engelleme seçenekleri



tarihselci kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


tarihselci kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


tarihselci kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


135· 0· 0· 0· 3311 gün önce
entry akışı (yeni)
klasik görünüm
  • omuz silkmek

    yakın zamana kadar kitaplarda her gördüğümde "elin tersiyle omzun üstünü silkmek" şeklinde anladığım, ancak gerçekte "omuzları hafifçe yukarı kaldırarak" yapılan ve umursamama durumunu gösteren ifade biçimi.

    örnek: dürdane omuz silkti, homurdandı ve söylenerek gitti.
  • mantı

    Bim'de soğutma reyonundaki (buzluktaki değil) "dana kıymalı" versiyonu kolayca hazırlamak için idealdir. Tadı da fena değil. 10 dakikada oluyor kaynar suya atıldığında.
  • erdoğan'a 20 öneri

    1-İslâmî duyarlıkları güçlü, dünyayı iyi tanıyan, vizyonu geniş, dertli bir kadro kurulmalı, çete'ler, temizlenmeli.
    2-İnsanımızı çözen, İslâm'la ilişkisini sıfırlayan ''salaş'' bir kuşak yetiştiren, çocuklarımızı sığ ve değerlerimizi çözücü tüketim kültürünün kölesi haline getirerek mankurtlaştıran eğitim, kültür ve medyada devrim yapılmalı.
    Eğer bu üç alanda devrim yapılmazsa, 20 yıl içinde yok oluruz! Her zaman söylediğim gibi, 10 yılda yüzyılın tohumları ekilmeli.
    3-Ehliyet ve liyakat sahibi insanlarla çalışmalı.
    Sağına ''yol açacak'' Hz. EBUBEKİR, soluna ''adaleti hatırlatacak'' Hz. ÖMER KARAKTERi yerleştirmeli.
    4-İslâmî ilkelerle yoğrulan, herkese hayat hakkı tanıyan medeniyet iddialarımıza dayalı kısa, orta, uzun vadeli kapsamlı bir gelecek tasavvuru geliştirilmeli ve yol haritası çizilmeli.
    5-Genç kuşak hızı ve hazzı kutsayan tüketim kültürünün KÖLEsine dönüşüyor. İslâmî şuuru gelişkin, dünyayı iyi tanıyan, özgüveni yüksek, kompleksiz bir gençlik yetiştirilmeli.
    6-İslâm Birliği'nin kurulmasını sağlayacak fikrî, kültürel, sanatsal, sosyal, siyasî, ekonomik ve stratejik yapı taşları döşenmeli.
    7-Ruhsuz kentler yaptık. Medeniyetler tarihinin en güzel, en estetik, en âdil örneklerini oluşturan Osmanlı şehirlerini yokettik; bu güzelim şehirlerimiz Balkanlar'da, Kuzey Afrika'da ve Arap dünyasında yaşıyor artık.
    TOKİ Canavarı yok edilmeli, ŞİİR-ŞEHİRlerimiz diriltilmeli!
    8-Pergelin sabit ayağını İSLÂM'a basan, hareketli ayağıyla DÜNYAya açılan, Arapça, İngilizce ve Latince bilen, Kendini HAKİKATE adayan, bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayacak, çağrısı çağını kuracak önümüzü açacak bizi medeniyet yolculuğuna çıkaracak vefakâr, cefakâr ve fedakâr bir öncü kuşak yetiştirilmeli.
    9-Tarihi kitle değil, ilim, irfan ve hikmet yolcusu, insan-ı kâmil timsali öncü kuşaklar yapar.
    Yeni Gazâli, İmam Rabbânî, İbn Arabî, Yunus, Sinan ve Itrî'ler yetiştiremezsek yok oluruz!
    10-Acilen çaplı, küre ölçekli en az bir İslam Üniversitesi kurulmalı. Ezher'le, İslamabad'la, Suud'la yarışmalı.
    İSTANBUL yeniden ÇEKİM MERKEZİ OLMALI!
    11-Dünya çapında parlak isimler yetiştirecek, küre ölçekli, çok dilli bir medeniyet üniversitesi kurulmalı.
    AB, ABD, Rusya, Çin, Hint, İbrani, Türk, Arap dünyası enstitüleri hatta üniversiteleri açılmalı.
    12-Hem KUR'ÂN hem de SÜNNET Üniversiteleri kurulmalı; burada dünya çapında çığır açacak çalışmalar yapılmalı.
