ölüm

31 entry daha

  • Ölüm varken biz yokuz; biz varken ölüm yok; onunla hiçbir zaman karşılaşamayacağız ki ölüm gelecek diye acı çekmek en büyük aptallıktır.

    *test çözerken denk geldim bir süre bakıştık soruyla ve 'zaman' işliyordu..
  • sona vardığını sandığın yerden başlamaktır.
  • var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?

    ibn arabi
  • ölümden değil de hiç doğmamış gibi olmak kahreder asıl. seni tanıyan son kişi öldüğünde hiç doğmamış olacaksın gibi bir söz vardı, öyle işte.
  • Pişmanlığın en ağır tanımı sanırım. Ayrılıklar, kavgalar, dargınlıklar, alakasız tripler bir yere kadar bu ana gelinceye kadar. O geldikten sonra, sen istediğin yere git olduğun yerde saymaktan ötesi değil. Gidenler hakkında hiç tecrübem olmadı ama kalmak en ağır tabirlerden daha da ağır. Ölüm diyince, haklı olsan ne olacak? Üzerine bir avuç toprak atınca, yüz vermesen ne olacak? Sulardan önce gözyaşınla ıslatınca toprağı istediğin kadar sevdiğini söyle hafifler mi kalbin? Sevdiğim bir şair der ki : sevgileri yarınlara bıraktınız,diye. Bırakmayın. Acıları bilmem ama güzellikleri hiç yarına bırakmayınız. Bir güzellik bırakayım ben de size sevgilerde şiir
  • 2018 yılında türkiye’de 426.000 kişi ölmüş bu günde 1167 saatde 48 kişi yapar. saatte 48 kişi türkiye'nin nüfusuna oranla %6x10*-5 yapar yani türkiye şartlarında senin sonraki bir saat içinde ölme olasılığın bu sayı. biraz daha somut bir örnek verirsem sokağa çıktığında gördüğün her 100.000 insandan 5'i sonraki saati görem(e)meyecek dersem baya götümden sallamış olurum ama sizin bunu hesaplamadığınızı bildiğim için ve ölüm konusunda yazma motivasyonum olmadığı için bu sayıya sadık kalacağım. baya iyiyiz ölme konusunda hatta bildiğim kadarıyla kimse bunun başına gelmesine engel olamadı

    türkiye'de bulunan ortalama bir insanın elde ettiği başarılar düşünülürse bu insanlar belkide ilk defa 100.000’de 5’lik dilime girdiler(ve evet bu yazının sonunda yazarken harcadığım sürede kaç kişinin öldüğünü yazacağım*. hatta artık zaman birimi olarak ölüm sayısını kullanabilirim 2 saat demek yerine 96 insan gibi. saatlik ölüm sayısının değişeceğini söyleyebilirsiniz ama bu dolar gibi hızlı bir şekilde artıp artmayacağı için
    -did you see what i did here- bu kısa vadede sıkıntı olmaz. hatta uzunluk birimi metre yerine balina uzunluğu kullanabilirim biriminede bn derim kim durdurur ulan beni! mesela göbek deliğim ve ayağımın ucundaki doğum lekesine kadar olan uzunluk 0,0272 bn)

    ama insan merak ediyor kim bu süper 5’li diye. ailelerini arkadaşlarını düşünsene nasıl ağlıyorlardır şimdi. akrabalar falan eve toplanmış ,ölüme birkaç adım daha yakın olan akrabalar tedavüldeki tüm ölümle ilgili klişeleri ustaca kullanıyorlar. diğer tarafta feryatlar falan bazıları o kadar çok bağırıyor ki çektiği acıyı geçip hatta göbekten sağa dönüp caminin karşısına kadar gidiyor sanki yeterince bağırmazsa birileri onun kötü akraba olacağını düşünecekmiş gibi(acaba yakınlık derecesi ile ağlama miktarı arasında matematiksel bir ilişki var mı? doğrusal bir ilişki olmamalı bence, yani bir kişinin babası ölmüşse onun ağlama miktarına 12 dersek ölen kişinin 2. dereceden akrabası 11, 3. dereceden akrabası 10 olmamalı
    bence logaritmik olarak azalması lazım baksana ölenin amcasının torununun çocuğunun kuzeni helvaya gömülmüş yani doğrusal olarak azalsaydı bu kişinin gözlerinden bir iki damla yaş gelmesi gerekirdi)

    ama benim böyle ortamlarda nefret ettiğim kişi ağlayan değil ilk söylediğim klişe üstüne klişe dizen kişi. ben eminim ki bazı sözlerini söylemek için birilerinin ölmesini bekleyen insanlar bunlar heyecanlanıyor çünkü pezevenk. sanki bunları söylemek onu daha yüce daha üstün bir insan yapıyormuş ,ölüm hakkında bir farkındalık oluşturmuş gibi sıradan akılın caka aracı olarak kullandığı bu sözler sadece ortamda birikmiş olan adrenalinin nörotransmitteri oluyor.

