suriyeli sığınmacılar


  • bazen olumsuz kötü düşünüyorum haklarında bazen de tam tersi içim acıyor doğrusu.

    babam esnaf. ve malum ki zorunlu eğitim 12 yıla çıktı, çıraklık denilen çocuk yaşta meslek öğrenme kısmı bitti. babam yanına çırak bulamıyor. okul saati dışında çalışacak ne kadar çocuk bulduysak çırak, hepsi dünya şımarığı, ne iş yaptı ne iş öğrendi. ki babamın mesleği de yufkacılık olduğu için yalan yok küçük yaşta öğrenmezse öğrenilmeyecek bir meslek.

    sonunda bir suriyeli çocuk aldılar işe. çok karşı çıktım başta. neden suriyeli şu bu, yok iş mi yapar onlar rahata alışmışlar, daha neler saydırdım anne babama.

    annem güzelce durumu açıkladı. çok ihtiyaçları var, inan biz türklerden güzel çalışıyor çok hevesli dedi.

    bir gün dükkana gittim. çocuğa laf attım. nasıl utangaç. annem ona diyetisyeni anlatamadığı için benim için doktor bak bu abla dedi. utana sıkıla yanıma geldi kolunu açtı.

    baktım kolu yanmış. dükkanda yufka pişirilen ocakta yakmış, korkusundan annemle babama da diyememiş. ecza dolabında bir krem vardı onu sürdüm. 12 yaşındaki küçük mülteci ile ilk diyaloğumuz böyle başladı. sonra da bak dükkanda veya dışarıda bir şey olur vücuduna, biri sana bir şey yaparsa anneme gel söyle. sana kızmaz tamam mı dedim tamam dedi anlaştık böylece.

    çok iyi türkçe konuşamıyor ama az çok anlaşıyoruz. ben ailemden uzakta olduğum için geçen dükkanın telefonunu açtı. kendimi tanıtınca "abla abla, senin anne okuma öğretiyor" dedi.

    annem okuma bilmeyen çocuğa boş vakitlerinde okuma öğretmeye başlamış. ki öğretebilecek mi diye de çok tedirgindim. annem lise mezunu ama okuma öğretmek ne bileyim tedirgin oldum.


    pazar günleri normalde izin günü çocuğun. ama ısrarla işe gelmek istiyormuş. yanınızda otururum diyormuş annemle babama. sebebi öğrenince bir kat daha içim acıdı.

    annem dükkana yemek yapıp götürüyor. ki bizimkilerin de yemek kültürü maşallah baya iyidir. eti, sebzesi, hamur işleri.

    evde olunca sadece makarna oluyor, sen güzel yemek yapıyorsun demiş anneme neden pazar günü geliyor diye kızınca annem. artık her pazar ona da fazladan yemek götürüyor annem dükkana.

    bugün yine dükkanı aradım. bu açtı telefonu. çocuğun adını bile bilmiyorum doğrusu. babam küçük usta diye seslenince öyle kaldı bizde.

    annem yok mu dedim ki o kadar işim vardı ki bugün hızlıca konuşayım modundayım. yok dedi.

    "doktor abla ben asker olmak istiyorum. babam türk değilsin olmaz diyor. olmaz mı, asker olamam mı?" dedi.

    "suriyeye gidersen asker olursun burada olmazsın."dedim.

    "ama ben türküm" dedi.

    geçiştirircesine "olursun o zaman" dedim.

    yine bir heyecanla "doktor abla, ben oruçta tutuyorum." dedi.

    "ne güzel, aferin." dedim.

    "ama evde akşam güzel yemek olmuyor. hemen bitsin ramazan. annen yemek yapsın" dedi.

    o an bir yutkundum canım acıdı.

    bu sessizliği yine o bozdu " doktor abla (daktar abla diyor aslında), ben okuyorum bak sana okuyayım mı?" diyor.

    şaşkınlıkla oku bakalım diyorum. eline aldığı spor gazetesini okuyor bana. şaşkınlıkla çığlık atıyorum.

    "gerçekten okuyorsun yalan değil dimi küçük usta" diye.


    "evet" diyor.

    "ee ne okuyorsun, öğrendin ya her şeyi okursun artık kitap okuyor musun?"

    sessizce "kitap alacaktım haftalığımla babam kızdı. yemek aldı paramla. ağladım kavga ettim. ama bu hafta alıcam" dedi.

    telefonun ucunda ağladığım belli olmasın diye "tamam benim işim var, kitap alma paranla bende var. sana yollarım tamam mı" diyorum.

    kendi dilinde bir şeyler söyleyip çığlık atıyor.

    bütün gün anneme " doktor abla ne zaman getircek kitap, ne zaman ki, hani kitap mı geldi, ara da hemen getirsin" demiş durmuş.

    annem aradı "nerden yolluyorsan çabuk yolla kızım. beni darladı tüm gün kitap diye" dedi.

    kargodaki cin ali serisi ile umarım iyi bir insan olmasının yolunu açarız.