engelleme seçenekleri



kajra vaveyla kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


kajra vaveyla kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


kajra vaveyla kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


100şüpheli (0)
233· 137· 11· 0· 6 gün önce
müzik camiasının, popülist yaklaşımın had safhaya çıktığı şu günlerde, kaybolmaya yüz tutmuş bir kültür oldu albüm dinlemek, albüm takip etmek.
sevdiğimiz onlarca sanatçıların 'hit' şarkılarını tek tek telefonlarımıza ...devamını oku
müzik camiasının, popülist yaklaşımın had safhaya çıktığı şu günlerde, kaybolmaya yüz tutmuş bir kültür oldu albüm dinlemek, albüm takip etmek.
sevdiğimiz onlarca sanatçıların 'hit' şarkılarını tek tek telefonlarımıza atıp, ne kadar kendimizce slow, rock, jazz vs diye sınıflandırsak, playlistler oluştursak da aslında bir karmaşa dinletiyoruz kendimize. ben de yapıyorum bunu, kimseyi suçladığım yok yanlış anlamayın, çünkü artık sanatçılar da bunun farkında. genellikle 2, 3 şarkıyı allayıp pullayıp, klipleyip sürüyorlar piyasaya. yeni dönem klasik besteciler dahi bu yöntemle hareket ediyor.
biraz daha konuyu irdeleyip şunları da eklemek istiyorum; bizim nesil ve gelecek nesiller, tabi ki başka bir çok etkenin yanı sıra bu kültürün eksikliğinden de, klasik müzikten kopmakta.
klasik derken iki farklı anlamdan bahsediyorum.

1- bach, mozart, vivaldi gibi müzik tanrılarının yaptığı eserler, günümüzdeki müziklerin bize alıştırdığı gibi 3-5 dk değil, 20dk dan 2 saate kadar uzuyor, albüm dahi dinlemekten vazgeçmişler, üşenmeyip 2 saat gıygıy da gıygıy dinler mi? tabi biz klasik müzik sevenler de ıslah olmayız, hemen gidip tembel kulaklarımıza tatlı gelen bölümleri kesip kesip alıyoruz içlerinden. kahvaltıda sadece kaşar peyniri yiyen çocuklar gibiyiz. lacrimosacılar sizi... kaşar peyniri benzetmesini unutmayalım.

2- bahsedeceğim 2. konudan çok emin değilim, biraz zorlama çıkarım yapıyor gibi hissediyorum, ama paylaşmak da istiyorum. sizde entry ile yada mesajla fikrinizi/eleştirinizi/hadilenordanınızı paylaşabilirsiniz. Haydi bakalım.
bahsettiğim konuların’da’ etkisiyle oluşmuş bu kulak tembelliğinin, yani 'kaşar peynirini' yeme çabasının, özellikle 2000 den sonraki neslin, müzik zevkini körelttiği kanaatindeyim. teknolojinin, müzik dünyasına girmesiyle çıkan elektronik 'müziğin', zaten hali hazırdaki pop 'müzik'le kirlenmiş kulaklara son darbeyi indirmesi... bir black mirror bölümü tadında, üzülerek sürecine tanık olduğum durumdur. bu 2 düşmanında amacı, size o kaşar peynirini vermek arkadaşlar. toplumsal kaygılardan uzak oluşuyla herkese ulaşan, 3-4 akorun dönüp durduğu haliyle takip etmesi, ezberlemesi kolay, beylik laflarla, argoyla, atarlı giderli bir sürü sözle, dinleyiciyle yakınlık kuran dıptıslı dımçıklı bir şeydir bunlar. konumuza döneyim, bu 'şeyleri' dinlemeye alışmış kulaklar, bırakın albüm dinlemeyi, başka müzik türlerini dinlemeyi denemiyorlar bile. klasik müzik başta olmak üzere, klasik tekniklerle bestelenen bir çok müzik türünü, karışık ezgileri, farklı dilleri, farklı enstrümanları, alışılmışın dışındaki ezgileri, arıza notaları ve bunların uyumunu anlama yetisini yitiriyorlar, istekleri kalmıyor. bir albümü baştan sona dinlemek, sanatçıyla aynı duyguları hissetmekte pekte mümkün olmuyor tabi. oyun zevkini tatmamış, genellikle yaşlı kimselerin candy crush oyununda diretmesine benzetiyorum bu durumu. o basitliğe alışmış zihnin, strateji oyunu oynaması pek olası değil.

peki ne yapacaz biz? Güzel kardeşim başlangıç olarak en azından elektronik altyapılı müzikleri dinlemekten vazgeçeceksin.dıptıs dıptıs, dımçık dımçık olmayacak. Enstrümental altyapıya dikkat edeceksin. dubstep değil, bateri ve bass(bas gitar, kontbas, tuba vs) olacak şarkıda. Özellikle yabancı klasikleşmiş sanatçıların 'albümlerini' dinleyeceksin. Zira, blues dan caza, rocknroll dan, rocka, metale hepsi yurt dışında, okyanus ötesi ülkelerde çıktı. Neyse bu konuya başka bir başlıkta daha detaylı yer veririm.

susmuyordu... evet kapanış yapayım artık. sanatçıdan sanatçıya değişiyor da olsa, isteyerek ya da tesadüfen bazı albümler, bir bütünü temsil ediyor. 3. şarkıyı dinlerken, 'kapıya bak melahat' çağrısıyla dahi bozulabilecek bir bütünlükten bahsediyorum burada. bir diğer ihtimalde bir bütünü oluşturmayıp, albümdeki her bir şarkının özene bözene yapılmış olması. başlığı açmamın asıl amacına geleyim, gene üşenmeyip arşivimi a dan z ye tarayıp bir liste çıkaracağım ve yorumlayacağım. sizde beğendiğiniz albümleri, az da olsa fikir vererek paylaşırsanız, sevinirim.

