pers savaşları


  • 540'larda persler tarafından istila edilmeden önce, yunan dünyasının en büyük donanmalarını destekleyen lonia kentleri refah ve güven içindeydi. mısır'la birlikte yunan ticaretini denetim altına alarak lydia'dan doğuya doğru, iç bölgelerle de ticaret yapıyorlardı. görüldüğü gibi yunanlıların doğuyla bağlantıları epik şiir ve felsefenin doğuşu gibi önemli kültürel gelişmeleri teşvik etmiştir. buna karşın siyasi anlamda tiranların yönetimi altındaki birçok kent tutucuydu. pers fatihi kyros tiranlıklara destek verdi ve tiranları imparatorluğunun bu yeni bölgesini kontrol etmekte kullandı, fakat ıonların çoğu batıya,becerileriyle zenginleştirecekleri yunan anakarasındaki ve italya'daki kentlere mülteci olarak gitti.

    kentlerin kendi aralarında rekabet ettiği konular vardı. bunlardan biri de miletos ile stratejik olarak önemli bir kyklad adası olan naksos arasında yaşanıyordu. aristagoras adındaki miletos tiranı naksos'a yapacağı saldırı için perslerden yardım aldı. bu saldırı kısmen, pers kumandanının naksos'u uyarmasıyla başarısızlığa uğradı, bu hıyanete öfkelenen aristagoras da perslerin aleyhine döndü. zalim bir yönetim altında gelişen tipik bir yunan sabırsızlığı göstererek tiranlıktan vazgeçti ve miletos'da isonomia, yani hak eşitliği ilan etti. tepki hemen geldi. ionia kentleri arasında ortak kültürel köklere ve tüccarlar arasındaki günlük ilişkilere dayanan geleneksel bir dostluk vardı. perslerin gittikçe artan vergi ve adam taleplerinden hep birlikte sıkıntı çekmiş, perslerin ilerlemesiyle yıllardır kurulu ticaret modellerinin altüst edildiğini görmüşlerdi.bunun üzerine bu ionialı kentler de kendi tiranlarını devirdiler ve perslere karşı bir ayaklanma planladılar.

    öncelikle anakaradan yardım arandı. sparta o sıralarda rakibi argos ile uğraşıyordu, fakat atina ile euboia adasındaki eretria kentlerinin
    ionialılarla aralarında antik bağlar vardı. 498'de atina'dan yirmi, eretria'dan beş gemi ıonia donanmasına katılmak üzere ege'yi geçti. sardes'e bir sefer düzenlendi ve persler lonialıları kentten sürmeden önce şehir ateşe verildi. bu kışkırtıcı akın asya sahilinin daha güneyindekilerin yanı sıra hellespontos kentleri arasındaki diğer ayaklanmaları ateşledi. hatta kıbrıs'ın yunan şehirleri bile pers boyunduruğundan bir yıl için kurtulmayı başardı.

    persler, karşı saldırı için kuvvetlerini üçe ayırdı, fakat 495'e gelindiğinde hala kontrolü ele geçirememişlerdi. bununla birlikte yunanlılar için de kazanmak kolay değildi. birbirinden uzak kentlerin hoplit kuvvetlerini persleri esaslı bir şekilde yenecek kadar güçlü tek bir ordu haline getirmenin imkansızlığı kanıtlanmıştı. 494'te persler, hâlâ ayaklanmanın merkezi konumundaki miletos'a saldırmaya karar verene kadar, ayaklanmanın henüz galibi yoktu. ıonlar kenti savunmak için donanmalarını genişlettiler, fakat lade açıklarındaki savaşı kazanan persler kenti aldılar. direnmenin çekirdeği kırılınca diğer şehirler tek tek düştü ve ayaklanma bastırıldı.

    dareios, intikamın baştaki acımasızlığından sonra yunan kentleri üzerindeki baskıyı azaltacak kadar kurnazdı. herodotos demokratik yönetimlerin ortaya çıkmasına izin verildiğini ileri sürer. buna karşın ıon dünyasının ruhu ezilmişti ve ıon kentleri bir daha asla arkaik çağdaki refah düzeylerini yakalayamadı. şimdiki soru, dareios'un yunanistan'ın iç bölgelerine doğru ilerleyip ilerlemeyeceğiydi. yapılması güç görünmüyordu. dareios'un daha önceki avrupa seferinin sonucu olarak, kuzey ege sahilinin olympos dağına kadar kontrolü zaten perslerin elindeydi. mısır donanmasına sahiplerdi ve fenikeliler yardıma çağrılabilirdi, kaldı ki karşılarında kendi iç çekişmeleriyle uğraşan bir halk vardı. atina ve eretria'nın ayaklanmaya karışmasından dolayı dareios'dan özür dilendi. fakat herodotos, dareios'un asıl amacının onlardan öç almak olduğunu belirtir. ardından dareios yunan kentlerini boyun eğmeye çağıran ulaklar gönderdi. içlerinden iki kent, sparta ve atina, savaşı kaçınılmaz kılacak şekilde, habercileri idam ettirdi.

