pandora'nın kutusu
-
türkiye-fransa-almaya ortak yapımı dram türünde yerli sinema filmidir..
yönetmen koltuğunda yeşim ustaoğlu oturmaktadır..
başrolde Tsilla Chelton, derya alabora, Onur Ünsal, Osman Sonant ve Övül Avkıran rol almıştır..
filmde anne ve üç kardeşin hikâyesi anlatılmaktadır..
filmde yalnızlaşma, kaçış, hissizleşme, yabancılaşma, bencillik, uzaklaşma, hesaplaşma, nihilizm, sıkışmışlık, sisteme alet olma/olmama, kaygı, tekdüzelik gibi pek çok önemli konu en yalın hâliyle işleniyor..
oyunculuklar muhteşemdi. yeşim ustaoğlu'nun güneşe yolculuk'taki oyunculukları ne kadar kötüyse pandora'nın kutusu'ndaki oyunculukları da bir o kadar iyiydi. karakterlerde gerçekçiliğin ve doğallığın aynı anda mükemmel uyumu vardı. tonton anneannemiz Tsilla Chelton'ın oyunculuğu ise takdire şayandı..
müzikleri harikaydı. filmle oldukça uyumluydu. müzikler biraz nostaljik hava da katmış filme..
filmdeki karakterlere göz atalım.
anne karakter nusret hanım'a bakacağız önce. nusret hanım, yaşı epey ilerlemiş üç çocuklu bir kadındır. köyünde yalnız yaşamaktadır. alzaymır hastalığına yakalanmıştır. bir gün köyünde kaybolur. olayı haber alan çocukları annelerini aramak için bir araya gelir. düşünme yetisini kaybetmiş olsa da çocuklarına ve torununa söylediği bazı sözler oldukça çarpıcıdır. nusret hanım, hayatının son zamanlarında âdeta kutuyu açar, kötüyü söyler. nusret hanım'ın belleğini kaybeden biri olarak sözlerini ve davranışlarını diğer karakterlerin belleğini harekete geçirmesi bakımından önemli buluyorum. şimdi de taşrada doğup büyüyen daha sonra bir şekilde istanbul'a göçen eden kardeşlere göz atalım. en büyük kardeş nesrin, ekonomik durumu diğer kardeşlere göre iyi sayılabilecek evli ve tek çocuğu olan bir kadındır. son derece kontrolcü ve aşırı baskıcıdır. obsesif bir kadındır. kardeşlerin en sorunlusudur. ya da kendini öyle görendir. anneliğini, kadınlığını kaybetmiştir. ailenin dağılmasında kendini sorumlu hisseder, suçluluk duyar. ortanca kardeş güzin, çalışan bekâr bir kadındır. depresyondadır. sevilme ve istenilme ihtiyacı duyar. ilişkileri karmaşık ve sorunludur. her zaman daha iyisini istese de hiçbir zaman iyi bir ilişkisi olmaz. annesiyle arası öteden beri iyi değildir. küçük kardeş mehmet'te sıra şimdi de. ailenin tek erkek çocuğudur. bekâr, yalnız yaşayan vurdumduymaz biridir. bohem hayatı yaşamaktadır. yönetmenin deyimiyle boşluğa asılı yaşar. kendini sisteme ve düzene ait hissetmez. bir nevi tutunamayandır. hayata dair beklentisi, idealleri yoktur. her şeyden vazgeçmiştir. ablaları düzene ne kadar uymaya çalışıyorsa o da o kadar uymamaya çalışır. yeğeni murat'la olan sahneleri harikadır. filmdeki en sevdiğim karakterdir. bu üç kardeşin tek ortak özelliği hepsinin özel hayatı sorunludur. onun dışında ortak özellikleri neredeyse yok gibidir. bu kardeşler birbirlerinden kopuk yaşamaktadır. her biri farklı konumda olan kardeşleri uzun zaman sonra onları bir araya getiren şey anneleri oluyor. pandora'nın kutusu da burada açılıyor. ülkemizde birbirinden kopmuş pek çok kardeşin içinde bulunduğu durumu gözlemleyebiliyoruz filmde. kardeşlerin hepsi aileyle ilgili kaybı, kopuşu kabullenmiş gibidir. şimdi de filmdeki diğer önemli karakter murat'a bakalım. murat, büyük abla nesrin'n oğludur. üniversitede okumaktadır. kendini arayan bir gençtir. fakat bu arayışı nasıl ve nerede yapacağına dair en ufak bir fikri yoktur. aşırı anne baskısıyla yetişmiştir. bu baskılara daha fazla dayanamayıp evden kaçar. sokakta başına gelen bir olaydan sonra dayısına söylediği şu sözler onun nasıl bir ruh hâlinde olduğunu göz önüne serer. "Ayaklarımı hissettim, ellerimi hissettim, damarlarım varmış, damarlarımı hissettim." murat'ın hayatta en iyi anlaştığı kişi dayısıdır. ne var ki o da dayısı gibi tutunamayan olmaya adaydır..