Not: yukarıdaki yazımda bir genelleme yaparak popu ve elektroniği eleştirdim arkadaşlar. çok çok nadiren de olsa iyi işler çıkabiliyor. 'bak sen şunu dinledin mi ama' şeklinde mesaj atmayınız rica ediyorum. sonuçta sezen de pop müzikle adlandırılıyor ve ben gayette dinliyorum kendilerini. Keza https://www.youtube.com/watch?v=7nxWP9BhI7w

Alfabetik sıralamayla,

Adam Hurst – Talisman (2018)
çellonun başı çektiği enstrümantal bir albüm. Doğu, hint, latin ezgilerini harmanlamış çellist sanatçımız. Haliyle ağır aksak ilerleyen, arabesk ezgilerde bulunur içinde. https://www.youtube.com/watch?v=f_DIApupSd8&list=OLAK5uy_nueLuzMQj6Q_1LgF-Iz57Z3KJTqC9c48E
https://open.spotify.com/album/2EQpreA8NCbh75dGf3d8rr


Akua Naru – Live Aflame Session (2012)
rap/hiphop ile caz müziği başarıyla buluşturmuş akua. rap müzikten pek hoşlanmayan bana dahi kendini sevdirmiş bir albümdür. Meşhur ‘poetry how does it feel now?’ şarkısı da bu albümdedir. https://www.youtube.com/watch?v=OBvZq1iSNao&list=PLx4ScG2RIdEpq5IKX45oZZkyo1YQHI67y&index=1
https://open.spotify.com/album/72nXgeAKMAfkDNRUpvRpCy


Amy Macdonald – This is the life (2007)
amy’nin tatlı iskoç aksanını, özgün yorumunu bize yansıttığı en başarılı albümüdür kanımca. Daha sonraları ‘kaşar peyniri’ üretmeye başladığını düşünüyorum. Akustik slow tınıları, iskoç aksanının kendine has isyankar havasını seviyorsanız, dinleyiniz. Bir bütün olarak dinlemeseniz de olabilir bu albüm. Youth of today! diyorum ve devam ediyorum.
https://www.youtube.com/watch?v=h26UXj6GX3Q&list=OLAK5uy_m_eljZNwaQTbNHlLn65fKLcYVNvqZWFNg&index=4
https://open.spotify.com/album/6KhBjFf8Atm3FylTz7zVtR


Ane Brun – A Temporary Dive (2007)
norveçli ablamız ane’nin bir çok güzel albümünden biridir. Amy gibi kendini de pek bozmamıştır. Diğer albümleri de iyidir, fakat favorim budur arkadaşlar. Çoğunlukla akustik, slow parçalardan oluşmuştur. İnsanın sarılası gelir ane’nin sesine.
https://www.youtube.com/watch?v=4T9-54o4DzE&list=PLPaztBWnatcgPBMD01Lavgg7o5omAnBlV
https://open.spotify.com/album/4YJXC11jbtkIVQAzCGE8hr


A.Vivaldi – The Four Season (1716-1717)
lütfen summeri da dinleyin arkadaşlar, ayıp oluyor.
https://www.youtube.com/watch?v=vCGeX6LYJCk
https://open.spotify.com/album/542DjDnA3qBtx8v2GVT6sw


Apocalyptica – Aquarela (2019)
Apocalyptica’nın yıllardır çıkardığı onca albümden bu mudur yani diye isyan eden sevenleri olacaktır. Fakat bir bütün olarak dinlenmesi gereken albümlere örnek olsun diye bunu seçtim. Kızmayın seviyorum sizi. Evet bu albüm yukarıdaki uyarılarım çerçevesinde dinlenmesi gerekenlerden biridir. Müziğe konsantre olun, kapıya başkası baksın. Kedili video gelirse açmayın gibi gibi. Yalnız hiç bilmeyen arkadaşları uyarmakta fayda var, post rock/metal tarzındadır, sert kaçabilir. Cellolarıyla metallica parçalarını coverlayarak işe başlayan bir ekiptir sonuçta kendileri.
https://www.youtube.com/watch?v=F7QBY75z9XU&list=PLDisKgcnAC4Qg4tk6bZCOQDCqZw902brr
https://open.spotify.com/album/2bVcRvPNpHB0r6VuHi09K9


Arvo Part – Tabula Rasa (1977)
estonyalı çağdaş dönem bestecisinin, hayran olduğum eserlerindendir. Karmaşıklıktan uzak, atmosferi yoğun, insanı bir üzen, bir umut veren yapısıyla güzel bir film izlemiş gibi olursunuz. Tabi ki de bu da tek seferde dinlenmelidir.
https://www.youtube.com/watch?v=7YqF69HLkj8
https://open.spotify.com/album/49D5gWPTroxbtRceTZgT39


