hayatın anlamsız geldiği anlar
-
İnsanın ölüme en yakın olduğu andır. Çünkü bir kanun vardır: Denir ki her şey zıttıyla var olur. İşte bu kanun hayat için de geçerlidir. Hayatı değerli kılan şey onun zıttı olan ölümdür. İnsan ne zaman ki bu ikisi arasındaki çizgiden en uçta olanına -ölüme- çok yaklaşır, işte o vakit hayatta kıymetlendirdiği şeylerin -yani bizzatihi hayatın- çok kıymetsiz olduğunu anlar. Bu yakınlaşma, sorgulama sürecini de başlatır ve kişi bir süre bununla boğuşur. Şanslı olanlar ölümü bir süre sonra unutur ve hayat tekrar kıymet bulur. Lakin şanssız güruh için hayat artık anlamsız bir serüvendir ve devamı halinde çok da bir şey değişmeyecektir. Bu noktada insana homeostatik bir denge gereklidir. İnsanın üşüdüğünde titreyip vücut ısısını belli bir seviyeye getirmesi gibi hayat anlamsızlaştığında da anlamlı hala getirecek bir titremeye ihtiyacı vardır. Aksi halde bu kişi için yaşam yeniden ölüme yaklaşana kadar değersiz bir zıtlık olarak algılanmaya devam edecektir.
