blog sözlük itiraf


  • Dahası var..
    Yatak odamın duvarına bir fotoğrafını poster yapıp yapıştırdım. Böylece sabah gözlerimi açtığımda karşıma çıkan ilk şey onun aptal, şirin yüzü olacaktı. Uyandığım her sabah yüzündeki herhangi bir detaya uzun uzun bakıyor, yataktan çıkıncaya kadar da bunu sürdürüyordum. Bir cuma sabahı uyandığımda posterin bir köşesinin yapıştığı duvardan ayrıldığını gördüm. Gözlerine bakıp özür diledim ve posteri daha güçlü biçimde yerine yapıştırdım, saçları bozulmuştu biraz, o sorun etmedi, ben de bir şey söylemedim.
    Odasında köşeleri varaklı altın sarısı çerçeveli bir boy aynası vardı, o aynaya her sabah en az bir kaç dakika baktığına emindim. Güzeldi, hatta ben bazen onun bizler gibi sıradan bir hastanede doğmuş olamayacağını düşünürdüm, onun gibi kadınlar bulutların üstünde kurulmuş falancı özel tıp merkezlerinden dünyaya gelirdi. Benim gibi erkekler ise onun gibi kadınlara aşık doğuyorduk.
    Onunla sadece bir kez el ele yürüdük, bir defasında kahvaltı için gittiğimiz yere rezervasyon yaptırıp,"sigara alıp gelicez" dedik ve oraya dönmedik. Bu onunla giriştiğimiz ilk illegal hareketti. Elini o gün tutmuştum, parmaklarımızı iç içe geçirdik, dar kaldırım boyunca avuçlarını hiç bırakmadım. Yemin edebilirim, zerre suçluluk hissetmedi. Onu sevmek tam bu noktada korkutucu görünmeye başlamıştı.
    Cumartesi günlerinin benim için yüksek anlamlar içerdiği zamanlar vücudumdaki her hücre onun için çalışırdı. Tuhaf bir şeydi bu, kimse suyu kaynaması için buzdolabına koymaz. Ya da en aptal erkek bile içinden çıkamayacağı bir kuyunun içinde uzun vadeli planlar yapmaya kalkmaz. Ben aptaldan da öteydim..
    Yeryüzündeki en büyük suç mahali güldüğünde lunapark'a dönen dudaklarıydı. Bir defasında onu öpmek istedim, onu öpmek ve o lunaparka gömülmek.
    Bir gece bazı dış etkenler yüzünden kan şekerim düştü, fotoğrafa baktım, ona küfrettim. Ardından özür diledim. Hak ettin ama dedim..
    Yine de özür diledim. Fazla içtiğim bir gece elimde duran sigaranın ucuyla posterin sol alt köşesine bir kaç delik açtım. Bir başka gece posterin köşesinden bir parça yırtıp zıvana yaptım. Daha sonraki herhangi bir gece ise en sevdiğim t-shirtlerimden biriyle fotoğrafının tozunu aldım.
    Alışkanlık..
    Hayır, etrafımdaki herkes ona hissettiğim bu şeyin alışkanlık olduğunu düşünürdü, aptallar kısa cevaplar verir. "saçmalamayın"dedim. İçimdekinin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Bilmiyordum, bu bildiğim hiç bir şeye benzemiyordu. Su değil asit içiyordum, yemek değil kaya tuzu çiğniyordum, şarkı dinlemiyor kulağa hoş gelen seslerle kalbimde duble yol açıyordum. Bir gece onunla oturduğumuz bankı zippo benzini döküp yaktım.
    Saçmalıyor muydum, geberiyor muydum bilmiyorum ama uyandığım her sabah ona yeniden aşık oluyordum Onu ölmesini isteyecek kadar çok seviyordum..Ölmüyordu, sevmiyordu..
    Söylediği bazı yalanlar aklıma geliyordu. Ondan nefret etmek için elimden geleni yapıyordum.
    Bütün paramı cadde-i kebirde şaraba yatırdığım bir eylül gecesi posteri söktüm.
    Banyodaki diş fırçasını buzdolabının üzerindeki ayakkabı kutusuna koydum.
    Bende unuttuğu saati ve kolyeyi tütsüleri koyduğum çekmeceden alıp en altta işe yaramayan eşyaları sıkıştırdığım çekmeye koydum.
    Akvaryumun üzerinde, bir muma sardığım evde unuttuğu saçlarını koklayıp pencereden attım..
    Posteri söktüm, kalbimi söktüm..
    Uyumadan önce ertesi sabah bir daha onunla ilgili tek kelime etmeyeceğime dair kendime söz verdim..
    O gece hiç uyumadığım kadar huzurlu uyudum..
    Uyandım..
    Posteri yerine astım..
    Günaydın Aşkım..


    Alıntı*