Astor Piazzola – Libertango (1974)
italian besteci, bandoneon virtüözü, klasik müzik ile caz müziği tango da buluşturan müzik dehası. Tango dedik diye hemen, paslamayın. İsterseniz kalkıp dans edebilirsiniz tabi, ama ben oturduğum yerden dinliyorum, oluyor gayet.
https://www.youtube.com/watch?v=yctwt7FggJo
https://open.spotify.com/album/3md6pM7GoNvwOlwlHTzvvs


Bill Evans Trio – Waltz for Debbie (1964)
restoran gürültüsünün, sessiz konuşmaların atmosferinde, bill evans’ın pianoyla dans ettiği, kontrbas ve bateristin hünerlerinin de büyük olduğu albümlerden biridir. Cazdır. Bill evans’ın kötü albümü de yoktur, sıkıldıkça bir başkasını açıp dinleyin. Bu albümü dinlerken de restorandan çıkmayın arkadaşlar.
https://www.youtube.com/watch?v=4vExgBIQwEU&list=PLUA0n-uVUEwLu2aEtHit-4nhKAZjh0D4M
https://open.spotify.com/album/34IpO0C1HTqI64fmPi3OyU


Birsen Tezer – İkinci Cihan (2013)
2009 cihan albümü de enfestir. Birsen abla bir tanedir, sesiyle, tavrıyla, coşkusuyla kimi zaman sarhoşluğuyla, çığlıklarıyla... canlı performanslarına da mutlaka gitmenizi öneririm. Arkasındaki müzisyenler de kalitelidir, enstrümental bir ziyafet çekersiniz. Kendi adıma, bu kadın şah damarı söylese dinlerim.
https://www.youtube.com/watch?v=kNSOiQWTyJw&list=PLqhknTlC-c15X4529CZw2Xfyd8Idh54qQ
https://open.spotify.com/album/5wus3J8sTuCDqQWZkzDVI0


Blacktop Mojo – Under the Sun (2019)
yeni sayılabilecek bir hard rock grubu. Dream on parçasının coverıyla dikkat çekip kendilerini pek bozmadan devam ediyorlar. Geçen sene, gerek riffleri, gerek sololarıyla vokalinde dozunda yükseldiği başarılı bir albüm yaptılar. çok iyi oldu, çok da güzel iyi oldu.
https://www.youtube.com/watch?v=VOMKXXm8N5I&list=PL3b6NfN5I8QOIoqYy597m1qxf5C_xgqUf
https://open.spotify.com/album/7anhL0RBTiACAxf1sbvB1l


Blindside Blues Band - Blindside Blues Band (1993)
albümün adı, grubun adıyla aynı, niye? Grubun ilk albümüydü arkadaşlar ve bu taktik adlarını duyurmanın o zaman ki yoluydu. Gerçi hala yapılıyor.
Aslına bakarsanız çizgilerini hiç bozmadan blues rock yapmaya devam ettiler ama benim için en güzeli hep bu albüm oldu. Solist yetersiz biraz kabul etmek gerek, fakat ses dışında blues rock adına ne arıyorsanız bu albümde bulabilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=dnhKXLr9vZ0&list=OLAK5uy_ktqgYEWAdmIsdWYoHi0_zrLzveI9Ob6dc
https://open.spotify.com/album/3N8o5BXfc9BjrcvpOfIeUD


Brad Mehldau - The Art Of The Trio Volume 3 (1998)
amerikalı, caz piyanisti. Oldukça sağlam bir kariyeri var arkadaşımızın. 1980 den beri, aktif şekilde, layığıyla çalar piyanosunu. Bir çok albümü baştan sona rahatlıkla dinlenir. Song-song parçası sebebiyle bunu seçmiş bulundum. Güzeldir, dinlemeden geçmeyin.
https://www.youtube.com/watch?v=ToPKR_0toEY&list=PLvxWibFr0wiI7U5-3HgdbPuWlgSOzkfdw
https://open.spotify.com/album/4XrD4Ta5YWbmJ1O1I4qnS9


Carmen Mcrae – Miss Jazz (1974)
wikipedia nın dediğine göre 20yy nin en etkili caz vokallerindenmiş. Ben de katılıyorum. Siyahi kadınların sesleri zaten beni hep çekmiştir. Şekersiz, sütsüz bir kahvenin tadına benzetirim bu hanım efendilerin tırtıklı seslerini. Arsız yükselişlerin olmadığı, yorumlamaların çığırından çıkmadığı bir albümdür. Güzel günlerde dinleyin.
https://open.spotify.com/album/26Z8YA7p2U3cu6Dvn2oh18


Chet Baker – Chet (1959)
chet’in bu albümünde bir ben yokum. Bill evans tan, kenny burrel e, paul chambers tan, pepper adams’a, enstrümanlarında son derece usta cazcılar. Chet’i kırmamışlar, albümünde yer almışlar. İyi yapmışlar. 2016 yılında remastered etmişler, çok ta iyi olmuş. Tavsiyemdir. Diğer chet albümlerini de rahatlıkla dinleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=p0zIbYCu7Yc&list=PL4W_2s8dlY7kM8-_FpsAfHnCjgSC5-lKX
https://open.spotify.com/playlist/0la1x7AEtc6AY7966zf1MN


Churupaca – Antes de manana (2018)
slow olsun, ispanyolca olsun, vokal kadın olsun, biraz erkek vokal serpiştirilsin, arkada latin ezgiler... ama bak kadın vokal iyi olsun, öyle sade, düz olmasın.
al.
https://www.youtube.com/watch?v=Atylb_YcJ0g&list=OLAK5uy_m3HsGMDHHxsekRH8Dl399vTDJKuYG12lo
https://open.spotify.com/album/019rdIMmvl5wfNB4VYCNEM


Connie Francis – The italian collection (1998)
Arkadaş, inanır mısın tam 38 parça var 2 cd halinde ve ben 38 parçanın hepsini sevdim. Bir diğer tuhaf tarafı ise, connie hanımın amerikalı olmasına rağmen, italyanca şarkıları böyle ustalıkla sergilemesi. Benim de gidip 16 albüm içerisinden bir tek italyanca olan albümü seçip buraya koymam...Gene 20yy nin usta seslerindendir connie hanım, güçlü bir sesi vardır ve sanki her an ağlayacakmış gibi bir ses tonu kullanır. İtalyanca playlist oluşturmak için uğraşmana gerek kalmadı işte, al kullan.
vol1 - https://open.spotify.com/album/2vz9MOktu9AybYHSKY9mKx
vol2 - https://open.spotify.com/album/50RFMlMS3t9FRXK0LA8COA
https://www.youtube.com/watch?v=JzS7p_SUlmI&list=OLAK5uy_mlhl7bCSwEPdo8zKAnVE-N9OumVMt_ZsM&index=2


Dave Brubeck Quartet – Time Out (1959)
meşhur take five parçasını da içine alan satış rekoları kırmış şahane bir caz albümü. Brubeck in aslında deneysel olarak yapmayı planladığı bu albümün fikri, zamanında türkiye’ye gelişi ve 9/8 lik yerel parçalar çalan sokak müzisyenlerini dinlemesiyle şekillenmiş. Hatta ilk parçanın adı Blue rondo a la turk tur. Dinleyin anlayacaksınız zaten bizdenliği. Sonra gidin balkona, asın bayrakları ! ünlü take five parçası, brubeck tarafından değil, paul desmond tarafından bestelenmiştir, saksafonuyla da çalmıştır. Bu albümdeki imzası çok önemlidir haliyle.
https://www.youtube.com/watch?v=vKNZqM0d-xo&list=PLB35C44F2FB28E90A
https://open.spotify.com/album/0nTTEAhCZsbbeplyDMIFuA


Dave Meniketti - On The Blue Side (1998)
hard rock ve bluesu kendince harmanlayan, gaza getiren soloların bolca yer aldığı, nostaljik tatlarla dolu bir albüm. Gary moore’u hatırlatan bir sesi var lakin asıl olay gitar rifflerinde ve sololarında. Zaten bir çok şarkı da enstrümental olarak icra edilmiş. Sevenler kaçırmasın.
https://www.youtube.com/watch?v=vwGvZtXd0qI&list=OLAK5uy_kCM1C4ZOxhbrqQ_xzmPqKjjwZo5QkKpKs
https://open.spotify.com/album/2CzXMRs8JXJ8T1NBK7m4PH


Dinah Washington – The Definitive (2002)
bakmayın 2002 yazdığına, gencecik yaşında (38) vefat etmiştir dinah hanım, sene 1963 te. 50 lerin en iyi kadın caz vokali olarak bilinir ve hakkını da verir ünvanının. Bu albümde kabul etmem gerekir ki bir hile yaptım. Best of tarzı bir albümü sizlere sundum. Adı üstünde, en iyilerini seçip, remastered edip sunmuşlar. Hazıra kondum bende, e olacak o kadar. Bir çok albümden güzel şarkıları toplamışlar. Nostaljik bir atmosferde, dinlenmesi kolay, hafif hafif çalan bir caz arıyorsanız, adresiniz bu albümdür. unforgettable i dinlerken, eviniz bir anda 1950 lere gider, renkli televizyonunuza, ayfonunuza şaşırarak bakarsınız.
https://open.spotify.com/album/373HgX8kbg35HXMl23oIS8


Eleni Karaindrou - Tous Des Oiseaux (2019)
eleni ablamızın yarattığı bir evrene misafir olalım şimdide. Başından ortalarına kadar hüzünlü atmosferin yaylılarla korunduğu, üflemeli çalgıların naif ezgileriyle gerçeklikten koptuğumuz, dinlemesi zor bir albümdür. Üzer sizi çünkü. Hele ki o aryalar...
ortalarında bir umut yeşerir, ama çokta bel bağlatmaz o umuda. Hayallerinizi kırmak istemez. Buruk bir piyanoyla sizi yarı yolda bırakarak biter. Spoilerda böyle verilir işte (:
eleni ablamızın diğer eserlerinde de olduğu gibi bu da bir bütün olarak dinlenmeli. Mola verilmemeli.
https://open.spotify.com/album/7HdMpIuRUUhA19xUWRjHmd


Erik Satie – Gymnopedies (1888-1895)
evgeny grinko yu yere göğe sığdıramayıp, ilah kabul edenler var aranızda biliyorum. Güzeldir hoştur ama abartmayınız rica ediyorum. Tarih, evgeny den çok daha başarılı piyanistler, bestecilerle dolu. Bi vals çalaraken, sigara tüttürdü diye de şimdi, başka piyanist yokmuş gibi davranmayalım. Erik satie yi dinleyelim hep beraber.
https://www.youtube.com/watch?v=_fuIMye31Gw
https://open.spotify.com/album/2rqem365g6f8pZcp6TQNsO?highlight=spotify:track:5eXFSawsN5wQOUDJ8Uvn3D


Fazıl Say – Nazım Oratoryosu (sanırım 2002)
genco erkal’ın ustalıkla okuduğu nazım hikmet şiirlerinin temel alındığı, fazıl say’ın her zamanki gibi müzikle bir olduğu, türkiye’nin kara dönemlerinin müzikal hikayesidir bu eser. İçinde felsefe vardır, umut vardır, ölüm, hiroşima vardır, isyan vardır, özgürlük vardır. Memleketimiz vardır.
https://www.youtube.com/watch?v=rHs2nYkq-1g&list=PL9GHcPGdNBmKJXH4m4K-PypIaB87cPhZW
https://open.spotify.com/album/2Chfbmo9OHMWXNsee3KzLk


Frederic Chopin – Nocturnes (1827-1846)
polonyalı romantiğimizi de unutmayalım. İnsanda piyano çalma isteği uyandırtan, 2 saate yakın bir eser. 2 saat sadece piyano dinlenir mi yahu? Açıkçası ben 10 larca kez dinlemişimdir. Hayır hayır ders yaparken, kitap okurken değil, yok öyle yağma! Adam 20 sene uğraşmış, biz kalkıp uyumak için, derse motive olsun diye mi dinleyeceğiz. Ayıptır, günahtır!
Şaka bir yana, bir kez olsun meze yapmadan dinleyin şunu. rica ediyorum.
https://www.youtube.com/watch?v=jNqX_jWhUzY
https://open.spotify.com/album/7kGObwwRrq6pgj9MwSu4Qx


Giovanni Battista Pergolesi – Stabat Mater (1736)
sadece 26 yaşında tiberkülozdan ölen bir müzik dehasıdır pergolesi. Adam benden sadece 1 yaş küçükken ölmüş ve 300 senedir dinlenen ve dinlenecek olan eserleri var. Bizde dizi izliyoruz evde, çekirdek çitlerken.
Harika aryalara sahiptir bu eser. Gencecik yaşına rağmen, bir insan nasıl böyle bir ilahi yazabilir akıl alır gibi değil. Hasetten çatlıyorum, çatır çatır.
https://www.youtube.com/watch?v=xHQVtYzjLao
https://open.spotify.com/playlist/1ty5cuPepE77iyWxKSa7y2


ibrahim maalouf – kalthoum (2015)
klasik müzik eğitimi üzerine caz eğitimi alan sanatçımız, babasının, arap makamlarını çalabilmesi için microtonal trompeti icat etmesiyle, oriental caz dalının öncülerinden biri olmuştur. Ağır bir şekilde, arabeski hissedersiniz parçalarında. Enteresan bir uyum yakalamıştır caz, klasik ve doğu müziği arasında. bu arada arabesk dedim diye ağır aksak melodilerden oluşan bir albüm sanmayın bunu. Oldukça ritmik parçalar var. Bir bütündür, parçalamadan dinleyin.
bu arada evet, yazar amin maalouf’un akrabasıdır kendisi. Amcasıdır amin, ibrahim’in.
https://www.youtube.com/watch?v=nqRg_7uxhiY&list=OLAK5uy_mgHEdqGQfdYZHVus9Iu3IgsSLFBvOB7dg
https://open.spotify.com/album/1Agh6GiahtO2bt4t5zLJR2


Jakob Bro – Bay of Rainbows (2017)
bu arkadaşlar, sanki nota başına para ödüyor gibi çalarlar. insan nasıl latte içerde kahveye doymaz ya, işte tam açıklaması bu. Çok farklı bir müzik dünyaları vardır. Oldukça hafiftir, çılgın ataklar, yükselişler pek olmaz ama kesinlikle tek düze değildir. Özellikle gitarın ön planda olduğu şarkılarda, yumuşacık arpejler, sololar, akorlar mest eder insanı. Canlı performanslarında da baterist dayıyı seyretmek çok eğlencelidir. Bir fazıl olmasa da şarkıyla bütünleşir adam. Caz severler kaçırmasın.
https://open.spotify.com/album/7E6lXyBvHGKpw4zgQllpdU


Johann Sebastian Bach – the Violin Concertos (1720-1732)
Müziğini Bir matematik kesinliğinde bestelemiştir büyük usta. Barok dönemin öncüsü olmakla kalmayıp, yaptıklarıyla hem müziğe yön vermiş, hem binlerce insanın ilham kaynağı olmuştur. Matematikteki ‘4 işleme’ benzetebiliriz kendilerini. Temel direktir, doğru müziktir, başucu kitabıdır müzisyenlerin.
klasik eserleri baştan sona dinlemeyenler için ağır olacaktır tabi bu uzunluktaki bir konçerto, ama zorlayın kendinizi. Bir dostoyevski romanına başlamak gibidir bu iş, başlangıç ağır aksaktır, ama sonrasında o dünyada vücut bulursunuz. Açın sesini bangır bangır dinleyin bütün enstrümanları. Komşularınız da dinlesin. Hayretler içerisinde kalacaksınız bittiğinde.
https://www.youtube.com/watch?v=_ioc6sdgugo&t=0
https://open.spotify.com/album/0rTn32mezTy8pOsLL1QtmU


John Coltrane – Blue Train (1958)
caz’ın advanced seviyesidir artık john’un yaptığı. Caz dinlememiş biri için tamamen kaostur, gürültüdür, saçmalıktır. Ama aşinalığı olan hayran kalır coltrane’in inanılmaz beynine. Uzaylı mısın be mübarek, nasıl bir üreticilik, nasıl bir hayal gücüdür bu aklım almıyor. Saksafonun her türlüsünü çalmış arkadaşımız, bizlere ölmeden önce bir çok eser bırakıp gitmiştir. Yine genç yaşta ölenlerdendir john, eroin ve alkol yüzünden, karaciğer kanserinden.
caz tutkunları bütün albümlerini dinlemeliler. Başka bir şeydir bu adam.
https://www.youtube.com/watch?v=fEqrnR7_yT8&t=0
https://open.spotify.com/album/4vIJFprkZ7vyN6nhcBgQmG


Kıvanç Someren – Duru Zamanlar (2007 - tanju duru besteleri)
2020 yılında kaybettiğimiz nadide insan... tatlı mı tatlı, tertemiz bir sesi var kıvanç hanımın.mutlaka dinlemelisiniz, huzur dolu, sessiz sakin ilerleyen bu albümü. Zaten topu topu 2 albüm de vokallik yapmış, bırakmıştır bizleri. Kıymetini biliniz.
https://www.youtube.com/watch?v=xSwG8OyT4lY&list=PLmJ9hsfa9VLgO6w_pCSgECqgbxYCGnzIQ
https://open.spotify.com/album/0YMH670OgUdgcBSaRdZjVp


Max Richter – Memory House (2003)
ünlü klasik müzik eserlerini dinlerken, dikkat edin, her birinde hüzünlü bölümler olduğu gibi mutlaka mutlu yerler de vardır. Yani bir yin yang felsefesi ile bestelenmiş gibidir usta işi besteler. %50 pozitif %50 negatif duygular diye basitleştirmiyorum tabi ki. Bu oran tamamen bestekarlarımızın keyfi ve kahyasının insiyatifindedir. Örnek vereyim, Mozart’ın da zelenka’nın da requiem ine bakınız, insana bu nasıl bir ahıttır, öldü diye sevindi mi bunlar? diye sorgulatır bazı bölümler vardır. Chopin’in en hüzünlü nocturnelerinde de bir umut vardır. o kadar ustaca yerleştirmiştir ki bu duygu geçişini, kolay kolay farkedemez insan, hüzünle umudu aynı duyguymuş gibi yaşarız. Kayda değer hiç bir senfoni tamamen mutlu ya da büsbütün karamsar bir havada yazılmamıştır. bu kurala uymayan besteler, hatta günümüz şarkıları beni hep itmiştir, sevdirememiştir kendisini.
Max richter, memory house albümünde bu kurala uymamış, baştan sona dram yüklü, dinleyicisine eziyet eden bir albüm yapmış. Fakat ne hikmettir ki ben dahil bir çok klasik seven insanı cezbetmiştir. Mazoşizmin klasik müzikte vücut bulmuş hali olan bu albümü önermeye çekindim açıkçası, ama albüm bütünlüğüne güzel bir örnek olacağından paylaşma ihtiyacı hissettim. Tek seferde dinleyiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=rZxK5WWead0
https://open.spotify.com/album/1fNL805v52K0rHWWhh8Lln


Melody Gardot - My One And Only Thrill (2009)
benim adıma amerikalı birsen tezer’dir. Caz vokalde favorimdir. Bu kadın da şah damarı söylese dinlerim. 19 yaşında geçirdiği bisiklet kazası sonrası, beyin hasarı geçiren melody, müzik dinleyerek(caz ve bluesun klasik isimlerini), müzik terapisi görerek atlatmış hastalığını. Bu süreç içerisinde önceden de aldığı müzik eğitimi ve sahip olduğu müzik aşkınında etkisiyle ilk albümünün şarkılarını yazıp, söylemeye başlamış hasta yatağında. İtunes üzerinden 'some lessons, bedroom sessions' adı altında albümünü yayınladıktan sonra, dikkatleri çekmiş ve elinden tutulmuştur universal music group tarafından. Ben bütün şarkılarına, albümlerine vurgunum bu kadının. Platonik bir aşığıyım da kendisinin, sonuçta 35 yaşında. İngilizcem de var. Neden olmasın? değil mi ama ? he?
https://www.youtube.com/watch?v=_qphknagXqA&list=OLAK5uy_kHHgzYxlzmCHVLi4jxvfw0PZU4R_M4YzI
https://open.spotify.com/album/0Qe8wdANNrf5PkP76qnXyN


