sesindeki yalnızlık

  • cem adrian ve melis danişmend'in eşlik ettiği muazzam bir karaçalı parçasıdır.
    ben asla ağlamam! sadece gözlerim dayanıksız.
    ***
    gözlerinde buz parçaları gizler
    sessizlik! ve sessiz bir sitem olarak
    kalkar yıldızları izler
    aşk yok
    markaların kalbinde yatan
    yalnızlık var
    ben yokum
    aynada biriken
    uzayan yalnızlıklar
    size acı içki ve unutuş eğer aşk; batma ölüm ve hiçlik ise: dayatılan rol desem
    bu sürgülü ve keçeleşmiş kirpiklerin ne anlamı var
    size gösterilen b1r veda
    ve yol desem
    ve kan... ve hayat... ve duygular...
    bana mutluluk biraz?
    ne zan ne sana dair ..
    kırık bir at ikonu miras
    üzgünüm, denedim her versiyonunu üzgünlüğün
    kaybetmek korkularıydı odama giren
    mavi duman
    o sesler de kayıp
    içim bomboş artık
    daha mı yalnızım hayır.
    mutsuzluk uyuşturuyor
    umudun kıyısız tarafındayım
    ben asla ağlamam!
    sadece gözlerim dayanıksız.
    hayvan yangısı yılgın çiçek çelenkleri gönderdim cenazeme
    şimdi gündelikçi akşamlara kon
    hatırlat bana uzak ve yakınlığın sarıldığı bankı
    hatırlat nasıl başlamalıydı dinlediğimiz ilk şarkı
    hatırlat başak saplarını dik tutan gölgemi
    hatırlat efkarımı, deliren gezegenimi. ve öfkemi!
    hatırlat nasıl yenilirdi güneş çiçekleri delip geç
    hatırlat bana
    benzediğin şehiri gerçekten sevince

    yalnızlık (yalnızlık)
    saklandığın o küçük delikte
    buluyor seni
    yalnızlık (yalnızlık)
    seviştiğin o kalpsiz bedende
    uyuşturuyor seni

    bir yağmura başlar gibi
    bir koşuda yavaşlar gibi
    şaşkın ve atılgan
    ataerkil ve kıvrak
    bir ismin arasına kıstırılmış sonsuzluk gibi -aşk-
    nasıl yol alır sayısız dudaklarından
    gel kıyılarına yüzümün yüzme öğret
    can çekişen balıklarına
    gel uykumun dakikalarına kumrallığını uzat
    ve biraz sakalımın kokusunu al
    götür. ört yastığına..
    bir oğul doğur
    ve beni unut
    hatıralarımı yak
    şimdi, hiç görmedim o son seviştiğin yabancıyı
    alışırım konuk oyuncu olup kaçınılmaz sonlarıma
    mutluluk üzerine bahis yapma
    zamanlarımızdı hatırlarım
    ansızın kente ve yüreğime doğrulttuğun tabancayı
    zamansız ve fransız
    kör makas kesik rızk
    kahve ile dirilen hücre
    bunlar bizim merhabalarımız
    nikotinle gönenen sabah
    bunlar günaydınımız
    bir unutuşun ortasındayız
    bunlar elvedalarımız
    şimdi seni gasp edecekler bir yüzükle müstakil evle
    benim bütün takım elbiselerime pişmanlık sıçrayacak
    o zaman çöküp bir sigara yakabilirim bu kentte
    yağmurlar yağdırabilirim taze
    simit kuyruklarına
    gidişine korunamadığım gibi dönüşünü de savunamam
    yokluğuna dayanabilirim ancak
    sade bir fotoğraf olarak..
    köprüler de ayrılabiliyor
    nehirler de sevgilim
    hayat böyle bir yerden sonra
    ne kadar karışsan da kalabalıklara

    yalnızlık (yalnızlık)
    saklandığın o küçük delikte
    buluyor seni
    yalnızlık (yalnızlık)
    seviştiğin o kalpsiz bedende
    uyuşturuyor seni