    Ayrıca Hıristiyan, Yahudi, Budizm, Hindu, Tao, Şinto enstitüleri açılmalı.
    13-Medya, kültür ve sanatta Batı, Doğu, özellikle İslâm dünyasıyla yakın ilişkiler kuran büyük projeler hayata geçirilmeli.
    14-TRT sil baştan yeniden yapılandırılmalı, ''yenilenmeli''! Derdi HAKİKAT olan çaplı, karakterli, parlak yöneticilerin önü açılmalı.
    Dünya çapında ses getirecek dev projeler yapılmalı.
    15-MEB yeniden yapılandırılmalı. Anaokulundan üniversite öğrenimine kadar medeniyet ruhumuza ve dinamiklerimize göre sil baştan yeniden kurulmalı!
    Yeni kuşaklarımızı bizim medeniyet ilkelerimiz ışığında yetiştirecek yeni bir ''Hasan Âli Yücel'' bulunmalı. Geleceğimizi kurmalı.
    16-Diyanet sil baştan yeniden yapılandırılmalı.
    Diyanet, Balkanlar, Kafkaslar, Afrika, Asya, Latin Amerika'da ön almalı! Buralarda İngiliz destekli Suud kökenli Selefi oluşumlar temizlenmeli!
    17-Cemaatler, güçlendirilmeli. FETÖ'yle diğer cemaatler birbirine karıştırılmamalı.
    Ayrıca cemaatler kendilerini sıkı bir muhasebeye tabi tutmalı.
    Ve bütün dünyaya yayılmalı; yeniden Ehl-i Sünnet omurganın bayraktarlığını yapmalı, dün olduğu gibi yarın da gelecek bin yılın tohumlarını ekmeli. 100 yıllık çaplı, küresel projeler geliştirmeli. Bütün kıtalara hakikat tohumu ekmeli! Öncü ilim, fikir ve sanat adamları yetiştirecek kurumlar inşa etmeli.
    18-Süper zeki çocuklar artık masonik şebekelerin elinden kurtarılmalı! Bu çocuklarla özel olarak ilgilenilmeli. Enderun sistemi yeniden ve âcilen hayata geçirilmeli.
    19-Başka kültürlerin gönüllü acentalığını yapan üniversiteler ''yıkılmalı''; bunların yerine tıpkı ABD'de olduğu gibi Ivy League üniversitelerine benzer, Amerikan kültürünün ve dünyasının izini süren, bir Amerikan ruhu geliştirmeye çalışan, bizim Nizamülmülk medreselerine benzer, bizim öncü kuşaklarımızı, bizim medeniyet iddialarımız doğrultusunda yetiştiren, medreseden beslenen, medreseyi yenileyen çaplı pilot üniversiteler kurulmalı!
    20-Belki de en önemlisi de, çözücü postmodern kültür, bir sel gibi bütün dünyayı tek tipleştiren sığ bir kültürü, zevk, beğeni ve hayat tarzını bütün dünyaya anında yayıyor. Eğer bu çözücü postmodern kültüre karşı kendi değerlerimizi koruyacak ve kendi medeniyet ilkelerimiz doğrultusunda İslâmî duyarlıkları gelişkin yeni bir kuşak yetiştiremezsek, iki kuşak sonra İslâm bu ülkede azınlıkların dini haline gelebilir -Allah korusun!
    Eğer bu toplumda İslâm “biterse”, bu toplumun biteceğini, kurda kuşa yem olacağını aslâ unutmayalım, diyorum. Vesselâm.

    link

    Yusuf kaplan'ın dinî ve kültürel hassasiyetlerle yazdığı bu maddelere biz de eklemeler yapalım, sizden de bekliyorum. Ben şu maddeyi eklerdim:

    21-Adalet mekanizması tekrardan sağlıklı bir şekilde işler hale getirilmeli. Bu konuda farklı siyasi görüşlerden siyaset felsefesi uzmanlarına danışılmalı. Gerekirse belli hukuki düzenlemeler yapılmalı.
  • abd bir yere ne için saldırır

    abd'nin bugünki saldırılarını değerlendirirken geçmişten bağımsız yargılar vermek bizi yanlış sonuçlara götürecektir. abd gerçekten trump'ın ifade ettiği gibi ölen çocuklara üzüldüğü için mi suriye'yi bombalamıştır? bu sorunun cevabını vermek için öncelikle Mücahit gültekin'in anlattıklarına bir göz atalım:

    Amerika ilk küresel savaşını bundan tam 120 yıl önce Küba'da İspanya'ya karşı yaptı. Amerika Küba'yı çok önceden kafasına koymuştu. Daha 1854 yılında, aralarında daha sonradan Başkan seçilecek olan Buchanan'ın da bulunduğu üç diplomat, ABD'nin Küba'yı satın alması gerektiğini, eğer İspanyollar satmayı reddederse, zorla işgal etmesi gerektiğini söylemişlerdi. 14. Başkan Pierce'in Savaş Bakanı Jefferson Davis de Küba'nın ilhak edilmesini istemişti.

    İki önemli gazeteci Joseph Pulitzer ve William Hearst Amerikan kamuoyunu savaşa hazırlamak için kolları sıvadılar. Hearst Küba'ya gönderdiği muhabirlerden provokatif haberler yapmasını istiyordu. Haber için Küba'da bulunan Frederick Remington "Önemli bir şey yok. Her şey süt liman. Savaş olmayacak. Dönmek istiyorum." diye yazdığında Hearst şöyle cevap vermişti: "Kalmanızı rica ediyorum. Siz yeni fotoğraflar hazırlayın, ben de savaşı hazırlayacağım."

    Hearst'ın gazetesinde yaptığı yalan haberlerden biri Amerikan kamuoyunun savaş çığlıkları atması için oldukça iyi kurgulanmıştı. Habere göre, 3 güzel Kübalı kız, Amerikan gemisine binerken, İspanyollar tarafından çırılçıplak soyulup aranmıştı. Hearst haberi "Bayrağımız artık kadınları koruyamıyor." başlığıyla vermişti. Kızlar, sonradan böyle bir olay olmadığını açıkladılarsa da, nafile...

    Hearst'ın muhabirleri yine 1897 yılında İspanyollar tarafından Cisneros adlı Kübalı bir kadının tutuklandığı haberini gönderirler. Hearst fırsatı kaçırmaz ve kadını "Küba'nın Jeanne d'Arc'ı" ve "Küba Çiçeği" olarak sunar. Gazete, Cisneros'a destek için bir imza kampanyası başlatır. Kampanyanın etkisi o kadar büyük olur ki, Başkan McKinley'in annesi, Dışişleri Bakanı'nın karısı, eski başkanların eşleri kampanyaya destek verir. Kampanya Atlantik okyanusunu aşar, İngiltere'ye yayılır. Lady Rotschild'in de katıldığı bir komite 2 yüz bin imza toplar, Papa XIII. Leon'a ricada bulunulur. Yüzlerce miting tertiplenir.

    Fakat asıl manipülasyon henüz yapılmamıştır. Küba'da İspanyollara karşı ayaklanmalar devam etmektedir. ABD Amerikan vatandaşlarını korumak amacıyla Maine Zırhlısı'nı Küba kıyılarına gönderir. Gemi 25 Ocak 1898'de Havana'ya demir atar. 15 Şubat tarihinde ise Gemi büyük bir patlamayla havaya uçurulur. Gemi'deki 350 kişiden 260'ı ölür. Hearst'ın gazetesi Gemi'nin bir mayınla patlatıldığını duyurur. "Maine Zırhlısı'nı hatırla" sloganları arasında Kongre savaş kararı alır. Ne var ki, Gemi'nin İspanya tarafından batırıldığına dair hiçbir kanıt yoktur. İspanya Havana Limanı'nda mayın olmadığını açıklamış, konuya ilişkin yapılacak bütün incelemelere elinde gelen desteği vereceğini, hatta uluslararası tahkimi de kabul edeceğini söylemiştir. Ama bütün bu çabalar sonucu değiştirmemiş, ABD Küba'yı işgal etmiştir.

