engelleme seçenekleri



limon kabuğu kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


limon kabuğu kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


limon kabuğu kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


63· 0· 0· 0· 2879 gün önce
entry akışı (yeni)
klasik görünüm
  • insan

    ismet özel in amentü şiirinde de

    "insan esref-i mahlukattir, derdi babam
    bu sözün sözler arasinda ayri bir yeri vardi
    ama bir eylül günü bilek damarlarini kestigim zaman
    bu söz asil anlamini kavradi
    "
    olarak geçen, yaratılmışların en şereflisidir.

    insan denen varlık organik ve inorganik maddelerden meydana gelmiş. organik dediğimiz maddeler oksijen, karbon, hidrojen gibi bazı elementlerdir. insanın varlığı için de yani canlı olabilmesi için bu organik maddelerin bulunması gerekmektedir. bunu canlılık konusunda elimden geldiğince ve bilgim dahilinde yazmıştım.

    ---spoiler---
    artık bu varlıklar bildiğimiz şekilleri ile bitki, hayvan ve insan olarak mütekamil olmaktadırlar. ancak bu sefer karşımıza bu üç yaradılışın ayrımı sorunu ortaya çıkar.
    ---spoiler---

    bilim adamlarının iddiası odur ki; hayvan davranışları akledilen davranışlar olmayıp, genetik şifrelerinde yazılı olan programların otomatik olarak uygulanmasıdır. eğer bu iddiayı doğru olarak kabul edersek, aynısını insanlar için de söyleyebilir miyiz? yani insan her ne kadar hayvana göre daha komplike ve müthiş bir canlı olmasına rağmen hayvan davranışlarında olduğu gibi, insan davranışları belirli etkilere aynı tepkiler veren özelliklere sahip midir?

    bilimadamlarının iddia ettiği gibi insan, hayvanlarda olduğu gibi bir takım doğuştan getirdiği programları açılımlarla ömrü boyunca otomatik şekilde yaşayan bir canlı mıdır, yoksa temel bir program ile dünyaya gelmiş olup onun üzerine ümrü boyunca kendi programını yapabilme, yaratbilme ve uygulayablme becerisi olan bir varlık mıdır? işte bu konu düşünülmesi ve tartışılması gereken nokta olsa gerek.
  • insan ile hayvan arasındaki fark

    hayvan nerede başlıyor nerede bitiyor sorusuna cevap bulmak oldukça zor. her ne kadar hayvan tanımı, akıl yürütemeyen ve konuşma kabiliyeti olmayan canlılar olmuş olsa da, insan ile hayvan arasındaki bu ayrım oldukça kaba bir ayrım olacaktır. çünkü;
    düşünsenize, bazı hayvanlar var ki alet kullanabiliyor, akıl yürütüp kıyaslama yapabiliyor. buna karşılık öyle insanlar var ki, alet kullanamıyor ve akıl yürütüp sağlıklı kıyas yapamıyor.
    konuşma becerisi, kuşkusuz, en entelektüel fonksiyon, iletişim aracıdır. bu da bir fark olarak artık görülmemektedir. son zamanlarda yapılan araştırmalarda, örneğin kargalarda, birbirleri ile çok güçlü bir iletişim dili olduğu görülmüştür. hatta ve hatta tıpkı insanlar arasında dil ve lehçe farklılığı olması gibi, farklı bölgelerde yaşayan kargalar arasında da farklı iletişim dillerinin olduğu anlaşılmış mesela.
  • bitkilerde hareket

    hayvanların, bitkilerin ve insanların hangi noktada ayrıldığı konusunda şöyle bir giri yazmıştım(bkz: canlılık). bitki konusunu biraz daha açmak niyetindeyim.

    bitkilerde her ne kadar serbest hareket kabiliyeti söz konusu olmasa da dış ve iç etkilere göre tepki olarak hareket ettikleri bilinmektedir. bu hareketler ise tropizma hareketleri ve nasti hareketleri olarak ikiye ayrılıyor.

    tropizma (yönelme) hareketleri, bitkinin gelen etkiye verdiği tepkidir. yani eğer etki gelen tarafa bir yönelme söz konusu ise buna pozitif tropizma, eğer etkinin aksi yönüne bir yönelme söz konusu ise buna da negatif tropizma deniyor. kısaca şöyle açıklayabiliriz:

    fototropizma (ışığa göre gelişim ): bitkinin toprağın üzerinde kalan kısmında ışık gören bölümünde bitkinin büyümesi için etken madde olan oksin hormonunun çok olması nedeniyle, bitki ışık gören kısma doğru büyüyecektir. en basit örneği ayçiçekleridir. bildiğimiz gibi ayçiçekleri gün içinde güneşe göre hareket ederler. bu durumda bitkinin ışık gören kısmı pozitif tropizma hareketi sergilerken, kök kısmı negatif tropizma hareketi sergiler.

