yarım kalan hikaye

  • Biriyle olan yaşadıklarınızın bitmeme durumu.

    Benim düşünceme göre mutsuz son yoktur. Ya mutlu son vardır ya da yarım kalan hikaye.

    İtiraf başlığına pazar günü yazacağım dedim ama fırsat buldukça yazmaya çalışacağım bu başlığa.

    Burada anlatacaklarım benim bakış açımdır. Bizim hikayemizi bir de ondan dinlemenizi isterim. Bunu görür ve yazarsa dinlemiş olursunuz. Görse bile yazmaz ama. Yani sadece benden dinleyeceksiniz.

    Neden yazdığıma gelecek olursak birileriyle konuşmam lazım, anlatmam lazım, akıl almam lazım. Ona söyleyemediğim şeyleri kendi kendime konuşmaktan yoruldum. Saygı çerçevesinde fikirlerinizi söyleyin lütfen.

    Bir sözlük ortamında tanıştık. Klasik olarak erkek yürür ya. Ben de ilk adımları attım. Ama öyle yavşamak falan değil. Ortak birkaç konudan konuşma şeklinde ilerledi muhabbetimiz. Bir ay belki biraz daha fazla havadan sudan şekilde geçen konuşmalardan sonra sildim sözlük hesabımı. Bir daha da girmedim sözlüğe. O hala yazardı. Tüm iletişimimiz koptu bir anda. Zaten benim için sadece bir sözlük yazarıydı o zamanlar.

    İki ay kadar sonra Twitterdan mesaj geldi. Yazan oydu. Ben o sırada memlekette yaşam mücadelesi veriyorum. Memleketimde akşam 6-7’den sonra hayat duruyor. Sokak lambaları, ben ve yalnızlığım sabahı zor ediyoruz. Okulu bitirme telaşı, iş arama süreci vs. derken yıpranmaya başladım. O yazmaya başlayınca sokak lambaları, ben ve o olduk. Yalnızlığımı bir nebze olsun hatırlamıyordum ama yüzüm ona dönüktü ve yalnızlık gölge gibi peşimden geliyordu. Konuşmaya devam ettik. Unutkan biri olduğum için kısmen yeniden de tanışmaya başladık. Günlük rutinimiz olmuştu konuşmak. Birbirimizi tanımaya çalışmak. Anlamsız derecede güven verdiğimi söyledi bana. Dürüst oldum ona karşı.

    1.5 ay kadar konuşmadan sonra İstanbul’a dönecektim artık. Staj, mezuniyet işlemleri, iş arama süreci vs. vardı ve hepsini biliyordu. Sözlük zamanı kahve içme teklifi yaptım ama kabul etmedi. İstanbul’a döneceğim yaklaşmaya başlayınca ne zaman geleceksin, nerde kalacaksın gibi sorular sormaya başladı ve bende “kahve içmeye bu kadar hevesli olduğunu bilmiyordum.” diye bir mesaj attım. Bu mesajımı başka anlama yorup kabul etmedi ilk başta. Son kez teklifimi yaptım. “Kaderimizde varsa görüşmek yolda bile çarpışırız.” mesajımdan sonra kabul etti teklifimi.

  • Bu arada daha öncesinde instagram hesabını vermişti. O beni zaten görmüştü. Pek anonim takılan biri olmadığım için biliyordu beni. Birbirimize karşı yüz aşinalığımız oldu.

    İlk buluşma onun istediği yerde olacaktı haliyle. Otobüsten inince durakta biri beni dik dik kesmeye başladı. Ben de bakıyorum ama içimden “acaba bu o mu? Oysa ve yanından öylece geçtiysem buluşmadan gideriz.” Sonrasında mesaj attı ve o olmadığı için şükrettim.

    Oturduk ve konuşmaya başladık. Etkilenmiştim. Zaten uzun zamandır süren muhabbet ettiğim kişiyi kanlı canlı karşımda görüyordum. Bi duyguyu yoğun yaşadığım zaman üst üste sigara içerim. İlk buluşma gerginliği falan derken sigaraya abandım. Normalde kimle konuşursam konuşayım rahat olan benim ellerim titriyor, sesim çıkmıyordu. Heyecandan, içtiğim sudan mesanem rahat durmamıştı.

