suriyeli sığınmacılar
-
ülkelerinde çıkan savaştan dolayı ülkemize gelmiş insanlardır
İşin siyasi boyutuyla ilgilenmiyorum
iyisi vardır kötüsü vardır -neye göre iyi veya kötüyse-
tanıdığım en güzel insanlardan biri suriyeli, o türkçe bilmiyor ben yarımbuçuk arapça biliyorum, ama çok kuvvetli ve güzel bir iletişimimiz var, fatma abla, kendime örnek aldığım nadir insan. -
nereli, kim olduğuna bakmadan çaresiz olana kucak açmayı severim. ve onların bize muhtaçlığından çok bizim onlara ihtiyacımız olduğuna inanırım. -
suriye'de yaşayan insanlardır.
ya da artık yaşayamayan, bazı insanların cüzdanlarının biraz daha kalınlaşması için kötü şeyler yaşayan insanlardır. -
Başka ülkelerde mülteci, Türkiye' de ev sahibi olarak yaşayan vatandaşlarım... dönün geri!
Liderinizin güçlü bir devlet için size ihtiyacı var. -
havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte pek ortalıklarda görünmemeye başlayan kişilerdir. (izmir'den bahsediyorum) kışın çarşı pazarda ya da vergisiz al-sat yapılan her yerde kendilerine bol bol rastlıyorduk fakat havalar azıcık ısınınca bir anda el etek çektiler gibi geliyor bana. sanırım ege denizinde umuda yolculuk ayağına yine boğulmalar başlayacak. -
hakkında 'istemiyoruz' dediğiniz anda duyarcıların sizi suçladığı topluluk. ne ülkeye entegre olamıyorlar ne de gittikleri yerlerde insanları rahatsız etmekten vazgeçmiyorlar.
haklarında bir görüş:
link -
tam bir sorun. millete öyle bir rahatsızlık veriyorlar ki, akp'lisi, chp'lisi, mhp'lisi yani neredeyse halkın tamamı suriyelileri türkiye'de istemiyor. böyle bir durum olmasına rağmen iktidarın hâlâ mültecileri savunur nitelikte açıklamalar yapması, halkın ne düşündüğünü umursamadığını gösterir ki bu senelerdir ortada lakin kendi tabanı bunu yeni yeni anlamaya başladı. oy kaybederler falan demeye gerek görmüyorum. nasıl olsa son 2 ay yapılan mitinglerle her şey unutuluyor.
ben şimdi mültecilerden buraya nasıl geldim, o da ayrı bir vaka. -
bazen olumsuz kötü düşünüyorum haklarında bazen de tam tersi içim acıyor doğrusu.
babam esnaf. ve malum ki zorunlu eğitim 12 yıla çıktı, çıraklık denilen çocuk yaşta meslek öğrenme kısmı bitti. babam yanına çırak bulamıyor. okul saati dışında çalışacak ne kadar çocuk bulduysak çırak, hepsi dünya şımarığı, ne iş yaptı ne iş öğrendi. ki babamın mesleği de yufkacılık olduğu için yalan yok küçük yaşta öğrenmezse öğrenilmeyecek bir meslek.
sonunda bir suriyeli çocuk aldılar işe. çok karşı çıktım başta. neden suriyeli şu bu, yok iş mi yapar onlar rahata alışmışlar, daha neler saydırdım anne babama.
annem güzelce durumu açıkladı. çok ihtiyaçları var, inan biz türklerden güzel çalışıyor çok hevesli dedi.
bir gün dükkana gittim. çocuğa laf attım. nasıl utangaç. annem ona diyetisyeni anlatamadığı için benim için doktor bak bu abla dedi. utana sıkıla yanıma geldi kolunu açtı.
baktım kolu yanmış. dükkanda yufka pişirilen ocakta yakmış, korkusundan annemle babama da diyememiş. ecza dolabında bir krem vardı onu sürdüm. 12 yaşındaki küçük mülteci ile ilk diyaloğumuz böyle başladı. sonra da bak dükkanda veya dışarıda bir şey olur vücuduna, biri sana bir şey yaparsa anneme gel söyle. sana kızmaz tamam mı dedim tamam dedi anlaştık böylece.
