karantina sürecinin hayatımıza kattıkları


  • öncelikle hepimiz kabul edelim ki hijyen kattı. marketten aldıklarımızın dış paketini yıkayacak kadar.bu arada gerçekten bir çok şeyin paketi inanılmaz pis.
    ankarada staj yaparken beslenme solüsyonlarının hazırlanışına sonra türkiyede bir çok yere gönderilmesine şahit oldum. o solüsyonlar yerlerde geziyor. ve burası bir sağlık kuruluşu ve yine başka sağlık kuruluşlarına gönderilecek ürünlerde bu hijyensizlik söz konusuydu.

    sosyal mesafeyi öğrendik. insanların kişisel alanına az da olsa saygı başladı. yine hastaneden örnek vericem. başka yerlerin iş ortamı nasıl bilmiyorum sadece hastanede çalıştım ben. ama fazla bir samimiyet, enseye şaplak göte parmak durumu hastanelerde biraz var. sen bu samimi ortamda olmasan olanları görüyorsun. meslekte ilk yılımda defalarca bana el şakası yapmayın, götüme girmeyin ya diye tartıştığım mesai arkadaşım oluyordu. şu an iş ortamı bile o kadar tertemiz ki. o anlamda güzel mesafeler de kattı.

    el hijyeni özellikle kattığı. defalarca hastane mutfak çalışanlarına el hijyen eğitimi vermiş biri olarak hiç dinlememiş olacaklar ki beni "kızılbüyü hanım eğitimi bir daha verebilir misiniz" dediler. ve şu an hepsi ellerini doğru bir şekilde yıkıyor ki ben de dahil artık.

    bunlar haricinde kendi adıma kattıkları bana, balkonumu adeta bir seraya çeviriyorum. bir kaç gündür domates, biber, salatalık, maydanoz, yeşil soğan, roka gibi bir sürü şey ektim.

    yağlı boya seti aldım. lisede çok güzel yağlı boya yapardım diye on sene sonra yeniden elime fırça alıcam.

    dizi pek izleyemezdim. dizi izlemeye başladım. hem de çılgınlar gibi.

    fitness salonuna gidiyordum ve evet işin aslı şu ki ben spor yapmıyormuşum orada doğru dürüst. fitness hocası ile resmen fingirdemekten spor yapamıyormuşum. ( mekik çekerken bacaklarımdan tutması ve her kalktığımda burun buruna gelmemiz- tabi o zaman virüste yok - burnumda tütmüyor da değil hani)

    şu an evde leslie videoları ile spor yapıyorum. gerçekten yapıyorum.

    mutfakta olumlu anlamda vakit geçiriyorum. abur cubur modunda değil.chia tohumlu çavdarlı ekmek, yok kahve yanına hurma topları yapmak gibi.

    ve mutfakta vakit geçtikçe gözüme batan her şeyi yenilemeye başladım. bu sabahki annemle telefon trafiğimizin nedeni karaca mı schafer mı tencere daha iyi hangisini alayım diyeydi. bir de katı meyve sıkacağı aldım internetten sabah sabah. ben ki hastalarıma bile meyvenin kendisini tüketin posasını da alırsınız lütfen suyunu sıkmayın diyen diyetisyen artık işin suyunu çıkardım sanırım.


    bir de en olumsuz kattığından bahsedeceğim.hastane çalışanlarına herkes vebalı muamelesi yapıyor. en yakın kız arkadaşım bile telefonda aynı şehirde olsak ben de seninle görüşmezdim ki deyince belki haklı insanlar çok sinirlenmeyeyim demeye başladım kendime. binada kapımın önünden geçerken koşarak geçen komşular ama balkonda az önce kahvaltı yaparken ben üst kattan "hastanede çok hasta var mı, covidli kaç kişi yatıyor." diye ısrarla sormaları ve tabiki cevap vermemem. (30 covidli hasta var, hatta ikisi sağlık çalışanı. kimseye söyletmiyor hastane vakaları. çatlıycam bir yere yazmam lazım)

    tabi komşular çokta umrumda değil benim. işime geliyor benden uzak durmaları. ama şu spor hocasının uzak durması minik kalbimi kırmıyor değil. baya baya flörtleşiyorduk hatta işi baya ileri de götürmüştük. iki gündür eve çağırmaya çalışıyorum, gelsene film izleriz tuzağıma bile düşmedi. en son yalandan " seni dövesim var" mesajıma "virüs bitince gelirim döversin" yazması tüm hayallerimi suya düşürdü.

    demek ki virüs süresince benimle görüşmeyecek. bir de hasta olsam bana bir şey olsa hastaneye gelirmiş kapıma dayanırmış da bilmem ne. o da biliyor covidli hastayla görüştürmeyeceklerini.

    covid olsam her halde tv de millete tüküren ben hastaysam sizde olun diyen amcalar gibi spor hocama tükürüp o da gelsin benimle diyebilirim.