    Bi ara sessizlik oldu. Konuşmayacak mısın diye sorunca; “kimin olduğunu hatırlamadığım birinin sözü var. Al gel yalnızlığını. Biz susarız onlar konuşur.” dedim.

    O söyledi ama ben hiç hatırlamıyorum. Yine bir sessizliğin olduğu zaman “hiçbir şey gizli kalmamalı.” Demişim. Çok düşündüm sonrasında ama yine de hatırlayamadım. Birkaç saatlik sohbetin ardından dağıldık.

    Eve gidince söylediğim sözü araştırmış. Aziz Nesin’e aitmiş söz. “Al yalnızlığını gel. Korkma sıkılmayız. Senin yalnızlığın benim yalnızlığımla konuşur. Biz ikimiz susarız.”

    Geldiği için teşekkür ettim. O da aynı şekilde teşekür ederek ilk buluşmayı sağ salim atlattık.
  • Erkekler kıvrak zekası olan kadınlardan etkilenir. Hep bunu söyledim.

    O hafta benim kullandığım cümleleri bana mükemmel bir şekilde cümle içinde pasladı. Aklım kaydı. Cümlelerim kaymaya başladı. Sonra o bir mesaj attı bana. Son cümlesi “saklambaç oynayan çocuğu söbelemeye kıyamamak değil mi bu?” yazdı. Benim iki gram olan aklım gitti. Hoşlandığımı söyledim.

    Güzel birisi. Hep çevresinde yazanlar olmuştur ve olacaktır. Normalde birisinin ona açıldığında veya hissettiğinde hemen muhabbeti kesmiş. Kaderimde varsa bir yerde karşıma çıkar diye düşünmüş hep. Ama bana yapamadı bunu. Etkilenmiş benden. Neyimden etkilendiyse. Saçım beyaz, dişlerim eksik. Muhabbeti kesmedi ve bir yola çıkalım dedik. Tanıyalım birbirimizi. Numarasını o gecenin sabahı aldım. Attığım ilk mesaj “bugün yeni hayatımızın ilk günü.” Oldu.

    O gece o gün yüzümde aptal bir sırıtış, saçma sapan hareketler, içimin içime sığmaması.
  • Bu noktada biraz kendimi anlatmak istiyorum.

    Hayata geç kalmış bir mühendisim. Sonbaharda son stajını yapmış, sonbaharın son gününde mezun olmuş biriyim. Araştırmayı ve okumayı sever, Çok yer, çok içer-alkol nadiren çay özellikle-, az yazarım. Yazdıklarım genelde şiir, özellikle akrostiştir.

    Doğum gününde o’na bir akrostiş yazmıştım. Sonradan öğrendim doğum gününü ve o an yapabileceğim şey akrostiş yazmaktı. Zamanla tabi akrostiş yazmaya devam ettim ama birgün rüyasında akrostişle ayrıldığımı görmüş ve bir daha yazmamı istemedi.

    Bir yola çıktık onunla ve benim hayatım düzene girmemişti. Staj defterini onaylamadıklarından dolayı mezun olma sürecim uzadı. Ailem iş bulamadığım ve hala İstanbul’da olduğum için söyleniyor. Vakit kaybetmemem gerektiğini ve iş yoksa memlekete geri dönmemi istiyorlardı. Tabi bu belirsizlik hem benim hem de onun için bir soru işaretiydi. Normalde uzak mesafe ilişkisi kesinlikle istemezdi. Ben de pek sıcak bakmıyordum. İlk zamanlarımızda istanbul’da kalıp kalmayacağımı sorduğunda “sana bunun garantisini veremem ama bütün iş arayışlarım İstanbul’da şu anda. Ama eğer memlekete dönmek zorunda kalırsam bizim imtihanımız bu şekilde olur.” Dedim.

