yazarların nickinin nereden geldiğinin hikayesi
-
Şöyledir ki, gecenin 3'ünde beyin çok çalışmıyor ve bu nicki koyuyorum. -
yaratıcılıktan uzak, ilhamsız bir anımdan geldi. boşamak istiyorum kendilerini efendim. şiddetli geçimsiziz. ben de herkes gibi güzel, alımlı bir nickim olsum istiyorum. -
Günlük tutmaya başladığımda yazdığım ilk yazı tavuk hakları hakkındaydı, buraya girdiğim ilk enrty de bu yazı olduğu için. -
tiyatro sevgimden -
arkadaşlar arasında sürekli ilginç, en olmaz denilen olayların benim başıma geldiğini çok çok fazla sorguladığımız, hatta zaman zaman da "atma ziya" muamelesini görmeme sebep olduğu için "paratoner"
otobüs yolculuğu yaparım, tacize uğrarım. arkadaşımın biri travesti olur. aylarca of yatakta ne istekli dediğim sevgilimin çekmecesinde kutu kutu viagra yakalarım. sevgilim dediğim adam nişanlı çıkar, nişanı atmıştır benim için, görücü usulü gelirler bizim eve maaile, adam daha evlidir ama boşanacak denir. daha niceleri diyebilirim. ki bazen de güzel hadi be denilen olayları da çekerim hayatıma. geçme notu 2.00 dır üniversitemizde ve ben 2.01 ile mezun olurum. 2 altına düşse resmen tüm dd leri baştan alıp yeniden üniversiteye başlamam gerekecektir adeta.
umarım bundan sonra güzellikleri çekerim. -
güzellik uzmanıyım ve hayat bana oynuyor -
Meslek meseleleri. -
Şu haberi okuduktan sonra kaybolmaya karar verdim arkadaşlar # -
Sipariş verirken yanda yumurtayı nasıl istediğimi anlatmaya çalışırken türkçesini hatırlayamadığım zamanlardır. -
burcuma kanser diye lakap takmışlar. E doğru tabi. Ben de olur mu lan bundan iyi nick, yer miyiz ekmeğini diye uygun şeyler aradım. oldu gibi :) -
Hep kullandığım twitter nick name'imi kullanmamak için hesabı açarken çalan çok sevdiğim Massive Attack şarkısı ama Zeds Dead remix
Paradise Circus -
anlatayım mı? -
Hikayesi olmayan tek kisi benim sanirim. Aklima gelen ilk cumle benimki. Neden boyle bir cumle geldi acaba? Ne denemek istiyor olabilirim? -
Bence benim kendisini anlatıyor aslında. Sayın adamkarga ilk davet ettiğinde çok mutsuz ve hüzünlü bir haldeydim. En başta huzn a-lud koyacaktım yani hüzünler evi, sonra dedim ki ben kendim baştan ayağa hüzün olmuşum yaşadığım heryer huzn a-lud. O zaman adım hüzün olsun. -
kalbin en derin yerlerinden. -
Sümbül benim çocukluğumun çiçeği, o yaşlarıma dair anımsadığım en güzel şey. En önemlisi de annemin bana bakmam için aldığı ilk canlı ama hikayesinin de payı çok büyük. Eşcinsel bir birey olduğum için efsanesinin iki erkeğin aşkını anlatması çok ilgimi çekmişti ve koyma sebeplerimden de biri.
Bu hikayeye göre sümbül; yani botanikteki adıyla Hyacinthus, Sparta kralının tek oğlu ve uygarlığın tek prensiymiş. O kadar yakışıklı ve duru bir yüzü varmış ki bu genç delikanlıya sadece kızlar değil, erkekler de vuruluyormuş. Güneş tanrısı Apollon da bunlardan biriymiş. Bu iki erkeğin arasında çok özel bir dostluk varmış ve arada duygular olsa da bu, dile gelen bir durum değilmiş. İkisinin de boş oldukları vakitler dağlara disk atmaca oynamaya giderlermiş. Yine disk atmaca oynadıkları bir gün, Apollon’un attığı disk Hyacinth’in başına gelmiş ve genç delikanlı oracıkta kafasından oluk oluk kanlar akarak can vermiş.
Burada efsane ikiye ayrılıyor. İlk hikayeye göre prensin ölümüne sebep olan dolaylı yoldan da olsa güneş tanrısı ancak; ikinci hikayeye göre Hyacinth’e aşık olan tek kişi Apollon değil, sarışın rüzgar tanrısı Zephyros da takıntılı bir derecede ilgi duruyormuş çocuğa. Oyun sırasında onları uzaktan izliyormuş ve buna daha fazla dayanamadığı için kıskançlıktan olsa gerek, rüzgarın yönünü değiştirerek diskin çocuğun kafasına çarpmasını ve delikanlının kanlar içinde oracıkta ölmesini sağlamış. Prensin başındaki Tanrı “Ey güzel çocuk! Senin taze ve güzel bedenini kendi ellerimle yıktım, yok ettim. Madem ki seninle, toprağın altına gelemiyorum; o vakit isterim ki her bahar gelip de ışıklarımla dağları okşadığımda seni de beni karşılarken göreyim. O yüzden seni bir çiçeğe dönüştüreceğim.” demiş ve çocuğun kanının döküldüğü yerden çok güzel, kırmızı bir sümbül çıkmış ve gerçekten de her ilkbahar geldiğinde Apollon söz verdiği gibi, ışıkları dağlara vurduğu zaman çiçeği orada açmış vaziyette bulmuş. Efsaneye göre sümbüllerin yaprak kenarları ve uçlarının koyu olması da tanrının çiçeğin başında döktüğü gözyaşları yüzündenmiş.
Hikayedeki ince detaysa Apollon’un tanrı olmasının da verdiği bir özellikle sevdiği hiç kimseye sadık olmaması. Defne ağacının hikayesinde bile Daphne ondan kurtulamayacağını anladığı için çareyi ağaca dönüşmekte bulmuştu, sevdiği herkese zarar veriyor kendisi.
Ben de bir adam sevdim. Belki Hyacinth ya da Daphne gibi bedenimle ödemedim bunu ama karşılığında ruhumu verdim ona. İlk bahar geldiğinde sümbülün açarak Tanrıyı beklemesi gibi ben de gelmeyeceğini bile bile onu bekledim ve ona olan duygularım o kadar yoğundu ki bu uğurda hayatımda onarılamaz, her baktığımda göreceğim oyuklar açtım. Prensin aşkı uğruna heba olmasını da kendime benzettiğim için kayıt olurken bu nicki uygun gördüm kendime.
Saçma bir şekilde uzun oldu ama umarım yarıda bırakmadan okuyan birisi varsa fazla bunalmasına sebep olmamışımdır. -
okunuşu güzel -
bebek gibi hissettiğim için baby ismini seçtim'*' -
Doğumumla başladı... -
26 şubat 1996 günü doğduğum zaman amcamın kulağıma okuduğu isimden geliyor :)
