engelleme seçenekleri



tahsinbey kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


tahsinbey kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


tahsinbey kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


1055· 0· 0· 0· 33 gün önce
entry akışı (yeni)
klasik görünüm
  • sana laflar hazırladım

    geçen yıla bakarak çok fazla şey değişti. ben bu yıla ısınamadım. hayatımın geri kalanı çekici gelmiyor hiç. yarınımın bugünümle aynı olması, sabahları aynı göğüs ağrısıyla uyanmaklar, tek yatak, tek yastık, üç diş fırçası, tek koku anason, tek kızıl sigaramın ucu, tek mor gözaltları. bir insanın fiziken bulunmadığı bir yerde varlığını bu denli hissettirmesini tartışsınlar. onlar tartışsın benim anlatacak mecalim de kalmadı parmak uçlarımdan damlayacak kelimem dahi yok ama küllük önümde.

    akşamları anahtarla girmek eve, doğup büyüdüğüm eve. beni içinden günah çıkarırcasına atmış bi kadının tebessümü, hoşgeldinleri. 26 yıldır hep olduğu gibi. oysa değişiklik olacaktı ey yazdıklarıma aldananlar! ben de "her şey çok güzel olacak"lara aldanmıştım, yalnız değilsiniz.

    hayatım, yıkılmış sarayım benim.
    hayatım, nerdesin?

    kayıp ömrün geri kalanı. bakamıyorum selam vermişlere. bakamıyorum haberdar edenlere. bakamıyorum yüzüne gülmüşlere. duramıyorum bir ismin kokusunda gözlerimden taşıyor.

    yalnızlık, gidilecek onca yer varken tek bir yere varamıyor olmakların Allahı. yaradılışımın en büyük fazlalığı belki bir tebessümün eksikliğinin içinde hapis dünyam.

    şimdi farketmez melodilerin üzerine sözler dizili kulağımda çınlasa da başka tek bir şey anımsatmasının mümkünatı yok. aklıma geleceksin.

    aklımdan başka evin yok.
    şimdi kabul edelim ey her yerin kiracısı! farkındayım yirmialtımda ezberimdeki tüm kaldırım taşları sana temin ederim yirmiyedimde de yabancı.

    çabuk öğrenmiş beynimin diplerini yuva etmiş kendine ne yüce yalnızlık.
    yıkılmış sarayım benim.

    henüz örülmemiş duvarlarından yıkılmış, inan bana tanıdık bir taştan eser ayaklarımın altındaki cam kırıkları. gel de yürü şimdi nasıl canım yanmasın?

    sana demiyorum.

    hayatım, nerdesin?

    - 28-10-2020 -
  • sana laflar hazırladım

    sana laflar hazırladım.

    bencilliğim tutuyor. hiçbir şeyin umurumda olmaması canımı sıkıyor ama canımın buna sıkılıyor olması dahi umrumda değil. ne güzel güldüğünle ilgileniyorum sadece. o gülüşe kavuşamamayı sindirebilmiş değilim hala.

    çok yakında doksan gün olacak hala ellerim titriyor. kış geldi, üşüyorum sanıyordum. üşümüyorum. ayaklarından nerde durduğunu tahmin edip orada olamadığım için sıkıyorum canımı.

    bu kadar hesapla yaşanmıyor. saçlarım dökülüyor. derilerim düşüyor. parmaklarım seyiriyor. canım günde iki paket sigara çekiyor. tekelin önünden geçemiyorum çünkü başım ağrıyor artık. geçiriyor sandıkça daha da içine düşüyorum olamadık çukurunun.

    nasıl bi yere itti bizi o minicik ellerin. o kadar anlattık sana her şeyi, neden anlamadın? gece güneşe kadar neyi değiştirdi? gece mi suçlu? ada mı? edemediler mi bi derya? canın mı sıkılıyor? canımın elleri var boğazıma çöküyor geceleri. hocasından doktoruna ilacından sigarasına alkolünden manzarasına elimi uzatmadığım tek yer ellerin kaldı unutmak için, ne unutturacak seni bana?

