sevilmediğini anlamak

  • Ben asla arabesk dinleyen, sürekli büyük dertlerinin olduğunu anlatan veya hayata küsmüş tiplerden olmadım. Hiçbir zaman da onların yaptıklarını tasvip etmedim, aksine onları hayata karşı pozitif olmalarının gerektiğini öğütledim.

    Ama insan ne olduğunu kabullenmeli, gıcık bir kişiliğim var. Bu kişiliğim daha çok samimi olduklarıma yansır. Sanki insanların bana yakınlaşmasını istemiyor gibiyim.

    Bunu nasıl fark ettiğimi de şöyle izah edeyim, ben üniversite 2.sınıfım. ve lise de 11.sınıfa kadar çok güzel arkadaşlıklar edindim, ama 12.sınıfta hayattan kopmak zorunda kaldım. Ve üniversiteyi ilk senemde kazandım. Üniversiteye geçince arkadaşlarımı arayıp sordum sürekli. Fakat sürekli ben aradım. Onlar hiç bir zaman aramadılar. Neyse yaz tatili geldi. Arkadaşlarıma mesaj atıyorum, işte bir gün buluşalalım falan. Ama Tık yok... şimdi de 2.sınıftayım. çok takıldiğım 2 arkadaşım var, yani üçlüydük. Biri ile aram iyice bozulmakla beraber, şu an satiş aşamasındayız.(*swh) lanet olsun tapasya...

    Neyse samimiyetin çok çok daha az olduğu bir dörtlü var. Bunlarda ne arayıp soruyorlar. Milayarlarca insan arasında bir önemim olmasını elbette beklemiyorum. Ama şuan ki konumum ben ve ailem. Aile gibisi yok ama çevre olmadan olmuyor.

    şuan için dertlerimi kendimi anlatabileğim bir arkadaşım yok. (Buraya yazma sebebim de her halde burdan kaynaklanıyor.)
    Ama artık kabul etmem gerek, benim gıcık bir kişiliğim var. Lanet olsun tapasya!
    Birde şunu not düşeyim, kendi kişiliğinin kötü olduğunu kabul etmek kadar lanet bir durum yok.
    Bu gece bu kabullenmeyi ne kadar ciddiye alsam da, hayata karşı hala pozitifim, güçlüyüm. Olmak istediğim kişi olacağım.

    Tanım: telefonun bayramda dahi çalmamasıdır.