filmdeki karakterlere yabancılık çekmiyoruz. kısmen kendimizden ve çevremizdeki insanlardan parçalar bulmamız mümkün filmde..
bir yol filmi gibi başlasa da aslında orta sınıfın yaşadığı modern dünya sorunları ve kapitalizm eleştrisini görüyoruz filmde..
filmin senaryosunda eksiklikler fark ediyoruz izlerken. bazı olaylar ve kişiler hakkında detaylı bilgimiz olmuyor. bu durum izlerken kafamızda soru işaretlerine neden olabiliyor. belki de yönetmen bunları düşünmemizi istemiştir, kim bilir..
pandora'nın kutusu'nu izlerken Tôkyô monogatari'yi anımsadım. yalnızlaşma, yabancılaşma, sisteme alet olma gibi kavramlarla iki film benzerlik göstermektedir..
film, türkiye'de ve dünyada pek çok film şenliğinden ödülle dönmüş. aldığı ödüllerin tümünü hak ettiğini düşünüyorum..
filmle ilgili yönetmenin önemli bulduğum şu sözlerini paylaşmak istiyorum.
”Pandora’nın Kutusu bir yabancılaşma, yalnızlaşma hikâyesi. Herkesin kendini bir şekilde içinde bulabileceği, gelişmiş ya da gelişmekte olan, kapitalizm ve modernlikten nasibini almış bütün toplumlardaki bireylerin sıkışılmışlığı anlatılıyor. İnsanlık hâllerinin kimi ironik kimi hüzünlü bir dille anlatıldığı, orta sınıf ahlâkı üstüne kurulu dokunaklı bir hikâye…”
yeşim ustaoğlu, pandora'nın kutusu filmiyle daha önceki filmlerine göre görece daha az politik bir eleştiri sergiliyor. bu da dikkatimi çeken bir detaydı..
yeşim ustaoğlu'nu iz'den tanıyorum. ayrıca güneşe yolculuk'tan. iz'in konusunu pek beğenmemiştim, oyunclukları ise başrol hariç hepsini beğenmiştim. güneşe yolculuğu genel olarak beğenmemiştim. pandora'nın kutusu'na ise tam not verdiğimi, hatta bu filmle yeşim ustaoğlu'na hayran olduğumu söylemek istiyorum..
filmin finali son derece etkileyicidir..
pandora'nın kutusu, bağımsız türk sineması filmlerinin en iyi örneklerindendir. kesinlikle izlemeye değer..
aşağıda filmden detaylar vereceğim. izlemeden önce ayrıntıları öğrenmekten hoşlanmıyorsanız aşağıda yazılanlarını okumanızı önermem..
--- spoiler ---
köyünden, toprağından koparılan ananenin büyük şehirde mutsuz, huzursuz olduğu belliydi. ananesinin ait olmadığı yerde yani şehirdeki kaos ortamında başkalarına yük olarak değil de kendi toprağında yaşama ve yaşama veda etme istediğini anlayan murat, ananesini son günlerini huzurlu geçirmesi için köyüne götürerek gözümde çok değerli bir eylemi gerçekleştirdi. murat'ın ananesiyle yaşadığı naif günler ve murat'ın arayış içinde olduğu özünü o köyde ananesiyle bulması harikulâdeydi. filmin sonu da en az film kadar etkileyiciydi. ananenin yaşama vedasındaki sahnede hatırıma eskimoların şu geleneği düştü. eski zamanlarda yaşlı eskimoların kar içinde yatırılarak ya da buzdan yapışan kulübelerinde bırakılarak ölümü beklemesi istenirmiş. ayrıca balık avına çıkıldığında yaşlılar buzulların üstünde bırakılırmış. o buzullar onları nereye götürürse oraya giderlermiş. kendilerini topluma yük olarak gören grönlandlı yaşlı eskimolar bir daha asla dönmemek üzere kayıklara binip uçsuz bucaksız denizde kaybolurlarmış.
--- spoiler ---
-
Titanların ve tanrıların entrikalarla dolu ilişkilerinin bir bölümünün sembolik ifadesidir. -
prometheus'un ateşi insanlara armağan etmesinin bir bedeli olarak zeus tarafından yaratılmış bir kutudur aynı zamanda. -
Antik Yunan efsanelerinde geçen ve içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan sihirli kutu. ayrıca Yeşim Ustaoğlu'nun senaryosunu yazdığı ve yönettiği 2008 yapımı Türk drama filmi.
Başrollerinde Tsilla Chelton, Derya Alabora ve Onur Ünsal oynamıştır. sevdiğim bir yönetmenden harika bir filmdir.
