yakınında duran bir kitabın 28. sayfası

  • richard sennett- gözün vicdanı, kentin tasarımı ve toplumsal yaşam

    "ısidore zamanında yapılan kiliselerle 1100'lü yıllarda yapılanlar arasındaki belirgin farklardan biri, sonrakilerin ölçülerinin devasa boyutlarda olmasıdır. bazı yazarlar bu yapıların iriliğini sırf fonksiyon açısından; yani kilisenin gücünü, çevresindeki dünyevi yaşama göre fiziksel olarak görünür kılmak şeklinde açıklamaya çalışmışlardır. ama bu ortaçağa ithal edilmiş modern bir bilinmeyendir. tanrı gücünün reklama gereksinimi yoktu; asıl sorun o'nun varolduğunun onaylanması değil, insanoğlunun o zavallı ve günahkar haliyle o'na nasıl ulaşabileceği, cemaatin onun varlığını idrak eder hale nasıl getirileceği meselesiydi. kilise binasının kütlesinin kocamanlığı, içi renkli ışıklarla, tütsüyle ve şarkılarla doldurulan devasa boşluğu, bu idrak ettirme amacına yönelikti. yani bu katedraller sırf dışarıya karşı bir gösteriş olmaktan ziyade içlerinde olan bitenden ötürü büyüktüler. duyguları kuşatılan sofular, tanrı'yı tokyo ya da pekin'deki sade tapınaklarda olduğu gibi bir boşluk belirtisi olarak değil, çok güçlü bir varlık gibi hissetmeliydiler."
  • özet geçeyim,

    savaş barıştır
    özgürlük köleliktir
    cahillik güçtür

    ...
  • ulan şansıma tüküreyim. bu başlığı gördüğümde yanınmaki kitap hmk idi. neyse dedim belki ilginç bir maddeden bi şeyler yazarım denk gele gele kısaltmalar sayfasına denk geldim.

    TMK: türk medeni kanunu
    TTK: türk ticaret kanunu
    umkihk: uyuşmazlık mahkemesi kuruluş ve işleyişi hakkında kanun
    vd.: ve devamı
    yön: bölge adliye ve adli yargı ilk derece mahkemeleri ile cumhuriyet başsavcılıkları idari ve yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesine dair yönetmelik

    al bunlar yazıyor mutlu musun başlık sahibi. :(
  • ---
    özverili olmak köleliktir ve eski kafalı olmak bağıra çağıra bayağılık kokar; kral, hükümet, tiranlık, yas tutma ve iç savaştır.
    ---
    anselme bellegarrigue - ilk anarşist manifesto
  • Sen benim çoğalan gücümsün, kuvvetimsin
    Yaşama sevincimsin kınalı kuğum.
    Etimsin, kemiğimsin, memleketimsin...
    Boyuna posuna kurban olduğum.

    Yavuz bülent Bâkiler ~ harman
    ayraç kitabın 28. sayfasında imiş. Bu bir işaret olabilir mi?
  • Sigmund Freud-totem ve tabu s.28

    ...
    Uygar uluslar için de çok ilgi çekici olan ve birçok yerde bulunan, çok şiddetli bir sakınma konusu daha vardır ki, o da damatla kaynana arasındaki toplumsal ilişkilere sınırlar koyan sakınmadır. Avustralya'da bu çok geneldir; fakat malenezyalılar, polinezyalılar ve afrika zencileri arasında da, totemizm ve topluluk evliliğinin izlerinin bulunduğu yerlerde de görülür.
    ...


  • Onu ilk defa İstanbulda ard arda verdiği iki konferanta dinledim. Bunlardan birincisi, o sıralarda yeniden tazelenen Kıbrıs meselesine dairdi. diğeri ise ikiyüzyıldan beri türkiyede yapılan devrim ve yenileşme hareketlerinin bir muhasebesi mahiyetinde idi.
    Dündar Taşer'in Büyük Türkiyesi - Ziya Nur Aksun
  • sevgili dost,

    rejisör bir filmde rol almak isteyen genç kıza; ‘eğer iki kelimeyi istediğim gibi söyleyebilirsen, sana rol verebilirim’ demiş, genç kız da; ‘tabii söylerim. nedir bu iki kelime?’ diye sormuştu. rejisör: ‘sadece üç kere bana; ‘gel buraya!’ diyeceksin.’ demiş, genç kız, bundan daha kolay ne var diye düşünürken, rejisör konuşmaya devam etmişti.