    bir de tabutun sahibinin tarafı var -tabi tanrı takımını tutuyorsan- düşünsene şimdi o kadar din var üç büyükler falan ama ölünce bakıyorsun aslında doğru olan afrikadaki bir kabilenin tanrısı çıkıyor. böyle bir şey acayip bir bummer olur. o kadar imamın papazın yüzündeki sinirle karışık şaşkınlık ifadesini görmek için sağ bacağımdan vazgeçerdim.

    *48 insan
  • Buraya uzun bir yazı yazacağım okumanız dileğiyle.
    Aslen erzincanlıyım ve ailem erzincanda hayvancılık yapar, dün sabah 07.00 saatlerinde köydeki çobanlar hayvanlarını otlatmak için dağa götürdükleri sırada köyde daha önce görülmemiş bir kar ve tipi fırtınası başlamış öyle ki 2 adım ötenizi bile göremediğiniz bir sis oluşmuş ve çobanlar köye haber göndermişler köye dönemiyoruz yardıma gelin diye babam da dahil olmak üzere tüm köylü dağa yardıma gitmişler ve 5 6 saat sonra anca köye dönebilmişler ve onlarca koyun fırtınada telef olup ölmüş ama köye döndüklerinde babam darıcadaki 23 yıllık kiracımız süleyman amcanın olmadığını fark etmiş ve bunun üzerine yardım için afad ve jandarmadan yardım istemişler akşam saat 8 e kadar arama kurtarma çalışmaları yapılmış fakat bir sonuç alınamamış ve fırtına öyle yoğunmuşki babam 58 yıldır o köyde yaşar fakat böyle bir fırtınaya ilk defa tanıklık ettiğini ve afad olmasa kendisinin de o dağda az daha kaybolmuş olabileceğini söyledi, son kez akşam aramaya çıkarlar ve süleyman amcanın sadece hayvanlarını bulurlar, 1 2 saat sonra ise köyden 4 km uzaklıktaki bir dağda cansız bedenine ulaşırlar, 70 yaşında ve dizlerinde ödem bulunuyordu, yürümesi bile zorken o hayatını 3 5 kuruşla devam ettirebilmek için günde 3 4 saat uykuyla her gün o dağa tırmanıyordu ve dün fırtınadan önünü göremeyip uçurumdan düşüp olduğu yerde can vermiş, cesedini bile dağdan fırtına dolasıyla 10 saat sonra bulup adli tıpa götürdüler, daha 2 hafta önce konuşmuştum sokağa çıkma yasağı vardı ve ben dışardan gelsene aşşağı bir ceza yapıştırsınlar demiştim cidden gülüp eğlenmiştik, 65 yaşındaydı salgın dolayısıyla dışarı çıkamıyordu ama geçimini sağlayabilmek için özel izin alıp erzincana gitti, evde sokağa çıkma yasağıyla ölümden korunurken erzincana ölüme gitti aslında, ecelden kaçış yok yani ne olursa olsun vadeniz dolduysa gerekiyorsa ölüme kendi ayaklarınızla gidiyorsunuz, daha dün gece bu saatler evindeydi ama şimdi morgda daha dün sabah eşiyle görüşüp erzağını alıp dağa çıktı ama gece evine değil morga gitti. hayvanları kendisinin bile değildi kiralamıştı belki kendisinin olsa fırtınada koyunların peşinden gitmek yerine olduğu yere çöküp fırtınanın dinmesini bekler sonra evine dönerdi ama o, o koyunların parasını ödeyebileceği gücü olmadığı için aramaya gitti aslında ölüme gitti ve belki kim bilir kaç saat o dağda o fırtınada cansız yattı. haberi duyunca donup kaldım, olamaz ya dedim ölüm bu kadar ani olamaz dedim ama bu kadar basit aslında, sabah evden akşama ne istiyorsunuz diye sorarak çıkarız akşam biz değil eve haberimiz gider, süleyman amcanın durumu da tam olarak buydu. geçim derdi için dağda, fırtınada, uçurumda can verdi. coğrafya kaderdir derler ya gerçekten öyle, coğrafyası dağlardı, çobanlıktı, kaderi de böyle buruk bir ölüm oldu. bu haber beni cidden mahvetti ve bir şeyi öğretti: ölüm gerçekten var arkadaşlar, hani ergence laf vardır ya ölüm var sevdiklerinize sarılın diye, sarılın arkadaşlar, siktir edin gururu ve sevdiklerinize sarılın, belki yarın göremezsiniz, gurur meselesi yapmayın zira gurur insanı sevdiklerinden ayırır, topluma karşı gururlu olursanız toplumda yeriniz sözünüz olur ama sevdiklerinize karşı yaparsanız içinize dert olur, ölüm var sarılın sevdiklerinize. ve cidden ölümümüzün bile hayırlı olması dileğiyle. anlatmak istediğim hala çok şey var ama hala olayın şokundayım ve cidden saatlerdir hayatın ne kadar basit ve geçici olduğunu sorguluyorum. ayrıca ateş cidden ama cidden düştüğü yeri yakarmış onu da anladım, zira ben şu an üst katımda sigara içerken bu satırları yazıyorum belki birazdan film izliycem ama alt katta oğlu babasının ölüm haberi hem de çok korkutucu bir ölüm haberiyle ağlıyor, ölüm cidden var, kimseyi incitmeyin ve asla hiçbir şeye üzülmeyin, zarar veren şeylerin koyun götüne gitsin sizden önemli mi ? yarın nefes alacağınızın garantisi yok her şeyi siktir edin ve hayatınızı dolu dolu yaşayın. ölüm var. çok doluyum baya yazmışım ama umarım okursunuz ve umarım bir şeyler çıkarırsınız bundan. sonumuzun da hayırlısı olması dileğiyle. mutlu hayatlar
  • Hayatın sana daha doğarken sunduğu dehşet bir spoiler, ölüm. filmde spoiler yesen belki izlemezsin, ya da zevk almazsın. Ama bu gerçekle yaşayıp hayata devam edilebiliyor. Bu inanılmaz ve bir o kadar da faydalı olabilecek bir durum.
  • ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı göze almışım
  • Âh ölüm
    çık kolumdan hadi
    her yere seninle gidemem ki ben,

