engelleme seçenekleri



mearin kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


mearin kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


mearin kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


152· 0· 0· 0· 565 gün önce
ne hastayı beklemiş zaman ne de taze ölüyü mezar ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar. ezberimde çokça vardı şiiri ama işte gel görelim ki hayat ne zaman ne göstereceği belli olmaz
ne hastayı beklemiş zaman ne de taze ölüyü mezar ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar. ezberimde çokça vardı şiiri ama işte gel görelim ki hayat ne zaman ne göstereceği belli olmaz
entry akışı (yeni)
klasik görünüm
  • sanat

    Sanat...
    Bu kısıtlı ve gittikçe daha da kısıtlanan maddi dünyada, ötelere açılan kapı...
    Işıklı caddelerin ara sokaklara kıvrılan yüzüdür sanat. Ağlayan bir kadının o asil yüzü belkide...
    Belli bir kalıba alınamayan ve hatta ismi dahi konulamayan bir kalp çarpıntısıdır o.
    Ona kimi zaman bir galeride rastlarız, kimi zaman bir mabedde, kimi zaman tınılarda, kimi zaman kelimeler arasında ve kimi zaman yalnızlığın ta kendisinde...
    Sanat bilim değildir. Kanıtlanamaz. Ve sanat fikir değildir yargılanamaz.
    O kendi öz varoluşu içerisinde sadece kendisini taşır ve sadece kendisiyle yarışır.
    Kanıtlanamaz oluşu, estetiğe dayalı yüzünden vücuda gelir, yargılanamaz oluşu her daim eşsiz oluşundan...
    Yüzyıllar boyu insanın ruhunu ispat edişidir sanat. Bütün maddi buhranlara inat,
    manevi bir şeylerin süregelen ruhsal güdüsüdür. İnsanoğlu geliştikçe gelişen,
    insanoğlu tükendikçe tükenen bir dinamodur sanat Varsa bir insan ve yaşıyorsa, sanatta vardır yaşıyordur.
    Yaşamak dediğimiz meseleyi ölümle sonlanan basit bir hezeyana indirgeyemem. Mezarlıklarda
    yaşar, mezartaşlarıda ve hatta bu fikrin tezatını haykıran bir söylemle donanırsak,
    yeni doğmuş bir bebek gibi yaşar mezartaşları. Her an yeni bir ibreti, abidevi duruşlarla tapteze bir yaşam gibi büyütür onlar.
    Ölmüş bir ressam düşünelim. Yaşamı sonlanmamıştır. Bilakis yaşamı yaşamlanmış, fikri fikirlenmiş ve
    söylemek istedikleri ezele uzanmıştır.
    Bir şair düşünelim,
    Bir roman yazarı,
    Ya da bir bestekar,
    Sürekli yeni bir ölüm ve yeni bir yaşamla taçlanan dünya üzerinde sanatın oluşturduğu yaşama bürünmüşler
    ve sanatın sonsuz yaşamında ebedi olarak kendilerini zamanla eşdeğer ama zamansız bir duyuşla yenilenmişlerdir...

    youtubetan kaldırmamış olsaydım seslendirilmiş olarak sizinle paylaşırdım.
  • geceye bir şiir bırak