    ümitli şeyler yazmadığımda intiharımdan korkanlar oluyor. ara ara ümitli şeyler yazarım üzerine alınma, unutacak değilim tanrının 6 günde yarattığı dünyada, 26 yıllık varlığımı bir gecede silişine saygısızlık olur unutmak, sırtımda güzeldi parmak uçların, kurtarmak istediğin yere düşürdün beni.

    sana laflar hazırladım.

    hala sendendir diye bakıyorum telefonlara. belki bişeyler yazarsın sadece biz anlarız. benim gizleyecek dermanım kalmadı yazdıklarımı, yazacaklarımı. gece yarısı çaresiz imdat dedim yirmialtı yaşımda. izin vermiyormuşum senden kurtulmaya, müsaadem yokmuş seni unutmaya. benim bana iznim yokmuş sen nasılsın? çok güzel gülüyosun hala.

    asar keserim ben, yok lan derim nedir amınakoyayım, lan neleri unuttum ben derim hiçbir şeyi unutmamışken. iki bira fazla içerim derim. geri dönüşü yok derim ki söylediğim tek doğru budur;

    geri dönüşü yok özlemeklerin.
    - 20-10-2020 -
  • sana laflar hazırladım

    içimdeki siyaha ayağın takılmış da her yere bulaşmış gibi. senin bi suçun yoktur, ayak altında duruyordur zaten o siyah, yine benim dağınıklığımdandır tüm bu olanlar.

    böyle olması gerekiyormuş demek kendimizi kandırmaktır belki de. belki de bunun böyle olmaması lazımdı. belki de böyle olması lazımdı, acılardan acı beğendik belki de.

    herkes, kendi acısını seçmekte özgürdür.
    sen benimkini de seçtin.

    uyumak dışında her şey dinlendiriyor çünkü uyuyunca peşinden koşuyorum kordon boyunca. yakalarım ümidiyle uyuyorum her kuytuda. bi ses "alış artık" diyo, "alış, kabullen!". senin kabullendiğini, hayatına devam ettiğini anlatıp duruyorlar.

    içime bunca siyah dökülmüş, beton daha çekici geliyor, yatağımın altında silahla uyuyorum, sağıma soluma bakmaya üşeniyorum karşıdan karşıya geçerken. inanmışım gibi yapıyorum "güzel günler gelecek".

    güzel günler gelmeyecek, günler yakında bitecek.
    iyi geceler, umarım mümkündür.

    - 12-10-2020 -
  • sana laflar hazırladım

    o koltuğa yalnız oturulmuyor. her durakta kapıya bakıyorum. her sokağın köşesinden her an çıkabilirsin, gözümü dört açmalıyım. ummadığım anda yanıma oturabilirsin, elini tutmalıyım.
    her an çıkışımda görebilirim seni, durakta bekliyor olabilirsin veya kapıda kediyle konuşuyosundur.
    arkadaşlarım yanlarına çağırdığında aslında onların yanındasındır da bana sürpriz yapmak istemişsindir.
    belki fotoğraflara bakıyosundur sen de bazen.
    bunların hiçbiri yaşanmadı, keşke yaşansaydı.

    işleri güzel ilerletiyorsun, hayretle izliyorum. tasarımların harika. güzel şeyler satıyorsun ama sadece "fotoğraf çekiminde kullanıldı" yazmanı da anlayabiliyorum.
    ben ilerletemiyorum. bir adım atabilmişliğim olmadı. kapına getiren ayaklarım balkonda seni göremeyince köşedeki marketten sigara aldırıyor. merak etmiyosundur, az içiyorum. öleceğim elbet, sigaradan değil.

    adının geçtiği yerlerde nefesimi kesiyor boğazımdaki yumru. bıraktığın taşı kaldırmaya niyetin yok farkındayım ama bununla da yaşanmıyor.

    kimsesiz değilsin, bunu sen seçtin ne ada ne gece bi' derya etmedi.

    evlenince alacağımız, evlenince yapacağımız hiçbir şeyi yapamayacağım. bir başkasıyla hayal dahi kurulmuyor.

    bir faldan medet umup ömrümü yoluna feda edeceğim gibi görünüyor, görmüyorsun.

    yandığım sokaklardan geçmeyi kendim istemiyorum, rahatsız etmiyorumdur umarım. aramızda bir duvar dahi olsa yakın olmayı seçebiliyorum bazen, çoğu gece.

    kış geldi, ellerin üşüyecek, ellerin üşümesin diye olsa da gelsen olur, ellerin üşümesin.

    misal beni görsen şuan dudakların titrerdi yine. ama kötüyüm demem biliyosun, "genel". ki benim genelim sensin.

    içten içe son defa olduğunu hissettirmiştin o öpüşünün.

    annem beni böyle görse çok üzülür. üzülmesin diye bu saatlere kalıyorum hep. uykum da gelmiyor. mevsim geçişi diyorum insanlara, mevsim geçiyor, eylül bitti de sızın geçmiyor.

    ne zamana kadar sürecek insanların tek sorduğu şey bu.

    ben bununla öleceğim.

    beni sen kurtar.

