muş

  • hayatımın iki yıl sekiz ayını geçirdiğim şehir.

    hayatta her şeyin sebebi olduğuna inanan yanımla, gitmiştim o şehre. hatta büyük şehirlere sığmayan kalbimi küçücük bir doğu ilçesinde terbiye etmeye geldim demiştim herkese.

    hatta üniversite bitince erkek arkadaşım gözden uzak olan gönülden de uzak olur diye ilk atamalarda tercih yaptırmadı bana. atanamadım. sonra kavga gürültü, hatta ben kendimi suçlu hissediyorum benim yüzümden tercih yapmadın deyip beni terk etmişti.


    ağla zırla, 6 ay helak oldum. sonra yine bir tayin dönemi geldi. ama puanım doğuya yeter. bense hala barışırız belki de ankarada kendi diyet merkezimizi açarız ümidiyle ki öyle bir hayalimiz vardı, bekliyorum.

    kız arkadaşlar yalvarıyor , tercih yap kızılbüyü o seninle barışmayacak.

    tercihin son günü, gecesi hatta. tv izlerken bir mesaj. eski sevgilimden. ki ben ona o dönem anonim yazılarımda ankaralı diyordum.

    ankaralıdan. nasıl bir hevesle açtım mesajı. ellerim titriyor. 6 sonra ilk mesajı.
    "inşallah atanamaz, o evde kafayı yersin. allah belanı versin."

    ağlayarak tercih yaptım. ne harita, ne hangi şehir nasıl. internetim yok. uyuyan kardeşimi uyandırdım. onun interneti ile ağlayarak 23:30 da hızlıca tercih yaptım. tercihler gece 12 de bitecekti.

    sabah kahvaltıda aileme söyleyince doğuyu yazdım herkes bir şok.

    ankarada çılgın partileyerek geçen üniversite hayatından sonra doğuya memur olarak gitme... kimse benden beklemezdi.

    annemin ilk yorumu yapamazsan istifa edersin oldu.

    ve muş'a atandım.

    küçük bir valizimle, kırmızı şapkam ve kırmızı eldivenlerimle tek başıma muşa gittim.

    daha doğrusu şapka eldiven çantada. annem zorla koymuş. ya ben ankara soğuğunda takmadım. ne şapkası demişim.

    havaalanında kaldırımda valizi açtım. milletin bakışları arasında valizde şapka eldiven aradım. donlarımı falan her şeyimi gördü millette.

    muş maceram böylece başladı.

    22 yaşında bir başına bir hayat.

    hem heyecanlı, hem mutlu, hem duygusal farklı günler başladı.

    herkesin derdine dertlenip ağlıyordum.

    22 yaşındayız ve biri evlenmek istiyor. ailesi vermiyor. hadiiii hep beraber bir akşam ona içiyoruz.

    kürt türk muhabbeti yapıyoruz kalabalık bir grup, o akşam da ona dertlenip içiyoruz.

    hayatımın en güzel yıllarını geçirdim muş'un salakça bir ilçesinde.

    en güzel anıları edindim.

    sonra ehliyet alıcam diye kursa yazıldım. ilk sınava giremedim uyuyakaldım.

    ikinci sınavda gözetmen hocalardan arka koltukta oturana aynadan baktım ve içimden seni seçtim pikaçu dedim. ben bununla sevgili olurum.

    ehliyet sınavında kaza yaptım. kaldırıma çıktım araba ile. arkadaki yakışıklı çocuk kafasını tavana vurdu hafiften.

    utançla kaldım ve oradan uzaklaştım.

    günler sonra olan tek kafemizde karşılaştık. konuştuk.

    bir kaç gün sonra da kafede bir erkek arkadaşla otururken ki çocuk bana asılıyor. sırf asılmasın diye ehliyet sınavında bir çocuktan hoşlandım dedim.

    ilginçtir. çocuk benim arkadaşım tanıştırayım dedi.

    aradı çağırdı. geldi tanıştık.

    öyle başlayan bir hikayemiz oldu. ve sevgili olduk.

    o kadar yakışıklı bir çocuktu ki hep dediğim bir cümlem vardı. muşta olmasak bana bakmazdı belki.

    hayatımın en güzel, en aşık ama en acı dolu günleri başladı bu sayede.

    ama yine olsa yine hayatıma alır. yine doğuyu onunla geçirir. sonra yine terk edilmeyi göze alırdım.

    ona "22 yaşımın en güzel yanısın,muşa rağmen" demiştim.

    teşekkür ediyorum, muşu güzel ve çekilebilir kıldın. senin yüzünden sonraki erkek arkadaşımla çok sorun yaşadım, seni çok kıskandı. aşık olduğum tek adam olduğunu düşündü. ama olsun. güzeldi her şey ve muş.

    şimdi yine 22 yaşıma dönsem. ve bana istediğin şehirde hayatına başlayabilirsin diye bir hak sunsalar, ben yine muşu ve seni seçerdim.
  • memleketim olan şehir. ovasıyla, lalesiyle, içli köftesiyle ve murat köprüsüyle meşhurdur.