omuz silkmek

  • Baş kaldırmaktır, her ne kadar omuz silkerken başın vücuda daha da yakınlaşmış olsa da. Baş sabitken omuzların havaya doğru ivmeli hareketi, üst mertebedeyim canım, sesini duyamıyorum anlamına gelir.
    Omuz silktiğin olayın kalitesine göre, kaliteni belli edersin. Bazen mal, bazen elit, bazen sosyal bir bela, bazen yüksek işlevli bir sosyopat olabilirsin.
    Hiç arkadaşım yok benim. Sırf omuz silktiğim şeyler yüzünden. Küçükken de kavgacıydım. Aslında, küçükkende haklıydım. Haklı olduğum konu değişsede haklılığım değişmediği sürece kavga ettim. İlk başlarda üzülürdü annem. Gençlik anne dedim. Geçer.
    Geçmedi.
    Yarım haklı olduğum konularda, mülahaza salahiyetine haiz olmayan kişiler ile münakaşadan kaçınırım.
    Omuz silkiyorum.
    Mahalle delikanlılarına. Mahallenin namusunu sözümona koruyan, iki bira içtikten sonra yoldan geçen bacılarıma laf atan delikanlılara.
    Şirk koşmaktan yorulup, dinlenirken dinden bahsedenlere.
    Ateistlere omuz silkiyorum. Müslüman ülkede doğmasaydınız müslüman olmazdınız, bunu siz seçmediniz dedikten sonra, kendi seçmediği bir kadın ve adama, ana-baba diyen sığ ateistlere.
    Aslında omzum silkik, hayatım silkik, geziyorum. Bu liste uzar gider.
    Hepinize silkiyorum omzumu.

  • smiley'si de yapılmış insan hareketi.
  • Hayko cepkin'in reklam filmlerinde sıklıkla yaptığı hareket.
    Şimdi reklamlar
  • kitaplarda, özellikle yabancı dilden çevrilen kitaplarda çokça karşıma çıkan söz öbeği.
    okurken her denk geldiğimde omzumu silkiyorum ama bana hiç gerçekçi gelmiyor karakterin o anda omuz silktiği. gerekli gereksiz her yerde omuz silktiriyorlar karakterlere. bir insan günlük yaşamında o kadar omuz silkmez ki.
    --- spoiler ---
    angry'nin alarmı sabah köründe çaldı. uyanmaz istemiyordu ama kalkmak zorundaydı. omzunu silkti ve yataktan yuvarlandı. tuvalete gitti. tuvalet kağıdı bitmişti. omuz silkti ve içindeki suyu özgürleştirip çıktı. hazırlanmaya başladı. giyeceği gömleğin ütüsüz olduğu farketti. omuz silkti ve giydi. kahvaltı yapacaktı ama buzdolabindaki her şeyin fifty shades of green olduğunu farketti. omuz silkti ve evden dışarı çıktı. tam dış kapıyı kilitlerken anahtar kırıldı ve anahtar deliğinin içinde kaldı. omuz silkti ve ''amaan çilingir çağırmakla kim uğraşacak yeni bir ev alırım'' dedi. otobüse bindi. akbili bitmişti. omuz silkti ve gideceği yere yürüyerek gitti. gördüğü herkese omzunu silkerek selam veriyordu. herkes onun bir tikinin olduğunu düşünüyordu. ama bu genetik bir rahatsızlıktı. büyük büyük dedeleri bile omuz silkme hastalığından muzdarip bir şekilde ölmüşlerdi. hatta bir tanesi omzunu silkmekten kolu kopmuştu. umuyordu ki angry'nin başına böyle bir şey gelmeyecekti.
    --- spoiler ---
    '*''*'
  • yakın zamana kadar kitaplarda her gördüğümde "elin tersiyle omzun üstünü silkmek" şeklinde anladığım, ancak gerçekte "omuzları hafifçe yukarı kaldırarak" yapılan ve umursamama durumunu gösteren ifade biçimi.

    örnek: dürdane omuz silkti, homurdandı ve söylenerek gitti.