    geotropizma (yerçekimine göre gelişim ): bildiğimiz gibi kök kısmı yerçekiminin etkisi ile aşağıya yani toprağın içine doğru hareket ederken, gövde kısmı dediğimiz toprak üstündeki kısım ise yerçekiminin aksi yönünde gelişim hareketi gösterecektir. yani kökte pozitif tropizma var iken, gövdede negatif tropizma söz konusudur.

    hidrotropizma (suya göre gelişim ): bitkinin ihtiyacı olan maddeye yönelimidir aslında. sonuçta bitki için su en gerekli madde. dolayısıyla su moleküllerini bulmak için her nerede ise o yöne gelişim gösterecektir. hatta çöl bitkilerinin köklerinin çok derinlerde olmasının nedeninin çöl ortamında su kaynaklarının çok derinlerde olmasıdır.

    kemotropizma (kimyasal maddeye göre gelişim ): bitkinin kendisini besleyen kaynak maddelere olan yerlere gelişim göstermesidir. yani kendisinin gelişimi için gerekli olan mesela gübreye karşıya gelişim göstermesi pozitif tropizma hareketi iken, kendisi için öldürücü olabilecek olan kiraçli olan topraklardan kaçması negatif tropizma hareketidir.

    travmatropizma (yaralanmaya göre gelişim ): bitkilerin yaralandıkları ve travma oluşan bölgelerinin tam tersi bölgeye doğru gelişim göstermesidir.

    nasti hareketleri ise etkinin geldiği yöne göre değil, şekline göre değişiklik gösteren tepki hareketleridir. kısaca açıklamak gerekirse:

    termonasti (sıcaklık sonucu irkilme): ortam sıcaklığına göre bitkinin tepki vermesidir. fen derslerinde verilen en belirgin örnek ise laledir. incelediğinizde görürsünüz, ışık alan sıcak bir yerde çiçek tamamen açılırken, mesela geceleri ve biraz da soğuksa büzülür ve kapanır.

    fotonasti (ışık alma sonucu irkilme ): buna da en güzel örnek adından da anlaşılacağı üzere akşamsefası bitkisidir. çünkü baktığınızda bu bitki akşam üstü çiçeklerini açıp sabahları kapatmaktadır *

    sismonasti (sarsıntı sonucu irkilme ): buna da en güzel örnek sinekkapan ya da böcekkapan bitkisidir. bu bitki üzerine konan sinek veya böcekleri anında sıkıştırarak yanlış hatırlamıyorsan 1-2 hafta içinde de sindiriyor. aynı zamanda annelerimizin bakmakta zorlandığı, ki özellikle de çocuklu evlerde bakımı kabusa dönüşen küstüm çiçeği iyi bir örnektir. küstüm bitkisine dokunulduğunda ya da hafif bir sarsıldığında hakikaten de küsüp yaprakları kendini aşağıya bırakır * küser baya bildiğin * *
  • canlılık

    canlılığın nerede başlayıp nerede bittiği noktasında geçmişten günümüze hem filozoflar hem de bilimadamları kesin bir kanıya varmış değillerdir, halâ belirsizliğini koruyan bir sınırdır canlılık ile cansızlık sınırı.

    canlılığı oluşturan aminoasitlerin içeriğinde karbon, oksijen, azot ve hidrojen gibi bazı elementler bulunur. ancak bir aminoasitin varlığı tek başına canlılık konusunda bize kanıt sağlamaz. çünkü, aminoasitlerin de bir araya gelerek protein oluşturması gerekir. aynı şekilde protein varlığı da canlılık için yeterli olmayacaktır. proteinler de birleşerek başka kompleks yapılar oluşturup artık dna ve rna dediğimiz sistemleri oluşturacaklardır. dna denen sistemin ilk yapısı faj dır (bkz: faj).