    ‘birincisinde sevgilinle bir münakaşa ettikten sonra ona artık ayrılman gerektiğini söylüyorsun o başı eğik kapıya doğru giderken, ceketinin cebinde tabanca olduğunu fark ediyorsun. hayatına son vereceğini seziyor, birdenbire onun senin için her şey olduğunu anlıyor ve büyük bir pişmanlıkla:
    -‘gel buraya!’ diyorsun.

    ikinci olarak, kendini küçük bir çocuğun annesi yerine koyacaksın. çocuk dört yaşındadır. sen ona bayramlık elbiselerini giydirmiş, balkonda oturmasını hiçbir yere gitmemesini sıkı sıkıya tembih etmişsin. sana itaat etmiyor ve sokağa fırlıyor. tam o sırada köşede bir kamyon beliriyor ve çocuk bir anda yere düşüp çamurlara bulanıyor. allah’tan ezilmiyor. sen dehşet içindesin. bir yandan allah’a şükrederken, diğer yandan sana itaat etmediği için çocuğa son derece kızgınsın işte bu duygularla ona:
    -‘gel buraya!’ diyorsun.

    son olarak da bir tacirin karısısın. kocan iflas etmiş. evin içinde alacaklılar kocanı linç etmek için bekliyor. fakat kocan, onuruna dokunan bu durum karşısında kalbine sıktığı bir kurşunla can veriyor. sen de sokak kapısını açıp, dışarıdaki kalabalığın elebaşısına:
    -‘gel buraya!’ diyorsun.

    sevgili dost,
    kızın bu sözler üzerine filmde rol almak istemekten vazgeçip geçmediğini bilemiyoruz. bildiğimiz, sesin tonunu kelimelere hayat verdiği ya da öldürdüğüdür.

    sevgili dost,
    gel buraya!

    Ali Ural-Posta Kutusundaki mızıka
  • Onlar da benliklerinin çoklu olduğunu düşünüyorlardı; benliklerinden biri çocuklarının babası, diğeri ebeveynlerinin çocuğuydu; işverenlerinin karşısında, evde karılarının yanında oldukları zamanlardan farklı davrandıklarını biliyorlardı; kısacası, tıpkı kendisi gibi, onlar da içinden çoğulluk fışkıran benlik çuvallarıydı. O halde, hükmeden ve hükmedilenler arasında elzem bir fark yok muydu? Bu noktada, başlangıçtaki soru, yeni ve ürkütücü bir biçim alarak tekrar ileri sürdü kendini: Çok benlikli tebaası kendileri hakkında çoğul değil de tekil şahıs zamiriyle düşünmeyi başarabiliyorsa, o da "biz" değil de bir "ben" olabilir miydi?
    Floransa Büyücüsü -salman rushdie
  • yağmurdan daha fazla bir seni sevebildim...

    --- spoiler ---
    sen yoktun o zamanlar,
    çocukluğumda en çok yağmuru severdim ben..
    ne zaman bir dert gelse bana,
    yağmur yağar;
    dinler,
    dokunur,
    ve topraktan kalkan o kokuyu koklardım..
    ateşim sönerdi..

    sonda büyüdüm,
    gözlerini gördüm,
    yandım,
    yağmur yağdı,
    ve ilk kez sönmedim..
    ben yağmurdan daha fazla bir seni sevebildim..
    --- spoiler ---

    elif gibi sevmek / hikmet anıl öztekin
  • Artık arabada beni arkadan destekleyecek yastıklar olmadan oturabilecek kadar gelişmiştim. Bu gezintiler sırasında pek çok kez düşmüştüm, dönemeçlerde son hızla ittiklerinde araba devriliyordu, ben de bağrışlar ve çığlıklar arasında yere yuvarlanıyordum. Ancak böylece dayanıklılığım arttı; düşmeyi ve bu düşüşleri birkaç morluk ve çizikle atlatmayı öğrendim. Bütün bunlar bana büyük heyecan yaşatıyordu.
    ...

    (Sol Ayağım - Christy Brown)
  • "So hold on to your wish. And that last night, yes, my wish was to save Katniss. But even without knowing about the rebels, it didn't feel right. Everything was too complicated. I found myself regretting i hadn't run off with her earlier in the day, as she suggested but there was no getting out of it at that point."