    atina'ya karşı yapılacak sefer bir medli olan datis ile dareios'un yeğeni artaphemes'in komutasına verildi. rakamlar tartışılır fakat öyle görünüyor ki, yaklaşık 300 kadırga kilikya'da toplanmış, daha sonra bunlara insan ve at yüklenmiştir. 80 yaşında olan atina'nın eski tiranı hippias, atina yenildiğinde kontrol edilebilir bir yönetici olarak başa geçirilmek üzere filoya dahil edildi. 490'ın ilkbaharında datis, türk sahilinin güneyi boyunca ilerledi. başlarda yunanlılar tehlikeden habersizdi. istila kuvvetleri için en uygun güzergâh,önce küçük asya sahili boyunca ilerlemek, ardından sefer mevsiminin sonuna doğru varacakları trakya'ya doğru dönmekti. fakat persler kuzeye doğru sahilden ilerlemek yerine, ege'yi geçerek doğrudan batıdan vurdular. naksos'a saldırıldı ve bu kez boyun eğdirildi, ardından donanma, eretria'nın ihanete uğradıktan sonra bir hafta içinde düşene dek kuşatma altında tutulacağı euboia adasına doğru yelken açtı.

    yazın sonlarıydı. persler artık aşılması çok zor bir konumdaydı. iyi bir düzen kurmuşlardı ve yunan toprağında imparatorluğa geri
    dönebilecekleri bir güzergâh da sunan sağlam bir yere sahiplerdi. birkaç gün içinde hiçbir zorlukla karşılaşmadan, atina'nın 40 kilometre kuzeyindeki marathon'un uzun kumsalında anakaraya ulaştılar. burayı seçmesinde hippias'ın kendine göre nedenleri vardı burası babası peisistratos ile elli yıl önce karaya çıktıkları yerdi fakat başka çekiciliklere de sahipti. otlak ve taze su vardı; eğer savaşılacaksa, tahminen 800 pers süvarisinin manevra yapabileceği kadar geniş bir alandı.

    bu arada atinalılar perslerin geldiğini işaret ateşinden anladılar. bir atlet olan pheidippides hemen sparta'ya gönderildi. kutlamakta oldukları dinsel bir bayramın spartalılan bir hafta geciktireceği haberiyle geri döndü. bu zamana kadar, binini plataia kentinin göndermiş olduğu 9.000 civarında hoplitten oluşan atina ordusu kuzeye doğru yürüdü ve pers ordusunun karşısına yerleşti. yunanlılar sayıca iki kat fazlaydılar, fakat karşılannda hem süvarileri hem de okçuları olan bir ordu vardı. hemen saldırmak ya da daha fazla yardım için beklemek konusunda ateşli bir tartışma yaşandı. persleri trakya'da savaşta gören on generalden biri olan miltiades sonunda, yalnızca şartlar çok elverişli olursa savaşa girileceği konusunda bir mutabakat sağladı.

    perslerin umudu, okçuları ve süvarileriyle yunanlıların sıkı saf tutmuş kalabalık hoplit birliklerini dağıtmak ve ardından üzerlerine piyadeleri göndermekti. yunanlılar içinse tek şans, pers piyadeleriyle göğüs göğüse çarpışmak, yüksek maneviyatlı ve eşgüdümlü hoplitleri sayesinde onları manen çökertmekti. hücuma geçmek için, pers süvarilerinin savaş meydanının dışında bulundukları ve yunanlıların perslere mümkün olduğunca yaklaştığı ideal an kollanmalıydı. her gün savunma hatlarını biraz daha ilerlettiler. 17 eylül 490 tarihinde pers süvari birliğinin ortada olmadığı görüldü. bir teoriye göre geceleyin su almak için geri çekilmiş fakat dönmekte geç kalmışlar, bir başkasına göre ise atina üzerine doğrudan bir saldın için yüklenmişlerdir. tesadüfen o gün kumanda miltiades'teydi ve yakaladığı bu fırsatı değerlendirmekte gecikmedi. hoplitleri, kanatlan güçlendirilmiş uzun ve tek bir sıra haline getirdi; derhal saldın emri verdi. mızraklı ve kalkanlı yunanlılar sıkı saf tutmuş halde perslerin üstüne yürüdüler. pers okçuları dağıtmadan önce savunma hattına ulaşabilmeyi umuyorlardı. iki taraf büyük bir gürültüyle kapıştı. persler göbekte kazanıyormuş gibiyken, yunanlılar bir anda onlan arkadan kuşatarak darmadağın ettiler. bu bozgunu, yaklaşık 6.400 persin kumsala ve etraftaki bataklıklara kaçarken öldürüldüğü bir katliam izledi. yalnızca 192 yunanlı ölmüştü. hayatta kalan persler kıyıdan atina'ya gemiyle gitmek için son bir çaba gösterdiler, fakat şehrin ufkunda belirdiklerinde, yunanlıların çoktan 40 kilometre geriye yürüyüp geldiklerini ve onlara karşı koymaya hazır olduklarını gördüler. söz verdikleri gibi bir gün sonra, savaş meydanına yayılmış cesetleri bir uzman gözüyle incelemek için gelen spartalıların bile kabul ettiği kesin bir zafer olmuştu bu.

    özel not: pheidippides'in savaşta yer alabilmek için atina'dan koşup geldiği, hemen ardından zaferi duyurmak için geriye koşarak döndüğüne dair hikâye ne yazık ki daha sonra uydurulmuş gibi görünüyor, fakat marathon ile atina arasında 42 kilometrelik bir koşu olan modem maratonu yaratacak kadar güçlü bir efsane olduğu da ispatlanmış durumda. ilk maraton atina'da yeniden canlanan olimpiyat oyunları'nda 1896'da koşulmuştur.