    en küçük mikro-organizma olan bir bakterinin içine giren bir faj, içindeki dna repertuarına göre kendisini bakteri içinde aktif hale gelerek bakteriyi patlatıp çoğalmaya başlar. kendisinden kopyalar ortaya çıkarmaya başlar. fajların çoğalması ile birlikte artık ortadan kalkan bakteri yerine daha komplike bir sistem olan virüsler ortaya çıkacaktır. virüslerin en önemli özelliği savunma sistemlerinin bulunmasıdır. yani, kendisine düşman olabilecek, canlılığını tehlikeye düşürecek olan düşmanlara karşı kendi yapısını geliştirip, uygun şekilde değiştirme yeteneğine sahiptir.
    bu gelişimi bakteri izler, sonrasında ise mantarlar, oldukça sonrasında ise ancak tek hücreli canlılara ulaşılacaktır. yani hepimizin ilk aklına gelen tek hücreli canlılar olan amip ve terliksi hayvan gibileri. tek hüzreli canlıların iki özelliği var, hyatta kalma ve savunma. böyle tek hücreli sistemler sonrasında benzer birçok hücre ile bir araya gelerek/birleşerek çok hücreli sistemlere dönüşürler. yani birçok hücreli canlıları oluştururlar artık. bu çok hücreli canlılar da birleşerek büyük canlı organizmaları oluşturular.

    artık bu varlıklar bildiğimiz şekilleri ile bitki, hayvan ve insan olarak mütekamil olmaktadırlar. ancak bu sefer karşımıza bu üç yaradılışın ayrımı sorunu ortaya çıkar.

    bitki ve hayvanlar için:
    bitkilerin savunma ve saldırı içgüdüsü vardır. hayatta kalmaya çalışan ve kendilerini kopyalayabilme becerileri vardır. ancak serbest hareket kabiliyetleri bulunmamaktadır takdir edersiniz ki. hayvanların ise bitkilerden bir farkı da budur. serbest hareket kabiliyeti bulunması. ancak yine de bitki ile hayvanı ayırt edebilmek tam anlamıyla mümkün değildir. biliyoruz ki hareket eden bitkiler de bulunmaktadır (bkz: bitkilerde hareket) . aynı şekilde hayvan kategorisinde bulunup da hareket kabiliyeti olmayan canlılar da bulunmaktadır.

  • mercan adası

    orijinal ismi the coral island olan, türkçe'ye ise 'mercan adası' olarak çevrilmiş robert michael ballantyne 'e ait bir çocuk kitabıdır. her ne kadar çocuk kitabı olarak geçse de aslında yetişkinlerin de okumasına oldukça uygun, hele de macera hikayelerini sevenler için.

    iş bankası yayınları'nın basımı kısaltılmamış olanı olduğu için bu nedenle buradan edinmenizi tavsiye ederim. zira, kısaltılmış adı üstünde bazı bölümleri kırpılmış oluyor ve belki de sizi olayın içine çekecek olan bir ayrıntı orada kırpılan bölümde olabilir. şahsen, çeviri kitaplarında kısaltılmamış orijinal çevirileri tercih ediyorum bu sebepten dolayı.

    konusuna gelecek olursam;
    esas oğlanın adı ralp, 15 yaşında büyüüük büyük dedelerinden beridir denizci bir ailenin oğlu. 15 yaşına geldiğinde ailesinden zor da olsa izin alarak denizciliğe pasifik okyanusu'nda adım atıyor. çalıştığı gemide iki arkadaş ediniyor ve kitap da bu 3 kafadarın maceralarını anlatıyor.

    kitapta çok fazla betimlemeler kullanılmış, öyle ki hiç görmediğiniz adaları, ağaçları, hayvanları gözünüzün önünde canlandırabilmeniz mümkün. hatta ben not aldıkça bahsedilen ağaçları ve hayvanları google aracılığıyla incelememiştim. bu nedenle de fazlasıyla şey kattı bana.

    okumanızı mutlaka tavsiye ederim. çocuklar için de yetişkinler için de harika bir kitap hediyesi olacağından eminim.