    çok anlamsız oldu ama en yakınımdaki buydu. daha sonra tekrar deneyeceğim. :(

    (bkz: mockingjay)
  • ruhi mücerret ve kaiken var yan yana, ruhi mücerret'i seçtim.


    Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey
    Nasılım
    (EDİP CANSEVER ,1928-1986)

    Öldüğüm günden sonraki bir zamana ışınlanmış gibiyim.
    İçinde yaşadığı ormandan daha yaşlı bir fil gibi.
    Gittiğim şehirlerde beni valiler, kaymakamlar, belediye başkanları karşılıyorlar. "Ruhi Bey" diyorlar "maşallah turp gibisin. En fazla 60 gösteriyorsun. Gençsin daha, sen hepimizi gömersin."
    [Yaşlanmanın bir iyi tarafı da, haşerelerden asla rahatsız olmamaktır.]
    ...

    Edit: imla
  • Cahit Sıtkı Tarancı, ünlü Otuz Beş Yaş şiirinin son bölümünde şöyle der:
    "Neylersin ölüm herkesin başında
    Uyudun uyanamadın olacak"
    Rahmetli ozanımızın "uyudun uyanamadın olacak" değişimden belli ki, yatakta ölümü düşünmüş. Doğrusu, ölümlerin en iyisi, herkesin beğenip istediği yatakta ölümdür, ama nerden belli yatakta öleceğimiz?
    ...
    Ölüm değildir de, yeri ve zamanıdır bizi düşündüren...
    Melih Cevdet Anday - Sevişmenin Güdüklüğü ve Yüceliği
  • Necib eğer Suad'ın yumuşaklığı ve idaresi olmasa Hacer'le anlaşmasının mümkün olamayacağını , Hacer'in hatta fırsat bile beklemeyen şu hırçın hücumlarına Suad'ın nasıl bir tahammül ile karşılık verdiğini fark ediyordu .

    Eylül Mehmet Rauf
  • 28. Sayfanın çoğu resim o yüzden tamamı o sayfada olan sadece iki cümle var o da:
    İnsanlar her zaman uçmak istediler. Kuşlar havada süzülürken öyle muhteşem görünürler ve martıları izlerken o kadar etkilenirsiniz ki kolayca uçmanın basit ve eğlenceli olduğu hissine kapılabilirsiniz.
    - Dünyanın En saçma icatları (adam hart-davis)
  • Hiç de fena insanlar değillerdi. Yalnız boş, bomboş mahluklardı. Yaptıkları münasebetsizlikler hep buradan geliyordu. İçlerinin esmeyen boşluğu karşısında ancak başka başka insanları istihfaf ve tahkir etmek, onlara gülmek suretiyle kendilerini tatmin edebiliyorlar, şahsiyetlerinin farkına varıyorlardı.

    (bkz: Kürk mantolu madonna)
  • Sakin ve soğukkanlı bir biçimde masaya yaklaştı. kendini tanıtmadan -"kim olduğumu biliyorsunuz, sizin kim olduğunuz ise beni ilgilendirmiyor" demek oluyordu herhalde bu saygısızlık- profesyonellere özgü bir kurulukla gerekli düzenlemeyi yapmaya koyuldu.

    stefan zweig - satranç
  • okuma etkinliği kitabı olan satranç ve deccal vardı. bende deccal'in 28. sayfasını açtım ama ilk cümleyi mi yazıyoruz ne yapıyoruz bilemedim.

    28. sayfadan bir yerlerden:
    "felsefe tarihinde birkaç şüpheciyi, dürüst kişiyi bir yana koyuyorum: ama geri kalanı, düşünsel dürüstlüğün ilk gereklerini bilmez."
    friedrich neitzsche - deccal
  • teknik olarak yaklaşırsak eğer en yakınımda "temel işaret dili" kitabı var. Bunu es geçersek -ki bunu anca fotoğraf çekerek aktarabilirim. Dolayısıyla diğer üç altlı üstlü kitaptan birini seçmem gerekecek. O halde;

    "Keyfim olursa, duyuyor musun? Keyfim olursa. Sana istediğin kadar çalışır, esirin olurum! ama santur başkadır. Canavardır o, özgürlük ister. Keyfim olursa çalarım; şarkı da söylerim. Sana zeybek, kasap havası ve pentozali* de oynarım; ama peşin pazarlık: keyfim olmalı..." nikos kazancakis - zorba

    *pentozali: bir çeşit raks.
/ 2