toplumsal cinsiyet eşitliği
-
bu konuyla alakalı herhangi bir başlığın açılmamış olması beni üzdü çünkü bu konuda gerçekten çok hassasım. çoğumuz gibi ataerkil bir ailede ve ben diktatör olmayı seviyorum diyen bir babanın boyunduruğu altında büyütülmeye çalıştım. hal böyle olunca bu konuyu çok küçüklükten beri sorgular oldum, üniversite hayatımda da hem resmî hem de informal olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile alakalı dersler aldım ve neden toplumsal hayatta kadın-erkek eşitliğinin sağlanamadığını az çok anlamış oldum. öncelikle kadınlar ve erkekler yetiştirilirken kadın hayatı boyunca iki eve bağlı olması gerektiğine dair yetiştiriliyor. evlenene kadar kadın babasının, evlendikten sonra ise kocasının evine bağlı olmalı, onlar ne derse yapmalı, saygıda kusur etmemeli, kendi istekleri ise belki bir gün dikkate alınırsa değerlendirilmelidir. kadını güçsüz olarak görmeleri belki de binyıllardır devam eden bir şey fakat bunun dini kurallarla da onaylanması kadını daha da geri plana atmış ve kadınlar da bunu kabullenmiştir. kabullenemeyenler ya çok büyük şiddete maruz kalmış ya da öldürülmüştür. gerçi kadın hala şiddetin ortasında ve öldürülüyor. yüzyıllardır değişen hiçbir şey yok. sonuç olarak çocukları yetiştiren anne olduğu için toplumsal hayattaki farkları çocuğuna aşılayanda anne oluyor genellikle. baba da o farkların uygulanıp uygulanmadığını denetleyip ona göre hüküm veriyor.
toplumsal hayatta cinsiyetlere atfedilmiş görevler de var. mesela bir kadının şoförlükle alakalı icra ettiği her meslek “elalem” tarafından yadırganır ama sekreter diyince aklımıza bir kadın olduğu fikri gelir. aynı şekilde bir erkeğin örgü örmesi yine toplumumuz tarafından kabul görmezken inşaat işçisi diyince aklımıza erkek gelir. neden çünkü erkek güçlüdür ancak bu işleri erkek yapabilir. evet fıtrat olarak erkek kadından daha güçlüdür. bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. erkeklerde kas sayıları, büyüme hormonları kadınlara göre daha fazladır ama bu demek değildir ki kadın kolunu bile kaldıramaz sadece erkek 50 kg taşıyabiliyorsa kadın 35 kg taşır. burada anlatmak istediğim kadınlara hiç şans verilmemesi ve “erkek işlerini” yapanların ayıplanmasıdır. ayrıca ev işleri, çocuk bakımı kadının görevidir algısının bölgeden bölgeye değişmekle beraber yavaş yavaş kırıldığını da gözlemlemekteyim.
bu durumda sadece kadınlara yapılan mobbingi değil erkeklere yapılandan da bahsetmek istiyorum. çünkü konumuz cinsiyet eşitliği ya da eşitsizliği. en temel argüman; erkekler ağlamaz. toplum erkeğe o kadar büyük güç atfetmiştir ki erkeklerin ağlamasını ayıplamış ve kesin bir emir kipiyle bu işi noktalamıştır. erkekler insandır, insanlar ağlayabilir. askere sadece erkeklerin alınması da bu konu için konuşulmalıdır. vatanı koruma yetisi en az erkekler kadar kadınların da görevi olmalıdır. ayrıca kadınların erkeklere sürekli potansiyel sapık gibi yaklaşması ve her erkeğin onu taciz edeceğini düşünmesini de doğru bulmuyorum. evet o kadar fazla istismar haberi var ki kimsenin kimseye güveni kalmadı ama bu kurunun yanında yaşı da yakmaktır. bu durumun erkekler üzerinde toplu yaşam alanlarında büyük bir yük olduğunu düşünüyorum. belki erkek yazarlar toplum tarafından ötelendiği konuları yazarsa hep beraber o noktayı da düşünürüz ama benim aklıma daha fazlası gelemedi.
biraz uzun oldu ama bu konuda yazmak istedim. kusura bakmayın umarım vaktinizi çalmamışımdır.
not: bu yazılanların çoğu genellemeye dayalıdır. herkesin bu şekilde yetiştiğine ve cinsiyetçilik yaptığına dair bir iddiam yoktur.