    ---spoiler---
    alakalı blog yazım:
    https://benimajandam.wordpress.com/2017/02/23/mercan-adasi-the-coral-island-robert-michael-ballantyne/
    ---spoiler---
  • faj

    dna parçasının ilk yapısıdır. tek başına çoğalma özelliği olmayan ancak bir bakterinin içine girdiğinde aktif hale gelebilen sistemlerdir. yani bir bakterinin içine girmeden binlerce yıl bile kalsa bir aktivite göstermez.
  • hauru no ugoku shiro

    diana wynne jones isimli ingiliz bir yazarın üçleme şeklinde olan romanlarından ilki 'howl's moving castle' den uyarlama bir anime. üçlemenin diğer kitapları 'castle ın the air' ve ' house of many ways' imiş.

    türkçe'ye 'yürüyen şato' olarak çevrilmiş ve bu isimle vizyona girmiş.

    miyazaki, animenin babası olarak bilinen bir zat-ı muhterem zaten. kendisi bu anime için gerçekten çok fazla emek vermiş, nitekim harikaydı. yıllar önce izlediğimde bu kadar zevk alarak izlememiştim ya da sonunda böylesine güzel bir gülümseme oturmamıştı yüzüme, dudaklarıma..

    ---spoiler---
    alakalı blog yazım:
    https://benimajandam.wordpress.com/2017/09/09/hauru-no-ugoku-shiro-yuruyen-sato/
    ---spoiler---
  • sancı

    emine ışınsu nun 18 romanından biridir. işkence edilerek öldürülen ülkücü şehitlerden biri olan dursun önkuzu nun hayatını anlatır.

    türk milli kültür vakfı ödülü'nü yazarına kazandırmıştır. her ülkücü/milliyetçi türk gencinin okuması gereken kitaplar arasındadır. 1968 ile 1980 arasındaki türkiye'nin görüntüsüdür kitap. bu dönem ülkenin en sancılı dönemi olduğundan olsa gerek ismi sancı'dır. kitabın arkasında şunu der: ' ülkücüler olmasaydı sancı romanı olmazdı. fakat bu kitabın etkisi o kadar kuvvetli ve yaygındır ki, belki sancı olmasaydı sonraki nesiller o kadar ülkücü olmayacaktı.'

    ---spoiler---
    patlamış kanayan dudaklarının arasından yeşil bir sıvı sızıyordu.
    - eee ne yapacağız bunu?
    - bırakalım böyle.
    - hıyar ağası, yaşarsa, konuşur, bırakılır mı böyle?
    - öldü be, çoktan öldü.
    - cesedi nasıl kaldıracağız, çocuklar var koridorda.
    - kendi arkadaşları yaptı ya.
    - geç onu, hem hademe gördü bizi, hem seyhan akşamüzere gazi'deki olay için...
    - hangi olay?
    - kes, kes sesini...
    - yahu ne kızıyorsun, şimdiye kadar hiç öldürmedim, ölü bile görmedim ben.
    - iyi iyi, büyüdün artık.
    - susun, ne yapacağız şimdi?
    - leş bu be, komprador leşi, bırakalım, faşist kargalar yesin.

    gerilen sinirler birden boşandı. gülmeye başladılar. derken ölü görmemiş olanı, kıvrandı iki büklüm, kustu.
    - öf be kokuttun odayı.

    aynı anda, mehmet'in gözü pencereye ilişti. adnan'ı dürtüp işaret etti. hepsi gördüler. hiçbir şey konuşmadan, dursun'un bacaklarından ve kollarından tutup, bir iki salladılar ve hız alıp, kapalı cama doğru fırlattılar.
    kırılan camların şangırtısı dursun'u bir an kendine getirdi, içinden dündar bey'e seslendi:

    "hem erenler ölmez efendim, suret değiştirirler."

    sonra hiçbir şey görmedi, işitmedi, hissetmedi...

    dursun’un yaralı, cansız bedeni, küçük bir kan gölünün ortasında, taşın üstünde yatıyordu.

    kalabalık derlendi çevresine… gittikçe büyüdü halka. büyüdü… büyüyor…
    ---spoiler---

    "hem erenler ölmez efendim, suret değiştirirler."
  • bibliyoterapi

    okuma terapisi demektir. bilimsel araştırmalarla desteklenmiş olan kişisel gelişim kitapları(hoş ülkemizde artık bu kitapların içi boş denebilir) okuyarak kişinin kendisini tedavi etmesi halidir.

    elbette bu sadece küçük çaplı depresyonlardan kurtarıcı olup bir psikiyatrist ya da psikolog yardımı gerektiğinde onun yerini almaz. zaman zaman yaşadığımız küçük travmalardan kurtulabilmek adına okunması tavsiye edilir.

    en küçük olayda dayamamak lazım ilacı. ayrıca bibliyoterapinin, bir psikoterapi ya da etkisi yüksek antidepresanlar kadar etkili olduğu defalarca kanıtlanmış.