    İşgalden sonra, kısa bir süre içinde Amerikalı şirketler Küba'nın temel geçim kaynağı olan şeker kamışı arazilerini ele geçirirler. Fidel Castro'nun Batista diktatörlüğünü yıktığı 1958 yılına gelindiğinde, Amerikan şirketleri Küba'nın şeker kamışı arazilerinin yaklaşık yarısını (%47,4), bütün adadaki hizmet sektörünün %80'ini, maden ve hayvancılığın %90'ını, petrolün hemen hemen tamamını elinde tutuyordu. İspanya'nın mağlup edilmesiyle Amerika sadece Küba'ya sahip olmakla kalmadı, Porto Rico, Guam Adamları, Wake Island, Hawaii ve Filipinler’i de işgal etti.

    Filipinler... İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük vahşetlerden birine sahne oldu. Albay Jacop Smith, askerlerine 10 yaşından büyük olan herkesi öldürmeleri emrini vermiş, adayı "inleyen ıssız bir yere" çevirmelerini istemişti. 220 bin kişi öldü Filipinler'de... Başkan William McKinley, Filipinler’in işgalinden sonra şunları söylemişti: "Küba ve Porto Rico gibi, Filipinler de savaşla elimize geçti ve Tanrının yardımıyla, insanlığın ve uygarlığın gelişimi adına bırakıldı bize... Gözümüz ne toprakta, ne ticarette, ne de bir imparatorluktadır. İstediğimiz, kaderleri ve çıkarları bizim irademize bağlı ve bizim ellerimize bırakılmış halklara yardım etmektir."

    Bugün de ismini hemen herkesin bildiği Guantanamo, 1898 Küba işgalinin sonunda Amerika'nın eline geçmiştir. Sonra Latin Amerika... 1900-1925 yılları arasında, Honduras, Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Panama, Guetemala'ya askeri müdahalelerde bulunuldu. Cisneros'un adı, şüphesiz, kısa bir süre sonra unutuldu. Ancak Latin Amerika'nın Kesik Damarları'ndan akan kan hiç durmadı.

    ***

    Amerikan savaş tarihinde "Batan Gemi"ler bir fenomen olmuştur. Amerika I. Dünya Savaşı'na, II. Dünya Savaşı'na ve Vietnam Savaşı'na da "Gemilerinin batırılması" sonucu girmiştir. İlginçtir, Amerikan Genelkurmayı 1963 yılında, Castro Devrimi'nden sonra, Küba işgaline gerekçe oluşturması için, "Maine Olayını" hatırlatarak, Küba kıyılarında bir Amerikan Gemisi'nin batırılması gerektiğini yönetime resmen bildirmiştir.

    4 milyon kişinin öldüğü Kore Savaşı'nın da bilinenin aksine, Kuzey'in değil, Güney'in kışkırtmalarıyla başladığı ortaya çıktı yıllar sonra...

    Amerika savaş çıkarma uzmanıdır. Bu konudaki tecrübesi, Küba'dan da önceye dayanır.

    *

    Amerika'nın en zengin toprakları olan, Teksas ve California 1840'lı yıllara gelene kadar Meksika'ya aitti. Amerika 1845 yılında Teksas'ı ilhak etti. Amerikalılar önce Teksas'a aileler halinde göç ettiler. Meksika onlara bedava toprak verdi. Sonra beyazlar Teksas'ta ABD'nin de desteğiyle ayaklanmalar çıkardılar. Pek çok çatışma ve muharebelerin ardından Teksas'taki göçmen beyazlar Meksika'dan ayrıldıklarını ilan ettiler. Gerçekte bu planlanmış bir aşamaydı, asıl amaç Teksas'ın ABD'ye katılmasıydı ve öyle de oldu. 1845'te Teksas Amerika Birleşik Devletleri tarafından ilhak edildi.

