaşlarım yaralandı hastahanede yattı, ailemden kimseler kendi zamanlarında çıkardı, hapis yattı, dayak yedi, öldü. ne değişti? koca bir hiç.
kabul edin ya da etmeyin. demokrasi, insan hakları, hümanizm, tartışma kültürü, entelektüel birikime saygı gibi kavramlar 83 milyon nüfusun büyük çoğunluğuna işlemedi, işlemiyor. naparsak yapalım bu gibi konulardaki kavgalarda ses çıkararak bir şeyleri değiştiremicez. aç kalmadıkça silkinmeyecek, kendine gelmeyecek bu halk. çıkardığımız seslerin, kavgamızın halkın geneline etki etmesi imkansız. kodumuz bozuk, genlerimizde bu yok.
üniversitede medya okur yazarlığı dersimizi veren bir hocam bir gün şey demişti. fransız halkı yıllarca açlıkla, ölümle, sefaletle boğuştu ve fransız devrimi böyle ortaya çıktı. onlar kendileriyle, en yakınlarıyla savaşarak, sorgulayarak kazandılar haklarını. bizde ise kendini sorgulamayı hiç düşünmemiş, otoriteye hep boyun eğmeyi seçmiş biir kitle ile destansı bir kurtuluş mücadelesi verildi. fakat o mücadele dış güçlere karşıydı, sonrasında hak istemek, özgürleşmek, demokrasi istemeyi düşünmedi toplumun çoğu. bütün hepsi, atatürk gibi bir adam sayesinde önlerine altın tepside sunuldu. insanlar kendi özgürlük ve hakları için mücadele etmedikleri, bunu denemeyi akıllarından geçirmediği için benimseyemediler. bu minvalde bişilerdi işte. biz ses çıkararak, konuşarak anlatarak kavga ederek bu düzeni değiştiremeyeceğiz şu an için. malesef. ben bunu kabul ettim ve artık iflah olmaz bir vurdumduymazım. işim gücüm var, belli bir maddi gücüm var.
çekildim köşeme, benim durumumda olmayanların açlıktan eeeehhh yeter beeee diyip kendine gelmesini bekliyorum. çekirdeğim ve bira stokumda var şükür. kendini düşünmeyen başkaları için özgürlüğümden, bedensel bütünlüğümden, hayatımdan, ruh sağlığımdan olamam, olmam. bana ne.
köşemde müziğimle, ilgi duyduğum şeylerle (tarih, sinema, mitoloji), zevk aldığım şeylerle (alkol, müzik, futbol, seks, porno vb) , işimle, arkadaşlarımla sakin ve aksiyonsuz bir hayatı tercih ediyorum. bu beni bencil, vurdumduymaz, korkak yapıyorsa yapsın arkadaş. zerre umurumda değil. ben artık sesimi meydanlarda, eylemlerde ya da bireysel tartışma-fikir alışverişlerinde değil, seçimlerde verdiğim oy ile çıkarıyorum. mutlu muyum? çok değil. ama en azından ruh ve akıl sağlığım bir nebze daha iyi durumda.
uzun oldu sorry (:
