yeni blog sahipleri
3 entry daha
-
bi' heyecanla blog açıp harıl harıl yazacak konu arayan insan topluluğu.
bu arada burada toplansınmı yeni blog yazarları siteleri ile birlikte ? hem birbirimizi tanıyıp destek oluruz.
o zaman ilk başlayan ben olayım > Oğulcan Gülcemal | Kişisel Blog
*böyle bir başlık göremedim var ise affola -
içlerinde kaliteli bloglar da yok değil işte -
(bkz: blog yazmak isteyenlere destek veren blog yazarı) -
değerlendirilmesi gereken bir heyecan ve hevese sahip olan kişilerdir.
gerçekten, blog yazma işine heveslenen arkadaşların attığı ilk adımlarındaki heves ve heyecanın gelecekte muazzam boyutlara ulaşacak bir kar topunun ilk taneleri olduğunu düşünürüm hep. fakat maalesef bu yola çıkanlar pek çoğu kısa sürede pes etmek zorunda kalır.
çünkü her şeyden önce okuma alışkanlığı yüksek bir dünyada yaşamıyoruz. sadece kendi toplumumuz değil, bunu tüm dünya açısından böyle değerlendiriyorum. bana bu yorumu yaptıran şey, sosyal medyanın internet alemini sil baştan yazmayı başarmış olması.
sosyal medya dediğimiz ağlar, kaynağı belli olmayan her türlü veriyi 'bilgi' olarak sunmakta o denli pratikler ki; artık yazdığınız cümleler bile belli kalıplara uymak zorunda ki bir yerlere ulaşabilsin. en bariz örneklerinden birisi, hepinizin bildiği twitter karakter sınırıdır.
bununla birlikte yine sosyal medyada peydah olan bir başka konu da beni yukarıdaki yorumu yapmaya sevk ediyor. siz ne yazarsanız yazın, nasıl yazarsanız yazın erişebileceğiniz insan sayısı artık bellidir. çok istisnai, medyatik bir durumunuz yoksa veya kemik bir okuyucu kitlesine sahip değilseniz yazdıklarınızın okunmasını beklemek biraz ütopik olacaktır. çünkü sizin yazdıklarınızı okumak 3 dakika zaman alıyordur ve kullanıcılar bu 3 dakikalık zamanlarında 12 tane fotoğrafa bakıp beğeni bırakabilecek durumdadır.
aslına bakarsanız bunun adımları geçmişten beri atılıyordu ve biraz gözleme zaman ayıranlarınız da bu durumun bağıra bağıra geldiğinin farkına çoktan varmıştır. bu noktada sadece ülkemiz bazında konuşalım, örneğin dünya klasikleri bu ülkede 'özet' kitaplar olarak basılmak istendi, bakanlık tarafından bu konuya yeşil ışık yakıldı ve pek çok kitapçıda hepimizin kolaylıkla rastlayabildiği 'özet dünya klasikleri' yerlerini aldı.
bir başka örnek olarak doğrudan doğruya eğitim konusundaki en güçlü kurumlardan biri olan ösym'ye bakabiliriz. hala öyle midir bilmiyorum fakat bizim sınava girdiğimiz dönemde edebiyat çalışırken 'kitap özetleri' vardı ve ben okumadığım kitaplara o özetlerden çalışarak edebiyattaki tüm eser sorularını doğru yanıtlamayı başarmıştım. ösym, durumun böyle olmasını bizzat destekliyordu. zira yıllardır çalıkuşu'nun feride'sini soruyor, sefiller'in jan valjan'ını bilmek yetiyordu.
hal böyle iken kimsenin tutup da sefiller'i veya suç ve ceza'yı okuması gerekmiyordu. suç ve ceza'yı okuduktan sonraki bir hafta boyunca sokaklarda raskolnikov olarak gezen ben, suç ve ceza'nın bir paragrafa indirgenmiş özetini okumuş olan arkadaşımla aynı sınava girdik, aynı soruyu çözdük ve aynı başarıyı gösterdik.
durumun vahameti taa o tarihlerde, sosyal medya henüz yokken bile belliydi. insanlar okumuyordu, okumaya teşvik edilmiyordu ve inanın, sosyal medya dediğimiz küreselleşme aracı meydana çıkana kadar ben bu durumun sadece kendi toplumumla sınırlı kaldığını düşünecek kadar yanılabilmiştim. halbuki bütün dünya öyleymiş!
konuyu fazla dağıtmış gibi görünsem da aslında sadece yeni blog yazarlarının hevesini kıran 'okunmama' olgusunu, 'okuma alışkanlığının' yoksunluğuna bağladım ve bunu örneklerle izah etmeye çalıştım.
yeni blog yazarı arkadaşlarımızın hevesi ve heyecanının değerlendirilmesi gerektiğini tekrar tekrar söylemekte bir beis görmüyorum. çünkü blog yazmak ciddi anlamda bir disiplin ve birikim gerektiriyor. blog yazmaya heveslenen arkadaşlarımızın çoğunda da bu nitelikler mevcut. fakat ne kadar hevesli olurlarsa olsunlar, zaman sonra dönüşü olmayan bir uğraşı içinde olduklarını gördükçe bu hevesleri kırılabiliyor. maalesef aynı yollardan ben de defalarca geçtim ve hala geçiyorum.
bu da blog yazarlığına yeni başlayan arkadaşların kolayca vazgeçmelerine sebep olabiliyor. halbuki bu cesareti gösterebilmiş olan arkadaşların emeği bir şekilde değerlendirilebilse (onedio vs saçma sapan içerik mezbahalarını kastetmiyorum), son derece kaliteli bir çalışma ortaya konulabilir. böylesi bir çalışma ileride toplum için de kaliteli bir kaynak olarak faydalı bir merkez haline dönüşebilir. ancak maalesef, sosyal medya ile tavan yapan pratiklik olgusu okuma alışkanlığını sıfıra indirgemeye ant içmiş görünüyor ve bahsettiğim tarzda bir çalışma ancak amatör çabalara konu olabiliyor.
diğer türlüsünü yapabilmek de ciddi bir sermaye ve emek gerektirdiğinden blog dünyasının, sosyal medyanın estirdiği rüzgara çok daha uzun süre dayanabileceğine pek ihtimal vermiyorum. umarım yanılıyorumdur.
3 entry daha