    Fakat, Teksas henüz bir başlangıçtı. ABD gözünü Meksika'nın Kuzey Amerika'daki bütün topraklarına dikmişti. Sırada California, New Mexico, Utah, Nevada, Arizona, Batı Kolarado vardı. Buraların da alınmasıyla Amerika Pasifik kıyılarına ulaşmış olacaktı. Savaşın görünen bahanesi, Teksas sınırındaki ihtilaflı bir bölgeydi. Amerikan askerleri, o bölgeye gönderildi. Meksika Hükümeti’ne göre askerlerin geldiği yer kendi bölgeleriydi. Çatışmalar çıktı ve bazı Amerikan askerleri öldürüldü. Başkan Polk bu fırsatı savaş kışkırtıcılığı için iyi kullandı: "Meksika Amerikan toprağına girdi ve orada Amerikan kanı akıttı" dedi. 1846'da başlayan savaş iki yıl sürdü. Savaş Amerika'nın zaferiyle bittiğinde, Amerikalılar 1 milyon 300 bin km2 yeni toprağı sınırlarına katmıştı. Bu, şimdiki Fransa'nın 2 katından daha fazlaydı. Bu arada, savaşın bittiği sıralarda Kaliforniya'da altın yatakları bulundu. Keşif haberiyle 100 binlerce kişi "altına hücum" etti.

    ***

    Büyük Kolombiya 5 ülkeye bölündüğünde (Venezuela, Ekvator, Kolombiya, Peru, Bolivya) Latin Amerika'nın özgürlük kahramanı Simon Bolivar'ın General Urdenata'ya "Asla mutlu olamayacağız, asla!" dediğini yazar, Eduardo Galeano.

    Çünkü, "Çokuluslu şirketlerin her biri, sınırlarla paramparça olmuş, iletişimden yoksun Latin Amerika'dan daha fazla birlik duygusu içinde" çalışmaktadır.

    Çünkü, "Her ülkenin kendi içinde korkunç parçalanmalar, toplumsal bölünmeler, kırsal çöllerle kentsel vahalar arasında çözümlenemeyen çelişkiler vardır."

    Çünkü, Latin Amerika'nın sadece toprakları çalınmamış, acıları da yağmalanmıştır.

    *

    ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley'in, dün, İdlib'te öldürülen çocukların resimlerini elinde tutarak, "Bu resimler karşısında gözlerimizi kapayamayız, sorumluluktan kaçamayız." deyişini izledim. Ondan önce de Netanyahu'nun beyanatını... Trump'ın açıklamasını; bizim kanımızın bize satılışını...

    Sonra bizim medyada yazılıp çizilenleri...

    Tarih… "Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?" deyip deyip,

    Amerika'yla aynı hizaya getirilişimizi...

    Her defasında aynı delikten ısırılışımızı...

    İstemsiz, Bolivar'ın sözleri döküldü ağzımdan: "Asla mutlu olamayacağız, asla!"

    "Geçmişin ihanete uğramış kahramanlarının ülkülerini" gerçekleştirme görevi diyor Galeano kitabının sonunda, "Ezilmişlerin, onuru kırılmışların, lanetlilerin payına düşmekte"dir.

    Lanetlilerin payına...

    link
  • erdoğan diktatör olacak

    Erdoğan karşıtı çevreler tarafından son zamanlarsa devamlı dile getirilen iddia.

    Şimdi siz diyorsunuz ki, bu adamı bu referandumda durdurduk durdurduk, yoksa asrın diktatörünü kendi ellerimizle başımıza getirmiş olacağız öyle mi?

    Ya bu adamın önüne geçeriz ya da yıllar boyu sürecek bir diktatörlük dönemine girilecek öyle mi?

    Bu adamı hayır diyerek durduramazsak, ilk yapacağı şey tartışmasız tek adamlığını ilan etmek mi olacak?

    Bu yüzden mi hayır dememizi istiyorsunuz?

    Ardından da en kısa zamanda paraların üzerinde onun resmini göreceğiz, daha önceki diktatörlerde yaşadığımız gibi öyle mi?

    Daha sonra da ülkenin bütün meydanlarına, resmi kurumlarının bahçelerine, her bir odasına, salonuna, girişine, çıkışına, altına, üstüne resimlerini, büstlerini ve heykellerini yaptıracak öyle mi?

    Başta okullar olmak üzere artık bütün resmi kurumlarda onun önünde saygı duruşu yapılarak başlanacak her güne öyle mi? Haftalar onunla açılacak ve onunla kapanacak?

    İstisnasız bütün ders kitapları onun resmiyle başlayacak, onun biyografisiyle devam edecek ve aralara konu her ne olursa olsun onun sözleri, resimleri serpiştirilecek öyle mi?