    İstanbul’da iş bulmak için herkesi aradım. Tanıdığım, aracı olan, aracının tanıdığı vs. Yola çıktığım biri vardı ve ben onu yolda bırakamazdım. Kader, nasip veya kısmet 2 haftalık bir süreçten sonra iş buldum. İlk mesajı o’na atıp annemi aradım. Kütüphanedeymiş o sırada. Beni aramak için kütüphaneyi birbirine katarak çıkmış.

    Hayatımda biri var. İşim var. O’nun yanında kalıyorum ve ihtiyacımız olan tek şey zaman. Bize zaman lazımdı. Birbirimizi daha iyi tanımak için, daha iyi anlamak için.

    Zaman her şeyi gösterecekti bize ve gösterdi de.
  • Kadın her zaman mantıklıdır. Erkek ise duygusaldır. Kadının duygusallığı mantığının altında yatar. Erkeğin mantığı duygusundan sonra çıkar.

    Aşırı kıskanç biri olduğunu söylemişti tanışma evresinde. Kurgu hikayelerde bile kıskandığını söyledi. “Hiç çekinmedin mi kıskançlığımdan?” Diye sordu. Gram tereddüt etmediğimi söyledim. Çünkü reddedilme korkusu hepsini bastırmıştı.

    Ben çalışan o da okuyan biri olduğu için fırsat buldukça görüşmeye çalışıyorduk. Ailesi ile yaşıyordu ve istediğimiz zaman görüşemiyorduk haliyle. Annemin haberi vardı ve sık görüşemediğimizi söyleyince “özlemiş olursunuz birbirinizi.” Dedi.

    Haftada bir veya iki kere görüşüyorduk ama bu bile bana yetiyordu. Mutluydum. Beni düşünen biri vardı. Şantiyede işe başladığımın 3. gününde ayağıma çivi battı. Akşamında söylediğim zaman anında aramıştı beni. Yüzümde oluşan o aptal sırıtışı hala hatırlarım.
  • İzdiham dergisini okurdu. Bana daha önce de söylemişti ama ben fırsat bulup alamadım. Kasım sayısını aldığında bana da almıştı. O bana veremeden ben bir yerde gördüm. Merak ettim ve bakmak için aldım. Rastgele bir sayfasını açtım. Sayfada bir illüstrasyon ve şu cümle vardı: “sabah uyandığında ilk aklına gelen kişi katilindir.” Elim ayağım nasıl boşaldı, kalbimin ritmi bir anda nasıl değişti anlatamam. Hemen yerine koydum dergiyi. Bana verdikten sonra da okumadım. -bunu hiç söylemedim ona-

    Haftada bir veya iki kere görüşmeye çalışıyoruz ve bazı haftalar bir kere bile görüşemiyorduk. Hiçbir zaman beni önceliği yapsın istemedim. Ailesinin yanındaydı, okulu vardı. Sorumluluklarını aksatsın istemedim. Leyla ile mecnun dizisinde leyla ile mecnun kavuşmaya yaklaştıkça felaket oluyordu. O’na dedim ki “Leyla ile mecnun gibiyiz ne zaman buluşmaya çalışsak bir şeyler çıkıyor.”

    Ertesi gün buluşacaktık. İşlerimi ayarladım erken çıkacağım ama onun işi çıktı. Kitap almaya gittiğini, zaman kalırsa buluşacağımızı söyledi. Kızdım ona. Zaten çok az görüşüyorduk bir de böyle olunca kızdım. Bana başka kitap aldım demişti ama o gün leyla ile mecnun kitabını almış. Doğum günümde hediye etti. 78 sayfalık kitabın 58. sayfaya kadar altı çizili yerler var. İki kere baştan başladım ama o 78 sayfalık kitap bitmedi hiç.