Miles Davis – Kind of Blue (1959)
aaa ne kadar şaşırtıcı, hiç bilmiyorduk bu albümü diye dalga geçenlere selam olsun. Evet arkadaşlar, gayet ünlü, gayet başarılı, hatta ne gayeti, yapılan en iyi caz albümlerinden biridir bu. daha dinlemediğim yığınla caz albümü var dürüst olmak gerekirse ama şimdiye kadar dinlediklerim içinde çok ayrı bir yere koydum kendilerini. Bir coltrane kadar sürreal olmasa da dinlemesi, uzaklara gitmesi, sevmesi kolaydır. Arkasında çalan ekipten, her birinin başlı başına yok satan albümleri vardır. Kopmadan dinleyiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=OO5bTG4nebA&t=
https://open.spotify.com/album/42ge6JtPfeF6FEYXCJ50Gu


Olafur Arnalds - Eulogy for Evolution (2007)
sonradan yaptığı albümlerde, elektronik müziği dıptıs dıptısı bestelerine kattığı için öfke duyduğum ama bu ve bir kaç albümüne hayran kaldığım sanatçıdır olafur. Çağdaş dönem klasik tekniklerini harfiyen yerine getiren, arıza sesleri müziğinde bol bol kullanan, izlandalı genç besteci, deneysel çalışmalarıyla piyasada kendini gösteriyor. Merak edenler diğer albümlerini de deneyebilir. Bu arkadaşı da kopmadan dinlemekte fayda var, zira aynı atmosferi albüm boyunca az çok koruduğunu söyleyebilirim.
https://www.youtube.com/watch?v=LnRgD-ojho4&list=PL186mAqNp-o1KHM86Xl8VQaK5-LMHjE19
https://open.spotify.com/album/1opTSEGV096Bf174xrLW11


Ramsey Lewis Trio – Another Voyage (1969)
the in crowd albümü iyi güzel hoşta, ben daha heyecanlı bir albümünü paylaşmak istedim, kızmayın hemen. Baştan sona ritmik arpejlerin, bas yürüyüşlerinin durmadığı, oynak bir şeyler yokmu diyenlere cevap niteliğinde bir caz albümü. bittiğinde bile kafanızı sallamaya devam edeceksiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=1GNtOZZtkHs&list=PLUXl043M6v4Myv0giP8TnkxEsQLbA6HOf
https://open.spotify.com/album/5fTNmcP5Li9VzkAFutiH2K


Snarky Puppy – the only constant (2006)
biraz caz, biraz funk, biraz rock... yeni tanıştığım bu grubun, şarkıları oldukça hareketli, keyifli arkadaşlar. Çoğunlukla enstrümental albümler yapıyorlar ve oldukça başarılılar. Bir çok ödüle layık görülmüş bu grubun kadrosu bir orkestrayı aratmıyor, Oldukça çeşitli enstrümanlar duyacaksınız yani. Funk ruhundan çıkmamak adına, sürekli dinlemenizi öneririm.
https://open.spotify.com/playlist/4MHS5tjdJpPIMTKbu8orNO


Tarkovsky Quartet – Nuit Blanche (2017, françois couturier)
yeter artık, caz caz caz nereye kadar. Ben arşivin kuryesiyim dostlar, zeval olmamalı bana (: evet bir caz albümünde daha karşınızdayım. Yetmiyormuş gibi bir de klasikle harmanlanmış bir caz. Sessiz sakin bir klasik parça gibi başlayıp sonradan farklı ezgilerin saldırısına uğrayan, Git gelleri bol, sizi zaman zaman tedirgin eden, bol enstrümanlı bir müzikal şölen. Ekip çok yeni, umarım piyasanın altında kaybolup gitmezler. Kesinlikle tek seferde dinlemeniz gerekmekte.
https://open.spotify.com/playlist/1tkKZsqpB0oGD8iELuFoon


Wolfgang Amadeus Mozart – Requiem (1756-1791)
bunu da açıklattırmayın bana. Karl böhm’ün yönettiği orkestradan bir kere dinleyiniz, benim hatrıma. confutatis bölümü sebebiyle pek tercih edilmese de, benim favorilerimdendir.
https://open.spotify.com/playlist/3Prs2jkJS1BuwwzKmKl9JW


yavuz çetin – satılık (2001)
albümün dinleyicisine kavuştuğunu göremeden, ne kadar sevildiğini bilemeden, 30 yaşında intihar ederek yaşamına son vermiştir yavuz abimiz. Bende dahil, türkiye’de bir çok gitariste ilham kaynağı olmuş, bluesu sevdirmiştir. Nasıl bir jimi hendrix voodoo su varsa şarkılarında, yıllardır sıkılmadan dinlettirir her bir parçasını. Yaşadığı yoğun depresyonu, isyan ettiği noktaları şarkılarının sözlerinde, ezgilerinde, sıklıkla görürüz. Yaşasa daha nice albümler, nice riffler, sololar bırakacaktı kim bilir. Yine bir müzik dehasının genç yaşta ölümüyle eksik kalıyoruz her birimiz. İlk adlı albümünü de seveceksinizdir mutlaka. Bir bütün olarak dinlemeniz şart değil, ama her birini dinleyin, bilin.
https://www.youtube.com/watch?v=52vehHA2IIU&list=OLAK5uy_milwjWAFswNN_BRNT8tZ5KTtgnqAQbSNc
https://open.spotify.com/album/7Ci9Cu5I6WskhcHxxmOoaD


böylesine bir paylaşımı overrated, underrated demeden bitirdiğim için kendimle gurur duyuyorum (:
entry akışı (yeni)
klasik görünüm
  • garip özellikleriniz