    Bu ülkenin bütün çocukları her sabah onun adına ant içerek derse başlayacak, kendilerini bugünlere ulaştırdığı iddiasıyla çocuklar artık ona şükrettirilecekler, onun açtığı yoldan onun gösterdiği hedefe yürüyeceklerine, onun ilkelerine uyacaklarına dair söz verecekler, yemin edecekler ve ancak böyle girebilecekler sınıflarına öyle mi?

    Yani bu adamı engellemezsek, artık çocuklarımız bugüne kadar başka diktatöre taptırıldığı gibi düzenli olarak ona taptırılacak mı diyorsunuz?

    Onun düşünceleri, onun koyduğu ilkeler bu ülke için yegâne kurtuluş ve mutluluk yolu kabul edilecek, bu düşünce ve ilkelere aykırı hiçbir siyasi parti veya dernek kurulamayacak mı diyorsunuz?

    Yani hayır demenizin altında bunlar mı yatıyor?

    Bundan sonra herkes onun belirlediği gibi giyecek, buna aykırı hareket edenler şiddetle cezalandırılacak, zindanlara doldurulacak, gerekirse idam edilecek, hatta şehirler bombalanacak bu yüzden öyle mi?

    Bu ülkede herkesin tek bir ırktan, onun ırkından olduğu kabul ettirilecek ve herkes bunu itiraf edecek, bunun yeminiyle başlayacak güne öyle mi? Başka bir ırktan olduğunu iddia edenler, başka bir dil konuşanlar görülmedik şekilde cezalandırılacak, gerekirse topluca imha edilecekler öyle mi?

    Söyler misiniz nasıl olacak da diktatör olacak?

    Hiç kimse onun aleyhinde konuşamayacak, eleştiremeyecek, dil uzatamayacak, ülkedeki her iki kişiden biri onun ajanı mı olacak?

    Bir gün ölüp gidecek nasıl olsa, o zaman kurtuluruz desek, ölse bile asla kurtulamayacaksınız mı diyorsunuz? Hem de asıl ölümünden sonra çekeceksiniz tüm çekeceklerinizi diyorsunuz öyle mi?

    Hangi saatte öldüyse, dokuza beş kala mı, dokuzu beş geçe mi, o saatte ülke genelinde hayat durdurulacak, durmayanlar hain ilan edilecek, zoraki ülkenin her kurumunda, her meydanında, her okulunda matemler tutturulacak öyle mi? Bundan mı korkalım çocuklarımızın adına? Çocuklarla yaptığınız kampanyada bunu mu anlatmak istiyorsunuz? Çocuklarımızın bir diktatöre taptırılmasından mı sakındırıyorsunuz?

    Hayır demezsek, bunlar mı gelecek başımıza diyorsunuz?

    Çocuklarımız, torunlarımız okuldan her geldiklerinde “o ölmedi, kalbimizde yaşıyor” şarkıları ile başımızı beynimizi mi pişirecekler?

    Kendisi ölüp gitmiş olsa bile en az doksan yıl hiç kimse aleyhinde bir çift söz edemeyecek öyle mi bu diktatörün?! Bununla ilgili kanunlar çıkarılacak, biz değil çocuklarımız, torunlarımız, onların torunları bile onu asla eleştiremeyecekler öyle mi?

    Herkes birbirini onun aleyhinde konuştu diye jurnalleyip duracak, sayısız insan bu yüzden işinden, mesleğinden olacak, ona muhalefetten içeri atılacak, hakları elinden alınacak öyle mi?

    Yani diyorsunuz ki, bizden söylemesi, çok az bir vakit kaldı, iş işten geçmeden geçit vermeyin şu diktatöre, biz daha önce verdik hala çekiyoruz mu diyorsunuz?

    link

    Edit: Erdoğan'ın resmi sağda solda olmayacak, şeklinde bir iddia taşımıyor yazı. Sadece, birilerine diktatör diyecekseniz eğer, Erdoğan'a gelene kadar sırada başkaları da var, demek istiyor

    Edit2: yazı "referandumda niçin evet demeli" yazısı da değil. Sadece bir ülkede bir diktatör arıyorsan, hangi sıfatlarından tanırsın, onun tarifi verilmiş. O tarafı işinize gelmeyince hemen lafı başka taraflara çekip hakaretlere başlamışsınız. Klasik hareket tarzınız, alıştık zaten
  • pek bir şey yok
  • pek bir şey yok