    sen yanımdayken hem
    öyle ağız dolusu gülemem ki ben,
    âh ölüm…
  • çaresi bulunamayan ve bulanamayacak olan; her canlının ortak noktası.
  • Yaşayan her canlı organizmanın sonunda karşılaşacağı durum.

    Bilinç sahibi olmamızın en kötü yanı bir gün öleceğimizi bilmektir. Çıplak yazar

    Oysa bir kuş ölüm korkusuyla yaşamıyor. Şarkı söylüyor, böcek yakalıyor, çiftleşiyor, sonra da ölüyor.

  • "Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim."
    (bkz: Montaigne)
  • Annemin arada bir bizimle paylastigi "neden ölüm insanoğluna verilmiş?" Sorusunu kendi çapında cevaplayan hikayeye gore, sadece insanoğlunun dayanabileceği bir acıymış.

    Tanrı ölümü önce dağlara, taşlara vermiş. Dağ, taş ölümün acısıyla inlemiş. (Doğayı canlı tasavvur, animizmden panteizme kadar yolu var) daha sonra tanrı bir de insana vereyim demiş. İnsanoğlu ölüm acısıyla bir yerde aci çekerken öte yanda diğerleri mutluymuş. Bir tarafta ölüm varken, diğer tarafta düğün yapabiliyormuş insanoğlu. Ve Tanrı bildi-anladı ki (Alime'llahu), ölüm insanoğluna daha uygundur. Fıtratı buna yatkındır.

    O yüzden tanrı ölümü insana vermiştir. Tabi her şeyi bilen tanrı, neden bu konuda deneme yanılma yöntemine gitmiş diye sorulmuyor kadın anama. Güzel güzel dinleyip, kabulleniyoruz.
  • Bulunduğu yerde kendisinden daha ciddi ve daha gerçek başka bir şeye şahit olamayacağınız hayatta olmama durumudur.