    - 29-09-2020 -
  • sana laflar hazırladım

    yol soran bi kadının bile yüzüne on saniye baksam sana dönüşüyo.

    o günden bu yana başından geçenleri biliyorum. o günden bu yana başımdan geçenleri anlatsam ağlarsın, ağlama diye yazmıyorum.

    güzel bir geleceğin üzerine bir sünger çekmiş olmanı kabullenemiyorum aradan 48 gün geçmişse de çıkmıyorsun rüyalarımdan. hele bir tanesi.. şarabı nasıl içmeyi sevdiğimi bilirsin. "su içmem lazım ama su içemiyorum" dediğim rüyamda dudaklarıma sundun şarap gibi.

    seni tanıyan kaldırım taşı bile hesap soruyor bana ama her seferinde kızdığın cevabı veriyorum, "ben bişey yapmadım".

    vicdanım rahat, elimden gelen her şeyi yaptım, yapmamam gereken şeyleri bile. ama hayat vicdanı rahat olanlar için de hiç mutlu bi yer değilmiş.

    dinlediğim her şarkı daha melodisinden sana varıyo.

    konak'a yürüdüğümüz yolda kaçtın benden yine bir gece, tüm gece peşinden koştum, ağlarken rüya olduğunu farkedip uyandım. camdan sarkıp bir sigara yaktım. sonra tekrar uyudum belki seni bulurum ümidiyle, sabah olmuş. keşke olmasaydı. olmasaydı belki bulurdum seni ve kalırdım bulduğum yerde yine tüm dünyada sadece ikimizmişizcesine öpüverirdim yol ortasında, sen sevmesen de.

    sana, tercihlerine, hayatına saygımdan yoksun listemde, tam da olmamanı istediğim bi yerden attığın bir hikaye. benden de uzak, deryaya yakın. senden haberdar olamıyor olmak, senden iyi bir haber vardır ümidiyle bakmak tüm eş dostun gözlerinin içine, onlara da sorumluluk yükledim tek kelime etmeden. gözlerim her dolduğunda konuyu değiştiriyorlar.

    çok kızgınım sana, aklın alamayacak kadar da kırgın, en az senin kadar. duvarların üstüme üstüme geldiği her akşam ayaklarım kapına getiriyor beni olmaz da belki yenmişsen yükseklik korkunu çıkmışsındır balkona da görürüm en azından. her akşam.

    beni maaşa bağlayan yer anılara da bağlıyor, faiziyle. hala balkondan baktığımda kediyle muhabbet ederken görüyorum seni. seni bir tek anılarda görüyorum.

    fotoğrafları derleyip sildim, sildiğim gibi de geri çıkardım sabahlara kadar uğraşıp. fotoğrafları silecek kadar gaddar, bitirmiş olduğumu düşünme, hayaller kurarak aldığımız eşyaların dolabının kapağı aralansa gözlerim doluyor. ayaklarıma bile bakamıyorum, ben tepeden tırnağa senken.

    okursan üzülürsün diye buraya yazdım. üzül istemiyorum, ama oku istiyorum. ve bilmeni istiyorum, biz zaten birbirimize bağlanmışken bizi bir yüzükle bağladıklarını düşündüğü geceden sakladığım bir dal yaprağım duruyor hala.

    bazı sebeplerden bizi parmağından atamadığın dönemlerden haberdarım, ama bir sokak ortasında yumruklanırken cebimde taşıyordum bizi, o zaman bile söylemedim "seni sevmiyorum" yalanını.

    seni hala çok seviyorum ama korkuyorum bigün bir davetiye düşer önüme, adının yanındaki kalpten sonra bir başka erkek ismi görürüm. o ana kadar taşıyacağım umudu. o an gelirse umudumu da ruhumla birlikte bir şişeye doldurur fırlatırım denize, çevreyi kirletirim, yerlere tükürürüm, selam vermem kedilere, köpeklere, bindiğim otobüste yaşlılar ayakta gider, iyilik görürüm ama teşekkür etmem, sigaramı ağaç diplerinde söndürürüm, küçük çocukların yüzüne korkunç suratla bakar ağlatırım onları.

