nazım hikmet ran

  • Ölümsüzlüğü bulan şair.
    Nur içinde yat. Unutanın Kalbi kurur.
    (bkz: 3 Haziran 1963)
  • Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Dizelerini yazan şair.
  • soyadının pek bilinmemesi nedeniyle bilgi yarışmalarında sıkça sorulan sorulardan biri olan yazar/şair.
  • Arkadaşları için hediye baklava alıp onlara hediye etmeden bitirdiğini okumuştum. Tatlıya çok düşkün bir şairimiz.
    Ayrıca (bkz: mavi gözlü dev)
  • 3 kadına da aynı anda aşık olabilen ve gerçekten yaşatabilen hafif çapkın mavi gözlü dev.
  • "seviyorum seni" adlı şiiri yazan Mavi gözlü dev.
    Onur Akın'ın sesiyle çok güzel bir şarkıya dönüşmüştür.
    işte burada
  • romantik komünist diye de anılan sanat ve dava adamı. Romantik komünist diye anılmasından da anlaşılacağı gibi siyasette de aktiftir ve bu yüzden yemediği sürgün görmediği zulüm kalamamıştır. Bir şiirinde kendi hayatını söyle aktarmıştır;

    1902'de doğdum
    doğduğum şehre dönmedim bir daha
    geriye dönmeyi sevmem
    üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
    on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
    kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
    ve on dördümden beri şairlik ederim
    kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
    ben ayrılıkların
    kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
    ben hasretlerin
    hapislerde de yattım büyük otellerde de
    açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
    otuzumda asılmamı istediler
    kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
    verdiler de
    otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
    elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya
    Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
    961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır
    partimden koparmağa yeltendiler beni
    sökmedi
    yıkılan putların altında da ezilmedim
    951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
    52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü
    sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
    şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
    aldattım kadınlarımı
    konuşmadım arkasından dostlarımın
    içtim ama akşamcı olmadım
    hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
    başkasının hesabına utandım yalan söyledim
    yalan söyledim başkasını üzmemek için
    ama durup dururken de yalan söyledim
    bindim tirene uçağa otomobile
    çoğunluk binemiyor
    operaya gittim
    çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
    çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
    camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
    ama kahve falıma baktırdığım oldu
    yazılarım otuz kırk dilde basılır
    Türkiye'mde Türkçemle yasak
    kansere yakalanmadım daha
    yakalanmam da şart değil
    başbakan filân olacağım yok
    meraklısı da değilim bu işin
    bir de harbe girmedim
    sığınaklara da inmedim gece yarıları
    yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
    ama sevdalandım altmışıma yakın
    sözün kısası yoldaşlar
    bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
    insanca yaşadım diyebilirim
    ve daha ne kadar yaşarım
    başımdan neler geçer daha
    kim bilir.

    Ayrıca Jean-paul sartre ile de hem dava dostu hem de ahbaptırlar. Ve sartre bir yazısında ondan şöyle bahsetmiştir;

    Nazım hikmet'e saygı

    “ben her şeyden önce onun insan olarak büyüklüğünü ve kabına sığmaz enerjisini hatırlatmak istiyorum. onu ağır hastalığı sırasında tanımış, yaşamak ve savaşmak iradesi karşısında şaşıp kalmıştım. ama beni asıl etkileyen onun hüzünlü ve alaycı uyanıklığı oldu. eziyetlerden, ölümlerden kaçıp kurtulan bu adam – başkalarının yaptığı gibi – dinlenmiyordu. biten hiçbir şey yoktu onun için. dıştaki düşmanla savaşırken içteki dostların hatalarına karşı da kardeşçe bir savaşı sürdürüyordu. herkesle birlikte barış uğruna, emperyalizme ve faşizme karşı savaştığı sırada bile, moskova’da oynanan bir piyesinde, bürokrasinin tehlikelerine karşı arkadaşlarını uyarıyordu. ne militan disiplininden geçti, ne de yazar eleştiriciliğinden. bu çelişmeyi sonuna kadar yaşadı. bu sürekli gerginlik, son yıllarda, mahpusluktan artakalan güçlerini de yedi bitirdi. ama asıl bu yönüyle bugün bir örnek insan olarak kalıyor aramızda.
    “vefalı dost, yiğit militan, insan düşmanlarının amansız düşmanı, her yerde hizmet etmek ama hiçbir şeyi görmezden gelmek istemiyordu.
    “durup dinlenmeden nöbet tutan bir insanın eserleri, ölümünden sonra da, sizin için aynı işi yapıyor.”