    Ben ölüme anlam yüklemeyi seviyorum. Bu annenizin size olan sevgisi ya da düşmanınızın size olan nefreti kadar gerçek bir durum. Asla şüpheye düşmezsiniz. Canlı bir bedeni düşünün. Bir aile bireyiniz olsun. Onunla gülüyor, eğleniyor, hiç son yokmuş gibi vakit geçiriyorsunuz.

    Birgün o ölüyor. İnancınıza gore ya da istediğiniz bicimde bir cenaze merasimiyle onu gömüyor/yakıyor/ ya da tabutla göle salıyorsunuz. Gömülmeyi seçelim. Birgün önce onunla gülüyor, egleniyorsunuz, bugün onu issiz bir yerde toprağın altına bırakıp kaçıyorsunuz. Halbuki o hala orada. O hala aramızda ama nefes almıyor. Konuşmuyor, hayatta değil. Ama tüm bedeniyle aramızda. Gidip toprağı kazsanız birgün önce gülüp eglendiginiz kişiyi göreceksiniz. Sarilsaniz o, opseniz o... ama geri dönmüyor...

    Bu benim için travma seviyesinde bir varoluş kaygısı. Şükürler olsun, yakınlarım hala hayattalar. Fakat bu kaçınılmaz bir son. Bu kadar anlam yüklemeli mi bilmiyorum. Modern dünyada ölüm acısı en fazla 1 yıl sürer diyorlar. Peki yarattığı travma?
  • Yaşamı terk-i diyar etmek sadece geride kalanlar için acı verir sizin için bitmiştir. Peki ya birinin yaşamında ruhen ölmüş sayılmak ?
  • (bkz: homo sapiens) ve (bkz: neandertal) insanlarının belki daha eski insan türlerinin de üzerine çokça kafa yorduğu, doğanın olmazsa olmaz bir kanunudur. ölü gömme törelerinin tarihinin çok eskilere gittiğini en az 5-10 bin yıllık bir tarihi olduğunu biliyoruz. dininin de başlangıcı sayılabilecek bu töreler daha sonra oldukça çeşitlenip farklı mitolojilere, dini inanışlara, tanrılara, geleneklere, adetlere ve davranışlara dönüşmüştür.

    ölüm ve yaşam denen şeylerin dinamiklerini anlayamayan böyük böyük böyük dedeşkolarımız; bunları farklı şekillerde yorumlayarak inanılmaz zengin bir literatürün doğmasına neden olmuşlardır. biraz eski tarihli de olsa (bkz: joseph campbell)'ın yazdığı mitoloji serisi (ilkel mitoloji, yaratılış mitolojisi, doğu mitolojisi, batı mitolojisi, tanrının maskesi gibi kitapları okunabilir.)

    osmanlı devleti'nde ve biraz daha eski türklerdeki ölüme bakış, cenaze adetleri ve diğer gelenekler için gilles veinstein'ın yayına hazırladığı, bir çok farklı akademisyenin makalelerinden oluşan osmanlılar ve ölüm kitabı okunabilir. yeni satın aldığım ve şu an büyük bir keyifle okumakta olduğum; (bkz: gönül tekin) hocamızın (bkz: simurg'un kanadı) isimli kitabı da okuduğum kadarııyla yer yer bu ölüm mitlerine ve geleneklerine değinmektedir. özellikle doğanın ölümü, tammuz'un ölümü gibi konuların divan edebiyatımıza nasıl etki ettiğini görmek için okunabilecek en kapsamlı kaynaklardan biri zannımca.
  • Hayatta her şey belirsiz, kesin olan mukadder bir şekilde kesin olan tek şey var: Ölüm.
    (bkz: Alexis Carrel)
  • farkında olan kişi için hayat daha güzeldir, anı yaşar, çok az şeyi kafaya takar.

    farkında olmayan kişi ise hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığı için her zaman daha fazlasını ister, gözü doymaz, her zaman rekabet içinde kalmaya çalışır.
  • "ölüm bu, işaret değildir seneler ve yaşlar. rastgele oyun dışına atılan bir oyuncu gibi terk edebiliriz her an dünya denen bu hileli gezegeni. hep isteriz ki sevdiklerimizden önce gidelim ama hep de unuturuz aynı zamanda, hâlbuki biz de birilerinin sevdiğiyiz."
31 entry daha
/ 2