    Ben de sonradan öğrendim. Leyla ile mecnun kavuşamıyormuş. Onlar gibi biz de yarım kaldık.
  • annem dedi ki; ''oğlum kendini kaptırma. safsın zaten. üzülürsün.''

    iki ay geçmiş biz başlayalı. ufak tefek sorunlarımız oluyor ama o da her ilişki de olan sorunlar. konuşuyoruz ve anlaşıyoruz. birlikte büyüyoruz. ben büyüyorum ama o benim kadar hızlı büyümüyormuş. her şeye mantıklı yaklaşırdı. ben ise hiç mantıklı düşünmezdim. hep derdim ona "mantık işi değil bu. duygularını gizleme."

    yine bir gün buluşacağız aradı ve rahatsızlandığını söyledi. akşam görüşmeyelim dedi. n'en var dedim ama beni geçiştirmeye çalışıyor. içim hiç rahat etmedi. dedim ki ''geleyim 5 dakika görsem kafi.'' gelme dedi. meraklı biriyim ve içim içimi yiyor. okuluna gittim ama haber vermedim. yağmurlu bir akşam, sigara içmek için dışarıya oturdum. üzerimdeki tenteden sızan su ıslatıyor ufak ufak. bakar körüm ben. kalabalıkta, uzak mesafede insan seçemem. görebiirsem görürüm göremezsem "eve geçtim." diye mesaj atar giderim diye düşünüyorum. 45-50 dakika sonra kapıdan çıkarken gördüm. karşı kaldırımdan yürümek yerine kafelerin olduğu kaldırıma geçti. hiçbir şey demedim. seslenmedim, el kol hareketi yapmadım. sadece yüzüne kitlendim nasıl diye. beni fark etti. ama emin olamadı. yaklaşık 15 saniye kadar şaşkın bir ifadeyle suratıma baktı. sonra geldi oturdu karşıma. yüzünün rengi gitmiş, gözleri solmuş. bana sigarayı çok az şey yarıda attırır. karşıma oturunca yaktığım son dalımı 3. nefeste bastım küllüğe. kalk dedim gidiyoruz. amacım tramvaya kadar bırakmaktı. ailesine karşı zor durumda kalmasın diye hiç evine veya yakınına kadar bırakmadım. yolda yürürken karşıdan gelen arabanın önüne yürüdü. nasıl karardıysa artık. korktum ve evine kadar götürdüm o gün.

    bu kadar sinirlendiğim bir gün daha yaşamadım ben. akşam mesaj attı. okuldan çıkarken midesi bulanmış, istifra etmiş ve oturup ağlamaya başlamış ben nasıl gideceğim eve diye. ben gelmesem belki gidemezdi. belki ailesinden birini çağırmak zorunda kalırdı.

  • okulunda bir şiir dinletisi vardı. o da şiir okuyacaktı. o çağırmadan ben gitmenin planlarını yapıyordum zaten ama o çağırdı beni. gittim okuluna içeri girdim. konferans salonuna indim. hazırlıklar devam ettiği için almadılar beni içeri. kapıda beklerken o çıktı içeriden. kapının tam karşısında duruyorum ama seslenmedim hiç. insanların doğal hallerini daha samimi buluyorum. biriyle lafladı. birine bir şey dedi. sonra bir arkadaşı beni göstererek "kafanı çevir." dediğinde fark etti. gülümsemesi, şaşkınlığı. içeri geçtik, oturdum ben arkadaşlarının yanına. dilaver cebeci'den sitare şiirini ikinci sırada okuyacaktı. sıra o'na geldi ve başladı okumaya.

    ...
    "Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
    Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
    Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
    Umay gibi yumuşak huylum
    Nerden çıktın karşıma böyle
    Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime"
    ...

    bu kısmı okurken yüzünü bana çevirdi ve başka hiçbir yere bakmadı. yanımda oturan arkadaşlarından ikisinin kafasının aynı anda bana bir dönmesi var. bugün ölsem son anımda bu sahne gelir gözümün önüne. uzun seneler yaşasam son anımda hatırlayacağım sahneler arasında.

