tuz
-
Bütün dünyada tuz, 5 ana tattan (acı, tatlı, ekşi, tuzlu ve umami ) birini veren en yaygın lezzetten birisidir ve (bkz: masa adabı)nın yerleştiği her yerde sofrada mutlaka tuz bulunur. hatta bazı tatlıların içinde çaktırmadan bile katılabilir;çikolatalı puding, kekler, kurabiyeler, baklava hamuru, (bkz: yaş pasta)lar gibi.
Tuz sadece lezzet açısından değil canlıların yaşaması için de neredeyse su kadar gerekli bir maddedir çünkü ana maddesi olan sodyum vücudumuzdaki sıvı dengesini düzenlemeyi, oksijen ve besinlerin taşınmasını ve sinirlerin elektrikle etkileşimini sağlıyor. Zararları ise herkesin bildiği üzere, fazla tuz tüketimiyle sonuçlanan yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları, Vücudun su tutması , Dehidrasyon (sıvı kaybı), Osteoporoz (kemik erimesi), Böbrek bozuklukları , Sindirim hastalıkları , Elektrolit ve hormon dengesizlikleri (dünya sağlık örgütü yetişkinler için günde 5g tuz tüketimini öneriyor).
Tarih boyunca tuz, bozulmayan-ve üstelik bozulmayı engelleyen- ve bayatlamayan bir madde olarak temizliğin, arılığın simgesi olmuştur. Masonlukta da tuz, yaratıcılığın kaynağı olan kadının simgesidir (erkeğinki, kükürt). Katolikler, vaftizde suyun yanına tuzu da katarlar ki, bu da pagan roma’dan kalma bir gelenektir. Gene roma’da Sofrada tuz dökmek uğursuzluk getirebileceği için dökülen tuzdan üç çimdik alıp sol omuzdan arkaya atmak gerekir, çünkü bütün şeytanlar, iblisler, kötü ruhlar, sol tarafa toplaşmışlar ve tuzu görünce kaçarlar inancı vardır (roma'daki aşk çeşmesinde de bozuk para aynı şekilde atılıyor, böyle geleneksel bir inançları var italyan'ların tüm kötülüklerin sol tarafta toplandığına dair:).
Edebiyatta da tuzla ilgili hikayeler vardır. Mesela (bkz: shakespeare)’in kral lear’i yazmak için kullandığı kaynak ve olay örgüsü tuza dayalı bir hikayedir. Burada kralın küçük kızı, babasına duygularını dile getirmesi istenince, o’nu ablaları gibi, altına, gümüşe değil ancak tuza benzetebildiğini ve tuz kadar sevdiğini söyler ve bu nedenle babasının hışmına uğrayıp saraydan kovulur. Ama sonra, kılık değiştirerek ve tanınmadan, babasını yemeğe çağırır sofradaki her şey tuzsuz pişmiştir. Hiçbir şeyden tat alamayan kral yanlışını böyle anlar ve akıllı kızıyla barışır…
tuzla ilgili şaşırtıcı bilgiler bununla da bitmiyor. Son olarak bilime kulağımızı verelim ve ABD'deki Iowa Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından Psikoloji ve Davranış dergisinde yayımlanan makaleye göre; Fareler üzerinde yapılan deneylerde tuz eksikliğinin, hayvanları normalde yapmaktan hoşlandıkları aktivitelerden uzak durmaya yöneltmiş ki bunun da depresyonun habercisi olabileceği sonucuna varılmış. Böylelikle tuz doğal bir (bkz: antidepresan ) diyebiliriz. Yani tuzlu yemeyi sevenler ile çikolata severler mutluluk hormonu bakımından yarışabilirler..
-
Yemeğe tuzla başlamak sünnettir. Yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitirmenin tıbben de çok faydalı olduğu bildirilmektedir.
Rafine tuz sağlığa zararlıysa da, ihtiyaç kadar kullanıldığı takdirde, doğal tuz yani kaya tuzu veya deniz tuzu çok faydalı ve şifa kaynağıdır. Himalaya tuzu daha iyidir.
tuz, kahve içine dahi konulabilir.
eski zamanlarda gelin adayı eğer damat adayını beğenirse kahvesini şekerli, beğenmezse tuzlu yaparmış. Tuzlu kahveyi içen damat adayı, kızın kendisini beğenmediğini anlayıp anasını babasını toplayarak bu işten vazgeçermiş.
günümüzde ise kız damat adayının gerçekten onu sevip sevmediğini anlamak için kahvesine tuz koyar. Tuzlu kahveyi içen erkek kız için her şeyi yaparım mesajı verir.