    toplu taşımalarda, telefonla görüşmem gerekirse, sessizce ve uzatmadan bitiririm konuşmamı.
    çok tuhaftır, şehirler arası otobüslerde mesela hiç koltuğumu yatırmam da.
    ne kadar rahatsız etse de manyaklık işte hiç yere tükürmüyorum. çöp bulana kadar da çöpümü elimde taşıdığım oluyor.
    utanarak yazıyorum bunları ama hata yaptığımda da özür dilerim, mahçup olurum ne yazık ki.
    sinemalarda da tam bir enayiyim. hiç bir şey yemem içmem kös kös film izlerim. bir de yiyenlere ses çıkaranlara kızarım, olacak iş değil ya.
  • dizi izlemek

    havaların ısınıp, şortların giyilmesiyle canlanan, kaliteli zaman geçirmemize olanak sağlayan, güzel aktivite. izlemekten bıktığınızda diğerini izleyin sonra tekrar sağdakine sonra soldakine... başkalarınınkini izlemekte bir alternatif tabi. internet ortamında da ücretsiz olarak dizi izleyebileceğimiz siteler mevcut.
    şöyle de bir kıyak yapayım size. hadi gene iyisiniz köftehorlar.
  • farklı mutfak kültürleri

    (bkz: romanya)
    *hemen hemen her yemeklerinde sarımsak vardır. sarımsaksız olmaz bu mutfak.

    *bizim akşam yediğimiz ölçüyü bu arkadaşlar öğlen yerler. sabah hafif kahvaltı, akşam da hafif bir yemekle idare ederler. bizdekine kıyasla daha sağlıklı bir program sanırım. iş hayatına uymadığı için yavaş yavaş ölen bir kültür tabi.

    *besin değeri yüksek ve doyurucu çorbaları meşhurdur. hemen hemen her sebzeden ve etten, borşla* yaptıkları bu çorbalar, yemeğin ana unsurudur. açıkçası bizim çorbalar halt etmiş yanlarında gerçekten lezizler de. borş koyduklarına çorba koymadıklarına sup derler. yani bizim çorbaların hepsi sup aslında onların gözünde. tabi iyi yerden yemek lazım. çok kötülerini de tattım.
    'borş, köyden gelecek, el yapımı olacak. yok öyle bakkaldan aldığınızla çorba yapmak.' bir romen teyzesinin haklı isyanını getirdim sizlere.

    *suika adlı kendilerine has yüksek alkollü içkileri var. bu içkiyi meşhur öğle yemekleri öncesi aç karınlarına bir shot çekerler. yemeklerini yerler üstüne bir shot daha çekerler. siz manyak mısınız diye sordum, o zamanlar romencem kötüydü ne cevap verdiklerini anımsayamıyorum. mideyi mi hazırlıyormuş napıyormuş. psikopatlar. zaten oldum olası içkiyle yemek yiyemedim, benim cahilliğim de olabilir bilemiyorum. tabi bu herkesin yaptığı bir şey değil. kültürlerinde olan bir şey sadece.

    *domuz etini bolca kullanırlar. haliyle salamları, sosisleri enfestir. mangalı da çok iyidir. hardalla götürünüz efendim.
    haram diyorsanız, türk lokantaları dışında hiç bir yerde yiyemezsiniz. hemen hemen her şey de illaki domuzla bağlantılı bir besin vardır.

    *kaşkaval; romenlerin meşhur peynirleri. bizdeki eski kaşarın tadına yakın bir tadı var. biraz daha elastiki ve taze kaşara yaklaşıyor tadı sadece. güzeldir, içkiyle yerler. kahvaltı da yerler. nadiren yemeklerinde kullanırlar. güzeldir ama eski kalitesini bozduğu söyleniyor. eskisini yemediğim için bilemeyeceğim.

    *mamaliga: biz de kaçamak/kuymak benzeri mısır unundan yapılan ekmek niyetine kullandıkları besin. bizdeki gibi sıcacık ekmek veren pide veren fırınları yoktur gariplerin. yıllardır bunu yapıp yerler. lezzetlidir, güzeldir aslında. kısa pişirip önünüze getirilenle, yarım saat karıştırdıkları mamaliga arasında dağlar kadar fark var tabi. ekmekte vardır bu arada, bakkallarda satılıyor.

    *smantana adlı yoğurt/krema/kaymak karışık bir tatları vardır. yemeklerine katarlar. kaçamakla yerler. güzel bir besindir açıkçası, özlediğim olur türkiye'de iken.
    domuz etini mantarla birlikte kızartıp, haşlayıp son olarak üzerine smantanalı bir sos döktükleri yemek var ki aman allahım...

    *ayı etiyle, domuz etini karıştırıp yaptıkları salam varmış. bunu yemedim. bizim isli peynirdeki kabuğa benzer bir kabuk varmış sanırım üstünde. lezzetliymiş öyle diyorlar. bu arada evet ayı eti yazdım doğru okudunuz.

    * genel itibariyle baktığınız zaman bizim mutfağın yanından geçemezler tabi. süs bitkisi olur anca. fakat yazdığım örneklerde de olduğu gibi bazı güzel tarafları var. romanya'ya turistik bir amaçla niye gidilir aklım almıyor, şayet giderseniz; bunları kaliteli mekanlarda tatmadan dönmeyin derim ben.
  • pek bir şey yok