    sonra doğum günüm vardı. pazara denk geliyordu ve pazarları aile günleri. kalabalık oluyor. izin alması mucizeydi. hafta içi konuşurken yine limoniydik. tam sebebini hatırlamıyorum. sonra ertesi gün sana bir şey söyleyeceğim gel dedi. işten izin alabiirsen erken gel dedi. böyle bir şeyi ilk defa istiyordu. içim içimi yiyor. ertesi gün bir şekilde kalktım gittim yanına. doğum günüm için sürpriz yapmış. onun içinmiş her şey. bir kazak almış, leyla ile mecnun kitabı ve ayraçlar.

    bir muhabbet esnasında sormuştum koleksiyonun var mı diye. eskiden olduğunu söyledi. biz de kitap ayracı koleksiyonu yapalım mı dedim. tamam dedi. başucu kitabım olan çalıkuşu'yu ve oğuz atay, cemal süreya ve yaşar kemal'in resimleri ve sözleri bulunan ayraçları hediye etmiştim.
    ***
    bir gün paralel evrenler teorisini konuşuyorduk. var mıdır yok mudur falan diye. ben olabilir derken o olamaz diyordu. sonra "ne kadar paralel evren varsa hepsindeki benler senleri bulur." dedim.
  • güzel şeyler yaşadık ama bu andan itibaren asıl yarım kalan hikaye başlıyor. ve benim neden sinirlendiğim, neden kızdığım, neden kendimi siktiğim vs. gibi bir sürü nedenli sorular başlıyor.

    ben sevdiğime, sevgimi hissettirmeye çalışan biriyim. o an ne şekilde yapabiliyorsam yaparım. bu onun dikkatini çekti ve ayrılırsak rahatsız edeceğimden korktu. "ben öyle biri değilim. tacize girer bu yaptığım. bana sadece bir gününü ayır. aklımdaki sorulara cevap ver. o andan sonra bir daha karşına çıkmayacağım." dedim.

    iki insanız. bir yola çıkmaya karar vermişiz. 2 aydan fazla süre geçmiş. bendeki hoşlantı sevgiye dönüştü. ama o hoşlanmamış. o ilgimden memnun olmuş ve zamanla hoşlanmış. ama o kadar. "devam edebilmek için fazlası gerekiyormuş." dedi ayrılırken.

    tartışmalarımız incir çekirdeğini doldurmuyor ama o kendini öyle bir geri çekiyordu ki. öyle duvarlar örüyordu etrafına. hissettirdim bunu. sonra söyledim. yoruldum dedim. ulaşamıyorum sana. bana yaklaşmıyorsun hiç. can alıcı o soruyu sordu. "ayrılmak mı istiyorsun?" ben kendini toparlasın, o kadar zaman yanındayım artık kalbini tamamen açsın diye söylemişken bu soru geldi.

    aynı şeyleri bir daha yaşasam bu kısımda ayrılırım. beni sevemediğini fark edemedim. ayrılmak istediğini ama yapamayacağını anlayamadım. kendimi suçladım. ben kendimi suçladıkça ona daha çok bağlandım. yaklaşık bir ay sonra ayrılık mesajı atana kadar kendimi yedim bitirdim. hala da yer bitiririm. tek pişmanlığım bu.
  • iyi kötü geçen bir ay. perşembe günü seninle konuşmam gereken bir şey var dedi. konuşalım dedim ama söylemedi. ısrar etmedim. aşırı inatçı birisiydi. cuma gecesi ısrar etmeye başladım. hem merakımdan hem de sevdiğin insanın aklına takılan şeyi senin gidermen lazım.

    upuzun bir ayrılık mesajı. "bu kadar ısrarının bu konuşma için olacağını bilsen..." diye başlayıp "...lütfen cevapsız bırakma beni." ile biten. mesajı okudum. teşekkür mesajı attım. kendini suçlamaması gerektiğini, yapacak bir şeyin olmadığını ve ikimize de zaman vermesi gerektiğini.

    mesajı yazmayacağım ama biraz bahsedeceğim ki kadın olsun erkek olsun bunu yapmayın diye.