çok iyi türkçe konuşamıyor ama az çok anlaşıyoruz. ben ailemden uzakta olduğum için geçen dükkanın telefonunu açtı. kendimi tanıtınca "abla abla, senin anne okuma öğretiyor" dedi.
annem okuma bilmeyen çocuğa boş vakitlerinde okuma öğretmeye başlamış. ki öğretebilecek mi diye de çok tedirgindim. annem lise mezunu ama okuma öğretmek ne bileyim tedirgin oldum.
pazar günleri normalde izin günü çocuğun. ama ısrarla işe gelmek istiyormuş. yanınızda otururum diyormuş annemle babama. sebebi öğrenince bir kat daha içim acıdı.
annem dükkana yemek yapıp götürüyor. ki bizimkilerin de yemek kültürü maşallah baya iyidir. eti, sebzesi, hamur işleri.
evde olunca sadece makarna oluyor, sen güzel yemek yapıyorsun demiş anneme neden pazar günü geliyor diye kızınca annem. artık her pazar ona da fazladan yemek götürüyor annem dükkana.
bugün yine dükkanı aradım. bu açtı telefonu. çocuğun adını bile bilmiyorum doğrusu. babam küçük usta diye seslenince öyle kaldı bizde.
annem yok mu dedim ki o kadar işim vardı ki bugün hızlıca konuşayım modundayım. yok dedi.
"doktor abla ben asker olmak istiyorum. babam türk değilsin olmaz diyor. olmaz mı, asker olamam mı?" dedi.
"suriyeye gidersen asker olursun burada olmazsın."dedim.
"ama ben türküm" dedi.
geçiştirircesine "olursun o zaman" dedim.
yine bir heyecanla "doktor abla, ben oruçta tutuyorum." dedi.
"ne güzel, aferin." dedim.
"ama evde akşam güzel yemek olmuyor. hemen bitsin ramazan. annen yemek yapsın" dedi.
o an bir yutkundum canım acıdı.
bu sessizliği yine o bozdu " doktor abla (daktar abla diyor aslında), ben okuyorum bak sana okuyayım mı?" diyor.
şaşkınlıkla oku bakalım diyorum. eline aldığı spor gazetesini okuyor bana. şaşkınlıkla çığlık atıyorum.
"gerçekten okuyorsun yalan değil dimi küçük usta" diye.
"evet" diyor.
"ee ne okuyorsun, öğrendin ya her şeyi okursun artık kitap okuyor musun?"
sessizce "kitap alacaktım haftalığımla babam kızdı. yemek aldı paramla. ağladım kavga ettim. ama bu hafta alıcam" dedi.
telefonun ucunda ağladığım belli olmasın diye "tamam benim işim var, kitap alma paranla bende var. sana yollarım tamam mı" diyorum.
kendi dilinde bir şeyler söyleyip çığlık atıyor.
bütün gün anneme " doktor abla ne zaman getircek kitap, ne zaman ki, hani kitap mı geldi, ara da hemen getirsin" demiş durmuş.
annem aradı "nerden yolluyorsan çabuk yolla kızım. beni darladı tüm gün kitap diye" dedi.
kargodaki cin ali serisi ile umarım iyi bir insan olmasının yolunu açarız.
-
dün yazdığım yazı üzerine bazı yazar arkadaşlar kitap çocuğun eline geçince vereceği tepkiyi de yazmamı istemişlerdi.
öncelikle orada yaşayan kız kardeşimde olayı duyunca kargo beklemesin çocuk diye hemen bu sabah o da kitap almış ona. benim gönderdiklerim zannedip çığlık çığlığa mutlu olmuş. tabi kardeşim bunlar başka, ablamın aldıkları da gelecek bugün deyince bir sürü kitap olacak diye sevinmiş.
ve kargo da gelince, annem kargoyu alırken koşarak kargocuya seslenmiş "benim için mi getirdin kitapları, doktor abla napıyor iyi mi, bana mı yolladı bunları" diye kargocuya elli tane soru sormuş.
bütün gün işini bırakıp bırakıp kitaplarının başına oturmuş. dükkanda un oluyorlar diye dışarıya koymuş kitaplarını.
babamda "ya çalmasınlar kitaplarını" deyince hemen içeri alıp üzerilerine poşet sarıp öyle muhafaza etmiş.
annem bir ara "aa yeter işini yapmıyorsun" diye kızınca iş bitince bana okutur musun diye annemden söz almış. bir saat kadar kitap okumuşlar.
önümüzdeki yılda sanırım okula kayıt ettireceğiz.
