yarım kalan hikaye

8 entry daha

  • annem dedi ki; ''oğlum kendini kaptırma. safsın zaten. üzülürsün.''

    iki ay geçmiş biz başlayalı. ufak tefek sorunlarımız oluyor ama o da her ilişki de olan sorunlar. konuşuyoruz ve anlaşıyoruz. birlikte büyüyoruz. ben büyüyorum ama o benim kadar hızlı büyümüyormuş. her şeye mantıklı yaklaşırdı. ben ise hiç mantıklı düşünmezdim. hep derdim ona "mantık işi değil bu. duygularını gizleme."

    yine bir gün buluşacağız aradı ve rahatsızlandığını söyledi. akşam görüşmeyelim dedi. n'en var dedim ama beni geçiştirmeye çalışıyor. içim hiç rahat etmedi. dedim ki ''geleyim 5 dakika görsem kafi.'' gelme dedi. meraklı biriyim ve içim içimi yiyor. okuluna gittim ama haber vermedim. yağmurlu bir akşam, sigara içmek için dışarıya oturdum. üzerimdeki tenteden sızan su ıslatıyor ufak ufak. bakar körüm ben. kalabalıkta, uzak mesafede insan seçemem. görebiirsem görürüm göremezsem "eve geçtim." diye mesaj atar giderim diye düşünüyorum. 45-50 dakika sonra kapıdan çıkarken gördüm. karşı kaldırımdan yürümek yerine kafelerin olduğu kaldırıma geçti. hiçbir şey demedim. seslenmedim, el kol hareketi yapmadım. sadece yüzüne kitlendim nasıl diye. beni fark etti. ama emin olamadı. yaklaşık 15 saniye kadar şaşkın bir ifadeyle suratıma baktı. sonra geldi oturdu karşıma. yüzünün rengi gitmiş, gözleri solmuş. bana sigarayı çok az şey yarıda attırır. karşıma oturunca yaktığım son dalımı 3. nefeste bastım küllüğe. kalk dedim gidiyoruz. amacım tramvaya kadar bırakmaktı. ailesine karşı zor durumda kalmasın diye hiç evine veya yakınına kadar bırakmadım. yolda yürürken karşıdan gelen arabanın önüne yürüdü. nasıl karardıysa artık. korktum ve evine kadar götürdüm o gün.

    bu kadar sinirlendiğim bir gün daha yaşamadım ben. akşam mesaj attı. okuldan çıkarken midesi bulanmış, istifra etmiş ve oturup ağlamaya başlamış ben nasıl gideceğim eve diye. ben gelmesem belki gidemezdi. belki ailesinden birini çağırmak zorunda kalırdı.

  • okulunda bir şiir dinletisi vardı. o da şiir okuyacaktı. o çağırmadan ben gitmenin planlarını yapıyordum zaten ama o çağırdı beni. gittim okuluna içeri girdim. konferans salonuna indim. hazırlıklar devam ettiği için almadılar beni içeri. kapıda beklerken o çıktı içeriden. kapının tam karşısında duruyorum ama seslenmedim hiç. insanların doğal hallerini daha samimi buluyorum. biriyle lafladı. birine bir şey dedi. sonra bir arkadaşı beni göstererek "kafanı çevir." dediğinde fark etti. gülümsemesi, şaşkınlığı. içeri geçtik, oturdum ben arkadaşlarının yanına. dilaver cebeci'den sitare şiirini ikinci sırada okuyacaktı. sıra o'na geldi ve başladı okumaya.

    ...
    "Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
    Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
    Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
    Umay gibi yumuşak huylum
    Nerden çıktın karşıma böyle
    Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime"
    ...

    bu kısmı okurken yüzünü bana çevirdi ve başka hiçbir yere bakmadı. yanımda oturan arkadaşlarından ikisinin kafasının aynı anda bana bir dönmesi var. bugün ölsem son anımda bu sahne gelir gözümün önüne. uzun seneler yaşasam son anımda hatırlayacağım sahneler arasında.

    sonra doğum günüm vardı. pazara denk geliyordu ve pazarları aile günleri. kalabalık oluyor. izin alması mucizeydi. hafta içi konuşurken yine limoniydik. tam sebebini hatırlamıyorum. sonra ertesi gün sana bir şey söyleyeceğim gel dedi. işten izin alabiirsen erken gel dedi. böyle bir şeyi ilk defa istiyordu. içim içimi yiyor. ertesi gün bir şekilde kalktım gittim yanına. doğum günüm için sürpriz yapmış. onun içinmiş her şey. bir kazak almış, leyla ile mecnun kitabı ve ayraçlar.

    bir muhabbet esnasında sormuştum koleksiyonun var mı diye. eskiden olduğunu söyledi. biz de kitap ayracı koleksiyonu yapalım mı dedim. tamam dedi. başucu kitabım olan çalıkuşu'yu ve oğuz atay, cemal süreya ve yaşar kemal'in resimleri ve sözleri bulunan ayraçları hediye etmiştim.
    ***
    bir gün paralel evrenler teorisini konuşuyorduk. var mıdır yok mudur falan diye. ben olabilir derken o olamaz diyordu. sonra "ne kadar paralel evren varsa hepsindeki benler senleri bulur." dedim.
  • güzel şeyler yaşadık ama bu andan itibaren asıl yarım kalan hikaye başlıyor. ve benim neden sinirlendiğim, neden kızdığım, neden kendimi siktiğim vs. gibi bir sürü nedenli sorular başlıyor.

    ben sevdiğime, sevgimi hissettirmeye çalışan biriyim. o an ne şekilde yapabiliyorsam yaparım. bu onun dikkatini çekti ve ayrılırsak rahatsız edeceğimden korktu. "ben öyle biri değilim. tacize girer bu yaptığım. bana sadece bir gününü ayır. aklımdaki sorulara cevap ver. o andan sonra bir daha karşına çıkmayacağım." dedim.

    iki insanız. bir yola çıkmaya karar vermişiz. 2 aydan fazla süre geçmiş. bendeki hoşlantı sevgiye dönüştü. ama o hoşlanmamış. o ilgimden memnun olmuş ve zamanla hoşlanmış. ama o kadar. "devam edebilmek için fazlası gerekiyormuş." dedi ayrılırken.

    tartışmalarımız incir çekirdeğini doldurmuyor ama o kendini öyle bir geri çekiyordu ki. öyle duvarlar örüyordu etrafına. hissettirdim bunu. sonra söyledim. yoruldum dedim. ulaşamıyorum sana. bana yaklaşmıyorsun hiç. can alıcı o soruyu sordu. "ayrılmak mı istiyorsun?" ben kendini toparlasın, o kadar zaman yanındayım artık kalbini tamamen açsın diye söylemişken bu soru geldi.

    aynı şeyleri bir daha yaşasam bu kısımda ayrılırım. beni sevemediğini fark edemedim. ayrılmak istediğini ama yapamayacağını anlayamadım. kendimi suçladım. ben kendimi suçladıkça ona daha çok bağlandım. yaklaşık bir ay sonra ayrılık mesajı atana kadar kendimi yedim bitirdim. hala da yer bitiririm. tek pişmanlığım bu.
8 entry daha