    4 kız arkadaşı ayrı ayrı konuşup "A.'ya aşık değilsin sen. Onu üzersen senin kafanı kırarız." demişler. ulan aşık değilse ayrıl mı denir? kötü biri olsam, şu yaşadıklarımı hak etsem gram sesim çıkmayacak. kızların kız arkadaşlarından korkun. kızlar siz de korkun.

    mesajda karar vermek için ablasıyla konuşması gerektiğini yazmıştı. ortalama bir hesapla ayrılmayı düşünüp de bana söyleyene kadar geçen süre 1 ay arkadaşlar. benim kendimi siktiğim bir ay, ona bağlandığım bir ay, hayatımı kararttığım bir ay. yahu fark ettin madem söyle. ben senin için kendimi paralarken sen neden oradan seyrettin?

    mesajımdan sonra yazdı yine. nasıl böyle soğukkanlılıkla karşıladığımı vs. Dedim ki zaman ver bize.

    cumartesi günü akşamı öyle bir ağladım ki. ben en son ne zaman ağladığımı hatırlamıyorum bile. ben o gün ilk defa bir kadın için oturdum ağladım. ruhum daraldı. pazar günü ise daha kötüydü. o hafta üşütmüştüm şantiyede. akşamına acile kaldırdılar beni. -bunu asla anlatmadım-
  • Pazar günü olması lazım. Artık muhabbetimizi bitirmek için mesaj attım. Nasıl olduğumu merak ettiğini ama yazamadığını söyledi. Artık hayatında olmamam gerekir dedim. Seni kaybetmek istemezdim dedi. Muhabbetini özleyeceğim dedi.

    Başka bir sözlükte ikimizde yazardık. Birkaç bir şey yazmıştım. Onları sildim. Bana aklıma onların nasıl geldiğini sordu. İkimiz için de başkasının olması ihtmali canımı yakarken nasıl düşündün dedi. “İlk defa sana karşı mantıklı baktım. Seninle benim bir araya gelme ihtimalimiz yok. İkimiz içinde yapılması gereken belli.”

    “Senin böyle kolay toparlanmanı benim de böyle yerle bir olmamı beklemiyordum.” Dedi. Ben daha yıkılmadım ama yıkılacağım dedim. 1 ay sonra başlarım dedim ve yıkılıyorum.

    Sonra bir arkadaşını aradım. Cumartesi veya pazar olması lazım. Dedim ki “bak fark eder beni aslında sevdiğini. Ama söylemez bana. İnadından söylemez. Fark edersen söyle.” Ama Pazartesi günü buluştuklarında a. toparlanmış, gülüyor, eğleniyor demiş. Nasıl sinir olmuştum var ya.

    Salı günü akşam beni aradı. Sesi titriyor, ağlayarak konuşuyor. “Elimi nereye atsam sen varsın. İki gündür şöyleyim böyleyim.” Neden bitirdin o zaman diyorum cevap yok. Aklımda en ufak bir ihtimal kalmasın diye aramış. Bitti ve asla geri dönüşümüz olmayacak diye. Katil dedim o gün ona. Cinayet mahaline geri döndün dedim. “Ben katil değilim.” Dedi ama ömrümden ömür gitti. Ertesi gün mesaj atıp özür diledim.

    Salı gününden sonra ben asla eski ben olamadım. O ise hayatına devam ediyor. Ona söyleyemediğim için kaç gün baş ağrısı ile geçti. Kendimle konuşmaktan yoruldum. Anneme ayrıldığımı söylediğimde “hep üzülen sen oldun. Bir kere de üzen sen ol. Kafana namaz takkesi ve mühendis baretinden başka bir şey takma.”

    Başka bir zaman yine üzüldüğümü sesimden anlayan annem “ah oğlum sen orada üzüldükçe biz burda üzülüyoruz.” Dedi. Ah anam. Hep haklı sensin.
    ***
    Kafamdan geçen de yazdıklarım bu kadar. Eğer birini sevmiyorsanız bunu hemen söyleyin. Kimsenin hayalleriyle oynamayın.

    Tüm entrylerim için imla.