engelleme seçenekleri



kibritçi kız kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


kibritçi kız kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


kibritçi kız kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


718· 0· 0· 0· 102 gün önce
Sen yoksun İstanbul’da,
Kaşgari Dergâhı’nda oturdum yine… Dergâhın serin kurnalarında yanan kalbimle birlikte yüzümü yıkadım. Eyüp sırtlarından şehri dinledim. Burada mezarlar gökyüzünde sanki. Elimde not defterim var. Bir şeyler ...devamını oku
Sen yoksun İstanbul’da,
Kaşgari Dergâhı’nda oturdum yine… Dergâhın serin kurnalarında yanan kalbimle birlikte yüzümü yıkadım. Eyüp sırtlarından şehri dinledim. Burada mezarlar gökyüzünde sanki. Elimde not defterim var. Bir şeyler karalamam gerek ya gazeteye… Kavuklu, eski mezar taşlarına bakıyorum. Ne anlatıyorlar bana bilmiyorum. Nerden geldim, bilmiyorum… Nereye gidiyorum, bilmiyorum… Bu dünyaya ait değilim… Ama toprağa karışacak kadar da hazır hissetmiyorum kendimi. Hadi, beni bağrına al, sonsuz diyarlara götür diyemiyorum. İnsan, bu dünyada nerede olduğunu bilemeyecek kadar yalnız olabilir mi? Bir an… Sadece bir an bu taşlara bakınca unutuyorum. İçimi bayıltan acı bir lezzet bu… Ben bu duyguyu aslında seviyorum…
Sen yoksun İstanbul’da,
Yine o güzel, o ılık rüzgâr esiyor. Sanki gökyüzünün bilinmedik bir yerinden esiyor. Sadece, yetimlerin, kimsesizlerin hissedebileceği bir rüzgâr bu… “Sen hiç değişmeyecek misin?” diye soruyorsun biliyorum. Bilmem ki… Galiba benim ömrüm hep böyle geçecek… Hep yaralı… Hep yarım… Hep kimsesiz… Üstelik ben de en az senin kadar anlamaya başladım kendimi. Bu dünyanın ne sefası, ne vefası, ne parası, ne pulu yaşatamıyor beni. Bir tek sevgi… Bir damla sevgi istediğim…
Ama sen yoksun İstanbul’da,
Aşk… Ne garip bir kelime... Korkuyorum ben bu kelimeden… Ürperiyorum âşıkların ismini işittiğimde bile… Aşk insanı öldürürmüş diyorlar. Peki, bugüne dek benim ölüp ölüp dirilmelerim nedendi? Kendimi savunmasız bırakmam?
Biliyor musun?
En sevdiklerim bile hep öldürmek istediler beni..
Dostlarım, ya da dost görünenler, elimi verdiklerim hep kör bir kuyuya attılar, uçurumdan yuvarladılar…
Her defasında öldüm ben…
Sonra tekrar dirildim…
Ne garip, kendimden çok cellâtlarıma acıdım…
Karşımda kanlı gözlerle bakan mahcup gözlerini öptüm, kendi cesedimi ve delillerini kendi ellerimle yok ettim. Onlar için başka hayat tarzı yoktu. Sadece öldürerek var olabileceklerine inanıyorlardı. Başka bir limanları, sığınakları yoktu. Ben kimsesiz kalpleri kendime sığınak yaptım...
Sen yoksun İstanbul’da,
Kediler de benim gibi mahzun.
Her gün işe giderken gazetenin bahçesindeki hasta kedi gibi bakıyorum taşına…
Sadece küçücük bir şey…
Sadece küçük bir şey…
Küçük bir şeydi bana verdiğin…
Öylesine masum…
Öylesine tozpembe, uçucu bir şeydi…
Bir ömür ardınca koştuğum sır;
“Başını okşayıp, yemek verdiğim hasta kedinin hissettiği şeydi”
Sen yoksun İstanbul’da,
Şimdi bir yağmur başladı burada
Herkesi ıslatan bir yağmur değil bu…
Sadece yaralıları ve kimsesizleri ıslatan bir yağmur…
Bilirsin yaralı yaşanmaz bu dünyada…
Ağlıyorum…
Mezarları gökyüzünde olan bu şehirde
Kimsesizliğin sırtlarında sensizliğe yağan hazin damlaları seyrediyorum…
Çünkü sen yoksun…
Sen artık yoksun İstanbul’da…
( Beni Yokluk Isırdı Romanından)
Saliha MALHUN
  • pek bir şey yok