    Kopyala yapıştır bir entry oldu ama olsun yani..
  • Türkiye Komünist Parti'li şair yoldaş.
    Seni düşünüyorum şiirine
    T. K. P.’m benim
    seni düşünüyorum.
    Sen dünümüz, bugünümüz, yarınımızsın. diyerek başlıyor.
    (bkz: Nazım Hikmet Kültür Merkezi)
  • nazım hikmet ran, tanıdığım ilk şair, 10.yaş hediyem...

    kendisini annem gösterdi bana, doğum günümden bir süre önce açtı birkaç şiirini okumamı istedi. nedenini hatırlamıyorum, silik anılar arasında bir ayrılış hikayesi şiirini okuduğumu hatırlıyorum. pirayeye mektupları, hiroşimadaki çocuklara sıraladığı dizeler kalmış hatrımda.

    bilmiyorum bu sevginin, hatta sevgi de değil daha da yoğun , düşkünlüğün neden kaynaklandığını. annem bana kendisini öğrettiği zamanlarda babam yanımda değildi, belki bu sebepten sevdim nazımı, babam yerine koyarak.
    orta iki zamanları , ben senden önce ölmek isterim şiirini dilime pelesenk ettim, sonraki seneler hoşgeldin kadınım ve sonraki zamanlarda başka başka bir sürü şiir ile doldu.

    nazım bir mektupta olması lazım, pirayeye ismini yüzüğümün içine yazdım diyordu. vefatından uzun süre sonrasında eşyalarının sergilendiği yerde gidenler görmüş ki yüzüğünün içinde vera yazıyormuş. onu öyle sahiplenmiştim ki sanki annemi aldatmış gibi üzülmüştüm. tabi nazımı, yaşamını, düşününce gayet de olası bir şey de olsa kafamın içindekilere laf geçirememiştim.

    kendisi gönlünde bir çok kadını ağırlamış, yakışıklı, zeki, cesur, romantik, canımın içi manevi babamdır. ruhu şad olsun, varsa eğer öteki dünyada yüzü gülsün.

    zaman ötesi yazı olarak; http://aranizdakiyabanci.blogspot.com.tr/2014/01/nazm-hikmetle-tansnca.html
  • Havsalam almıyordu bu hazin hali önce
    Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
    Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
    Allah'ımın ismini daha çok candan andım.
    Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
    Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,
    Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...
    Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,
    En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
    Üstünde orospular yükseltiyor sesini.
    Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
    Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.
    Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,
    Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu
    Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
    Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!
    Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster
    Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer
    Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
    Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

    dizelerini yazan şair. Ağa Camii şiiri.
  • kız çocuğu şiiri hikayesi, sözleri, derinliği ve şarkısı ile farklı bir boyuta ulaşmış ölümsüz bir eserdir.

    Kapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    Gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.

    Hiroşima'da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    Yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.

    Saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    Bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.

    Benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    Şeker bile yiyemez ki
    kâat gibi yanan çocuk.

    Çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    Çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.

    şiirin hikayesi | wiki
    ceylan ertem | kız çocuğu performansı
  • Salkım söğüt şiirinin yazarı. Şiirlerinden sesler duyarsınız. Bazen bir tren sesi bazen koşan atlılar.
    “atlılar atlılar kızıl atlılar,
    atları rüzgâr kanatlılar!
    atları rüzgâr kanat…
    atları rüzgâr…
    atları…/at…
    rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!”
  • ilk ismi şiir yazan anlamına gelen hayat şairi
  • Denizin üstünde ala bulut
    yüzünde gümüş gemi
    içinde sarı balık
    dibinde mavi yosun
    kıyıda bir çıplak adam
    durmuş düşünür.

    Bulut mu olsam,
    gemi mi yoksa?
    Balık mı olsam,
    yosun mu yoksa?..
    Ne o, ne o, ne o.
    Deniz olunmalı, oğlum,
    bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
    dizelerini yazan büyük şair. deniz olunmalı, oğlum...
  • Yedi tepeli şehrimde
    Bıraktım gonca gülümü
    Ne ölümden korkmak ayıp
    Ne de düşünmek ölümü..
  • "Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
    Dünyanın en güzel sesinden
    En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
    Fakat artık ümit yetmiyor bana,
    Ben artık şarkı dinlemek değil,
    Şarkı söylemek istiyorum."

    şiiri ile farkını ortaya koymuş şairdir.
  • kötü olan birisi cebinde hiç nazım hikmet taşır mı?
  • “Kötü olan birisi cebinde Nazım Hikmet taşır mı hiç?” Nazım-Beş Kardeş dizisi repliği
  • şiirleriyle büyüdüğüm şair.
    hakkındır yaramazlık
    dik duvarlara tırman yüksek ağaçlara çık
    usta bir kaptan gibi kullansın elin
    yerde yıldırım gibi giden bisikletini
    ve din dersleri hocasının resmini yapan
    kurşun kalmeinle yık
    mızraklı ilmuhalin
    yeşil sarıklı iskeletini
    ve sen kendi cennettini
    kara toprağın üstünde kur
    ..............................
  • yok öyle umutları yitirip ,
    karanlıklara savrulmak.
    unutma, aynı gökyüzü altında
    bir direniştir yaşamak
/ 2 »