saliha malhun

3 entry daha

  • Aynada bir sokak yalnız erimiş
    Belki bir zambak ülkesi masal perisi
    Gülümsüyor alabildiğince mavi
    Kalbimde duyduğum ses
    Sen hâlâ o martısın diyor
    Deniz içmek istiyor gözlerim
    Şimdi bir yağmur yağsa sokağa
    Yağmur içmek istiyorum
    Belki ıslak bir kitap bulabilirim denizde
    Harfleri içebilirim..,
    Belki de serin bir taş duvara yaslarım başımı
    Sesimi duyarım geçmiş zamandan
    Belki de yaşamak yalnız bir hâyâl
    Sevmek şimdisiz, yarınsız ve dünsüz
    Bir boşluktur sadece büyür yürekte
    Bir yürek, bir dağ ve bir kuş masalı hep vardır
    Meleğin sesidir, buğday tanesinin eğilmiş başı gibi
    Bir taş merdiveni boyuna çıkar gibi
    Bu bir zambak ülkesi
    Hep beni bekliyormuş
    Hep beni özlüyormuş
    Saliha MALHUN
  • BURSA'DA İKİNCİ ZAMAN

    Şehir, kendisiyle konuşması bilene çok şey anlatır.
    Tophane sırtlarından şehre bakanların farkında olmasa da o neftî buhur içinde seyrettikleri ikinci bir zaman vardır. İsa’dan önce 1300’ler Prusa’nın elmas kalbi İnkaya’dan çıkan köfeki taşlarının kollarıyla şehri sarıp sarmaladığı yıllardır.
    Olympos; eski Yunanlıların Tanrı Dağı olsa da Mysia Olympos’u, yani Uludağ tanrıya yakın olanların, yâni münzevîlerin dağı olmuş târihi boyunca. Şehrin üstündeki o neftî buğu içinde salınan mazisine bakanlar hâlâ duyabilirler her sabah şarıl şarıl akan dereleri, saka kuşlarını ve bülbülleri. Her sabah Kostantinopolis’e gitmek üzre yola çıkan kervanları, çamaşır yıkayan kadınları, şehrin kubbesinde yankılanan çocuk seslerini ve akşamüzeri dönen koyun sürülerinin çıngırak seslerini duyabilirler hâlâ. Tahta Kale o günde dağ ve ova köylülerinin erkenden tezgâhlarını açtığı Pazar yeri.
    Şehrin gündüzü kadar gecelerini de görmek mümkün o neftî buhurlukta. Ne ki şehrin ışıklarını kaparcasına gözlerini yumarak içine açanlar her gece Prusa’nın üzerinde ışıldayan Yedi Kandilli Süreyya’yı ve Venüs’ü hatta Samanyolu’nun en uzak yıldızlarıyla bütün gece yoldaş olabilirler.

    Hazret-i İsâ’nın yeryüzüne teşrifinden iki yüzyıl evvel kurulmuş bu şehir. Ne tuhaf... Kartacalı Annibal şehre sığınmakla kalmamış adeta âşık olmuş Prusa’ya. Şehri karış karış arşınlayıp ölçüp biçmiş, onu ilk defa yapılandırmış aklını ve kalbini tekrar bu şehirde yeşertmiş.

    Antik Yunan aklından ve medeniyetinden uzaklaşan Romalıların gitgide bir vahşet sürüsüne dönmeleri mukadderdi. İşte şuracıkta bir yığın köy hiç biri de şehrin tekfurundan memnun değil. Kostantinopolis’e doğru dizilen ipek ve şarap kervanlarının başına kim bilir yine neler gelecek. Mallarının ve sürülerinin yarıdan fazlasını tekfurluk hakkı olarak alan bu zalimlerden halk kime sığınacak? Adalet yalnızca güçlülerin elinde ve onlardan yana iken hikmet tahtında bir adalet ne vakit kurulacak?

    Bir şehrin kuruluşunu yahut kurtuluşunu işte bu noktada aramak lâzım. Bir şehir ki kendi askerleri tarafından yağmalanıyor. Ne hayatı, ne ırzı ne de malı mülkü emniyette. Fethin ve fütuhatın kokusunu şimdi daha yakından duyabiliriz. Selçuklu sultanlarının, uç beylerinin hâkim oldukları yerlerde nasıl huzur ve adalet getirdiklerini şimdi rahatça müşahede edebiliriz.

    Halkın sevgilisi, çevre tekfurların ise korkulu rüyası olan Türkler yakında Prusa’yı fethedecekler. Çok uzakta değil, şuracıkta Osmanlı’nın ilk başkenti Yenişehir’in en derininde bir köyde Yarhisar’da yeşerecek fütuhat ruhu…

    Saliha MALHUN
3 entry daha