    Olur da olamazsam buralarda
    Yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum,
    Uyumak..
    Yüzyıllarca uyumak..
    İlla isim konulacaksa
    Ben masal değil hayat demekten yanayım
    Bu yolları yan yana yürümekten yanayım..
    Erguvanlar açmaya başladı,
    Mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri,
    kokuna bi isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim.
    Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp,
    heyecanla dedikodu yapacağız
    sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim..
    Biraz sessizlik olacak sonra
    Sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın.
    Cümlelerim topallayacak, ağır aksak kelimelerle soracağım;
    Nasılsın?
    Nasılsın derken bile iyi olmana dualar ediyor olacağım..
    Hiçbir sözümüz umutsuzluk taşımayacak, inanacağız, inandıracağız,
    yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine.
    Herkesin unuttuğu küçük bir çocuğa gülümseyerek,
    İnsanların koşarak geçerken farketmediği selpakçı amcanın gülüşüne karşılık vererek..
    Ve bırakarak bu dünyanın tüm kandırmacılarını kendimize insanca bir yol çizeceğiz!
    Gelmek isteyen ardımıza düşecek..
    Gel!
    Orda mutlu olduğunu biliyorum ama inan bencilce değil bu isteğim.
    Birgün hiç gelmemeye karar vererek gidersen,bavulumu hazırladım geçmişi koymadım içine,adı ‘ geçmiş’ olacak gelecekleri beraber yaşayalım diye!
    Gitme!
    Seni şah damarıma sakladım,adım atarsan yırtılır derim,kanar dizlerim. Ölürüm.
    Birdaha ayrılığı kaldıramam,yüküm ağır!
    Susma!
    Kelimelerin senin ayak izlerin.
    Nereye gittiğini bulamazsa ölür benim ellerim! …
    (bkz: nobaharı’’)
  • yaşlanma belirtileri

    durağanlık, olumsuz olaylara karşı olumlu yaklaşma, insanlara tahammül seviyesinin düşüklüğü, suskunluk, yorgunluk;
    güzelim başlıklara güzel güzel entryler yazmak isteyip yazamamak.
    öylece oturup etrafında olup bitenleri izlemek.
    koşmaktansa oturup sarılmak.
    (bkz: mearin yaşlandı)
  • orhan veli kanık

    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor, derken;
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Birşey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı;
    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul\'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul\'u dinliyorum.
  • orhan veli kanık

    ağlasam,
    ellerinizle,
    göz yaşlarıma; dokunabilir misiniz?

    bir garip orhan veli, anlatamayız; belki bir gün anlatırız ama anlamazlar.

    bir şiirin mısrasıyla süslendirelim,
    Öterken ağaçlarda kuşlar tahayyül içinde,
    Bakışlarında sükûnun zehri, dinleyeceksin,
    Türlü acılar şekillenecek yine içinde
    "ah! Şairim bu akşam da geçmedi" diyeceksin.
  • cemal süreya

    Saat Çini vurdu birden: pirinççç
    Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan
    Kasketimi eğip üstüne acılarımın
    Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
    Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin
    Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi.
    Bir takım genç anneleri uzatırdı bir keman
    Sen tutar kendini incecik sevdirirdin
    Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

    Yalnız aşkı vardır aşkı olanın
    Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
    Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
    Kardeşim olan gözlerini unutamadım
    Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
    Dostum olan ellerini unutamadım
    Karım olan karnını ve önlerini
    Orospum olan yanlarını ve arkalarını
    İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını
    Nasıl unuturum hiç unutamadım
    Kibrit çak masmavi yanardı sesin
    Ormanlara ormanlara yüzünün sesi
    En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma
    Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın
    Soluğu kesen ağulayan ormanlarında
    Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı
    Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında
    Karadeniz'e karışırdı ordan Akdeniz'e
    Ordan da daha büyük sulara

    Geceyse ay hemen tazeler minareleri
    Kur'an sayfaları satılan sokaklardan
    Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar
    Ölüm uçar çocuk yüzlere
    Ben o sokaklardan ne kadar geçtim
    Damağımda dilinin yosunlu tadı
    Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine
    Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını
    Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini
    Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi

    Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı
    O başakta o Konya'da seni ararım
    Ben şimdilerde herşeyi sana bağlıyorum iyi mi
    Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
    Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i
    Erzincan'ın düzünü asma bahçelerin dibini
    Antalya'nın denizini o denizin dibini
    Beş türlü yengeç yaşıyan sularında
    Çağanoz adi pavurya çingene pavuryası ayı pavuryası bir de çalpara
    Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
    Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
    Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
    Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi
    Bir günler şölenlerle egemen ülkende
    Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
    N\'olur ağzından başlıyarak soyunmaya
    Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
    Çık gel bir kez daha yıkıntılardan
    Çık gel bir kez daha bozguna uğrat

    (bkz: ülke)
  • pek bir şey yok