ölen kişiden geriye kalan en hüzün verici nesne
-
Aslında tek bir nesne değildir ve her bakışınızda sizi derin bir hüzne de sürüklemez,en azından benim için.ilk başta hiçbir şeyin düzenini bozmak istemezsiniz,her şey bıraktığı gibi yerli yerinde kalsın istersiniz..çünkü ya dönerse ?
Aradan zaman geçer ve dönmeyeceğini anlarsınız.çevrenizin de öğütleriyle ”kızım adettindir; kıyafetlerini,eşyalarını ayıralım ihtiyacı olanlara verelim” , “tabii,sevaptır hem..”. Yerli yerinde bıraktığınız o odaya giremez olmuşsunuzdur zaten..bu yüzden yenik düşersiniz bu cümlelere.elinize bir poşet alıp geçersiniz dolabın karşısına.o an ne kadar da hazır olmadığınız,güçsüz olduğunuz gerçeği titretir bedeninizi.en çok giydiği kazağı koklarken boğazınızda o tanıdık düğümü hissedersiniz.”bunu atmayacağım” , “bunu da çok giyerdi..” , “bu doğum günü hediyemdi” vs derken hayli eşya ayırmışsınızdır kendinize.geride kalanları hızlı hızlı, göz teması kurmaktan kaçınarak tıkarsınız poşetlere.
“Hemen verin bunları.”
Hemen çünkü biraz daha bakarsam hepsini aynı sırada dizerim o dolaba.bunlar en basitinden kıyafet adına hissedilenlerken daha bunun fotoğrafları,parfümleri,el yazısıyla yazdığı notları,neden aldığını hatırlayamadığınız kartvizitleri,kitapları,kitapları okurken sıkılıp kıvırdığı sayfaları ve şanslıysanız size bıraktığı son sözleri vardır.
Ben de şanslı sayılabilirdim;kırmızı kaplı minik bir not defterinde şans eseri görmüştüm adımı.yalnızca bir tarih ve özlem içeren tek satır.ve ben onu kaybettim,kaybetmişim..kitaplığımda özenle kahverengi kutuma koyduğum aptal defter yok oldu şimdi.kurumuş mürekkep izlerine dokunup birkaç kez okumaya ve defalarca baktığım diğer sayfalarda aynı umutla adımı aramaya muhtaçtım.
Şimdiyse bunları yazıyorum.beynimle başa çıkamadıkça,galiba çıldırmanın eşiğine geldim dedikçe yaptığım gibi yazıyorum,hep.
*
Özetleyip tanımsal bir entry haline çevirmek gerekirse Kırmızı kaplı not defteridir benim için.