    çok içtim o gün. 15 yılım bitivermişti bi anda. içimin acısını anlamanın mümkünatı çok düşük, çünkü sen 15 yıl sevmedin beni. sevgimizde 13 yıl kıdemliydim de belki aciziyetim bu yüzden doluştu onca kadehe. babamı tanıyamadım, yanında yere düştüm, geri kalktım. özür dilemiyorum, yine olsa yine yaparım çünkü alkolün olduğu zamanlar senin yoksunluğunu yaşıyorum, ama senin yanımda, ellerimde olduğun zamanlar alkolün icadının dahi farkında değildim.

    çok gerginim. ellerim hala titriyor, 48. gün bugün. geceyarısı dayanamaz bi kadeh doldururum şimdiden söylüyorum çünkü benim olmadığım ve yenice ölümsüzleşmiş bir fotoğrafta çok güzel gülüyorsun.

    yalanlar gelir kulağına, iyi derler, mutlu, toparlamış. inanmayacağından eminim ama iyi olduğuma ikna olmak istediğinden inanmış gibi yaparsın muhtemelen. belki de Allah belamı versin istiyorsundur da istemezsin ki.

    istemezsin çünkü bilirsin sarılırken saçlarını acıtınca nasıl kahrolurum. unuttun mu? unutacak mısın? unut, çünkü ben hiç mutlu değilken bile en azından artık sen mutlu ol diye dualar ediyorum Allaha, her sabah. herkes gece dua ediyor belki arada kaynar gözden kaçar diye sabahları ediyorum tanrımla başbaşayız gibi gelir hep. oysa ben ona seninle ne kadar mutlu olduğumuzu göstermek istemiştim. yukarıdan parmağıyla işaret ederdi bizi belki "ulan ne yaratmışım be şunlara bak" der gibi gök gürülderdi gün ortasında.

    her neyse.
    hala 11.
    hatta 22.
    iyi geceler diler, burnundan öperim.


    - 11-09-2020 -
  • düşün ki o bunu okuyor

    o koltuğa yalnız oturulmuyor. her durakta kapıya bakıyorum. her sokağın köşesinden her an çıkabilirsin, gözümü dört açmalıyım. ummadığım anda yanıma oturabilirsin, elini tutmalıyım.
    her an çıkışımda görebilirim seni, durakta bekliyor olabilirsin veya kapıda kediyle konuşuyosundur.
    arkadaşlarım yanlarına çağırdığında aslında onların yanındasındır da bana sürpriz yapmak istemişsindir.
    belki fotoğraflara bakıyosundur sen de bazen.
    bunların hiçbiri yaşanmadı, keşke yaşansaydı.

    işleri güzel ilerletiyorsun, hayretle izliyorum. tasarımların harika. güzel şeyler satıyorsun ama sadece "fotoğraf çekiminde kullanıldı" yazmanı da anlayabiliyorum.
    ben ilerletemiyorum. bir adım atabilmişliğim olmadı. kapına getiren ayaklarım balkonda seni göremeyince köşedeki marketten sigara aldırıyor. merak etmiyosundur, az içiyorum. öleceğim elbet, sigaradan değil.

    adının geçtiği yerlerde nefesimi kesiyor boğazımdaki yumru. bıraktığın taşı kaldırmaya niyetin yok farkındayım ama bununla da yaşanmıyor.

    kimsesiz değilsin, bunu sen seçtin ne ada ne gece bi' derya etmedi.

    evlenince alacağımız, evlenince yapacağımız hiçbir şeyi yapamayacağım. bir başkasıyla hayal dahi kurulmuyor.

    bir faldan medet umup ömrümü yoluna feda edeceğim gibi görünüyor, görmüyorsun.

    yandığım sokaklardan geçmeyi kendim istemiyorum, rahatsız etmiyorumdur umarım. aramızda bir duvar dahi olsa yakın olmayı seçebiliyorum bazen, çoğu gece.

    kış geldi, ellerin üşüyecek, ellerin üşümesin diye olsa da gelsen olur, ellerin üşümesin.

    misal beni görsen şuan dudakların titrerdi yine. ama kötüyüm demem biliyosun, "genel". ki benim genelim sensin.

    içten içe son defa olduğunu hissettirmiştin o öpüşünün.

    annem beni böyle görse çok üzülür. üzülmesin diye bu saatlere kalıyorum hep. uykum da gelmiyor. mevsim geçişi diyorum insanlara, mevsim geçiyor, eylül bitti de sızın geçmiyor.

    ne zamana kadar sürecek insanların tek sorduğu şey bu.

    ben bununla öleceğim.

    beni sen kurtar.
  • pek bir şey yok